Posts Tagged ‘şiir’

28
Haz

Şi’r-i Bâkî (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

şi’r-i bâkî

câm-ı şi’r-i bâkî ne büyülü şey ki
tadına doyulmaz öyle hoş bir mey ki
onu bir kez içen körkütük mest olur
câm-ı cem sarhoşu yanında pest olur
bilemedim onu eşsiz bir şiir mi
yoksa meftûn eden büyük bir sihir mi
o ne hoş bir sâda, o ne zarîf hayâl
okuyanı kaplar anlatılmaz bir hâl
ne müthiş bir üslûp ki bir şiir bir gazel
ancak olabilir bu ölçüde güzel

sakın bana şarâb sunmayasın sâkî
beni sarhoş etti zâten şi’r-i bâkî

fahri kaplan

Tags:

28
Haz

Bülbül-i Şeydâ (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

bülbül-i şeydâ

inledi bahçemde bülbül Kays gibi
bir şiir yazdı ki İmr’ül-Kays gibi
o şevkli sesle derdini şakıdı
âh bilseydim eğer neydi maksadı
hemen yarasına merhem olurdum
dertli bülbül senle hem-dem olurdum
bir dostum olurdu beni anlayan
belki hafiflerdi ağrım o zaman

fahri kaplan

Tags:

28
Haz

Necip Fazıl’ın “Akıl” Şiirini Tazmîn (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

NECİP FAZIL’IN “AKIL” ŞİİRİNİ TAZMÎN

“Akıl, akıl olsaydı ismi gönül olurdu.
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu.”

Teslîm olma zevkini bir tatsaydı o sanem,
Pervâne misâlince şevk içre kül olurdu.

Eğer farkedebilse gülün güzelliğini
Bahçesinden ayrılmaz, şeydâ bülbül olurdu.

Verseydi zimamını hakîkat sevdâsına
Aşılmaz tepeleri aşan düldül olurdu.

Kendini aşka uzak tutmasa idi o şuh,
Âşıklar nazarında gâyet makbul olurdu.

Necip Fâzıl, bu sözle yol gösterdi Fahrî’ye:
“Akıl, akıl olsaydı ismi gönül olurdu.”

Fahri Kaplan

Tags:

28
Haz

Söylesin (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

söylesin

nâlân dillerin derdini neyler söylesin
sarhoş rindlerin hâlini meyler söylesin
kimi âşık u kimi mest ü kimi dil-harâb
nedir ahvâli herkes birşeyler söylesin

şâd mı bu bezmde gönüller yoksa nâ-şâd mı
aşk şarâbıyla mest bir rind-i ser-âzâd mı
fânî dünyâda harâb mı acep âbâd mı
nedir ahvâli herkes birşeyler söylesin

fahri kaplan

Tags:

28
Haz

Karârdan Karâra

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

karârdan karâra

dünyâma şevk gelir nehârdan nehâra
rûhuma zevk gelir bahârdan bahâra

biz ki mecnûn’unuz seni bulmak için
gideriz bu çölde diyârdan diyâra

aşkınla mest olan âşık-ı bî-karâr
durmaz geçer dâim karârdan karâra

huzûr bulduk seni her anışımızda
unutunca düştük zarârdan zarâra

evvel âvâreydi fahrî şimdi âşık
nasıl düşüverdi o nârdan bu nâra

fahri kaplan

Tags:

28
Haz

Suyun Raksı (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

suyun raksı

dâim kaynayan, dertli rûhum gibi
bir gece vakti şevkle coşsun sular
yine köpürsün yine taşsın sular
öyle taşsın ki görünmesin dibi
dâim kaynayan dertli rûhum gibi

ân gelince de sussun su durulsun
sâkin ve berrâk hâle gelsin ki âb
en hoş aksiyle görününce mehtâb
gönlüm o mâha yeniden vurulsun
vakti gelince sussun su durulsun

fahri kaplan

Tags:

28
Haz

İlhâm (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

ilhâm

kaleme gelmezse zorlama sözü
kaleme gelmeyen kelâma gelmez
bir âb-ı hayâttır ilhâm sunulur
susamış şâirin yanınca özü

fahri kaplan

Tags:

28
Haz

Şâir Sözü (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

şâir sözü

nicesi var sözle inciler dizer
mîzânla tartılmaz şâirin sözü
kimi sevindirir ve kimi üzer
muammâdır onun gece gündüzü

başka bir renk alır onunla hayâl
sunar bize onu bir girdâb gibi
akınca dilinden lisân âb gibi
dinleyenler duyar depderin hazzı

fahri kaplan

Tags:

28
Haz

Sözün (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

SÖZÜN

Yaz cümle âleme âyân olsun sözün
Yaz dertli kalplere dermân olsun sözün

Yaz ki kalmasın hiç aşk nedir bilmeyen
Yak âlemi şevkle rahşân olsun sözün

Dâimâ ehl-i dilin meşrebince konuş
Gönlünü açana mihmân olsun sözün

Münkir-i aşka de en meshûr kelâmı
Muannide bile bürhân olsun sözün

At artık Fahri gönlünden mâsivâyı
Ne mâl ü mülk ne cân… Cânân olsun sözün

Fahri Kaplan

Tags:

28
Haz

HAYYÂM (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

HAYYÂM

Hayattan kâr safâ-yı câm imiş
Bir kerre içen meye râm imiş
Kimisi onu zındık sansa da
Rindlerin mürşîdi Hayyâm imiş

Fahri Kaplan

Tags:

28
Haz

Hâşimâne Duyuşlar (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

HÂŞİMÂNE DUYUŞLAR

Turuncu ufuklar kızıl nâlân kamışlar
Yâkut renkli âbın üstünde yüzen kuşlar
Her akşam vakti ilhâm ediyor rûha
Derin tahayyüller Hâşimâne duyuşlar

Fahri Kaplan

Tags:

28
Haz

Aşk, Akın, Vuslat (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

I – AŞK

Aşk iledir varsa rind gönülde keyf
Ulemâda kalem, akıncıda seyf
Aşksız kişi eder kendisine hayf
Var mıdır âlemde aşktan hoş sadâ

 

II-AKIN

Dem fetih demidir toplar patlasın
Kahraman suvârî ata atlasın
Varsın hiç durmayan atlar çatlaşın
Yanına beklesin bizi şühedâ

 

III- VUSLAT

Kanılmaz bu meye yine ölürüz
Biz cânı vermede hayat buluruz
Dîdâr-ı Hakk ile sermest oluruz
Vuslattır bizlere dünyâya vedâ

 

IV- AŞK, AKIN, VUSLAT

Aşk ile yapıldı binlerce akın
Akın yapan ere vuslat pek yakın
Ardı cennet kokan kızıl âfâkın
Önünde edildi nice cân fedâ

 

Fahri Kaplan

 

Tags:

28
Haz

Şaire Mektup (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

ŞAİRE MEKTUP

Sen konuşma şâir, kalemin konuşsun.
Güneşe fer veren elemin konuşsun.
Gönlünden sızmayan çıkmasın dilinden,
Sakın zehir içme nefsinin elinden,
Sen konuşma şâir, kalemin konuşsun.

Sal şu gökkubbeye bâkî bir hoş sadâ!
Bülbüller gideli duyduk hep boş sadâ.
Bari sen ey şair, raksa kaldır sözü;
Yeter ağladığı şimdi güldür sözü.
Sal şu gökkubbeye bâkî bir hoş sadâ!

Fahri Kaplan

Tags:

28
Haz

Bu Gece Karanlığa Gömülmeliyim (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

bu gece karanlığa gömülmeliyim 

bu gece karanlığa gömülmeliyim
tâ ki belli olmasın karanlık rûhum
ne ağlamalıyım ben ne gülmeliyim
böylece huzur bulsun bir anlık rûhum
bu gece karanlığa gömülmeliyim

hem ağlamalıyım ben hem gülmeliyim
hayâle getirince geçmiş bir günü
ne sevinmeliyim ne üzülmeliyim
dünü yarını boş ver yaşa bugünü
bu gece ağlamalı hem gülmeliyim
bu gece karanlığa gömülmeliyim

fahri kaplan

Tags:

28
Haz

İki Beyt ve Bazı Beyitler (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

İKİ BEYT

Neye yarar kadeh meyle dolmasa
N’eylersin cihânı aşk da olmasa

Pervâne ne yanmakta tat bulmasa
N’eylersin cihânı aşk da olmasa

Fahri Kaplan

***

BAZI BEYİTLER

Gül gibi gülmek gerekir mâşuğa
Tâ ki bülbül sesli âşık inlesin

***

N’ola ben şi’rimde aşkı söylesem
Hangi şâir etmemiş ondan bahis

***

 

Fahri Kaplan

Tags:

28
Haz

Adına Yazdım (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

ADINA YAZDIM

Ne ona, ne buna…
Adına yazdım her şiiri

Bir hayalet gibi yaklaştı ve sonra uzaklaştı kaçarcasına.
Bırakmadım peşini,
İnadına yazdım.

Ben bunca sözü söylemezdim
Beni esir eden kelepçeyi vurmasaydı kalbime.
Ben ki esaretime adadım o ateşten sözleri;
Ne bir mefkûreye
Ne kadına yazdım.

Şiir keni silahıyla vurdu beni.
Her ne yazdımsa,
O vuruluşun tadına yazdım.

 

Fahri Kaplan

Şubat 2010 (?)

Tags:

29
May

Kuytudaki Düş (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

kuytudaki düş

 

uykular beni sahile taşır

daha güzel nasıl hissedilir ki bir düş

 

birikirken o münzevi heyecan

yeşil lambalarda bir kış son şiirini yakmıştır

 

bense o yazlara tutkunluğumdan beri

güneşse kendini yanmaya adamıştır

 

şimdi bir yaz arifesinde bir geç kış

yağmur son şiirini bize ağlamıştır

 

gamlı gazellerin ardından nasıl geçer zaman

zaman şarkısını ruhuma söylemiş ve sen

 

kuytular kalbimi kalbine taşır

daha güzel nasıl yaşanır ki bu düş

 

fahri kaplan

Tags:

26
Kas

Aynadaki Akşam (Tanıtım Metni)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Ve buğuludur mâvi denizler

Ki duyguludur gri akşamlar

Ne etkilidir âh o parçalanmış bakışlar

 

Kırık câm

Dökük şarâb

Uzunca söze ne hâcet

Olmuşuz harâb

 

Akışına bırak bazen

İstediği gibi gelsin aşk

Yakışına bırak

 

Sevdâlar kırık

Eskisi gibi tadılmıyor aşk

Ne ki ayrılık

 

Fahri Kaplan’ın ilk şiir kitabı “Aynadaki Akşam”, 6 bölümdeki 66 şiirden oluşuyor. Bir, Kırık Câm, Turkuaz, Mumun Şarkısı, Gazeller, Birden Bire başlıklarını taşıyan bölümler, hüzünle kanatlanan lirizmi, denizin mavisinde tadılan ilhamın hazzını, kadim şiirin güzellik ve aşk iklimine duyulan özlemin içli ifadesini sunan birer aşk kadehi hâline geliyor. “İçim kırık bir kadeh / Aşk sızıyor” mısralarıyla şiirine taşan aşkı dile getiren şair, bu aşkın hüzünle beslenip şiiri doğurmasını ve ilk kitabıyla ulaştığı hayâli de şu mısralarla aksettiriyor: “Çok şiir biriktirdim / Bu da demek ki çok hüzün // Hayâlimdi bir şâir olmak belki de / Yoksa dile geleceği yok sözün”.

 

Fahri Kaplan, “Aynadaki Akşam”, Şiiri Özlüyorum Kitaplığı, Eylül 2017, İstanbul, 96 sayfa.

http://www.kitapyurdu.com/kitap/aynadaki-aksam/442005.html
https://www.insancilkitap.com/kitap/aynadaki-aksam-fahri-kaplan-102854
https://www.nadirkitap.com/aynadaki-aksam-fahri-kaplan-kitap9389482.html

Tags: , , ,

22
Kas

Aynadaki Akşam İnternette

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Bu sonbaharda yayımlanan, ilk şiir kitabım Aynadaki Akşam’ı internet üzerinden temin edebileceğiniz adresler şöyle:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/aynadaki-aksam/442005.html

https://www.insancilkitap.com/kitap/aynadaki-aksam-fahri-kaplan-102854

https://www.nadirkitap.com/aynadaki-aksam-fahri-kaplan-kitap9389482.html

Tags: , ,

14
Kas

Söylenmemiş Şarkı (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

SÖYLENMEMİŞ ŞARKI

Bazen böyledir
Dağıtır hüzün saçlarını
Bir kuş sana şarkılar öğretir
Böylesini bilmemişsindir hislerin
Sezgilerin bazen sana doğruyu gösterir

Bazen şöyledir
Kırmızıya vurur akşamüstü sandallar
Denizler alevden masallar anlatır
Yine de taşar rûhum yerinden
Yine de her şey eksik kalır
Şimdi gurûbun temâşâsı bile
Senin yanında ne ki güneş sönük kalır

Bazen öyledir
İşte yine karşılaşmamışızdır
Karşılaşsak da karışmamışızdır
Ürkek saatler bunu hep başarmıştır
Şimdi anlatılmaz bir günün sonunda
Söyleyemediklerim
Bana şiirler söyletir

Fahri Kaplan, 14 Kasım ’17, bir gece vakti…

Tags:

7
Kas

Sadeleştirilmiş Reddiye’ye Zeyl

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Ben belki sizin bildiğiniz o uslu çocuğumdur da farkında değilimdir
İçim çelişkiler yumağı mıdır değil midir
Belki de bu çelişkiler beni zenginleştirir
Sezen zaten şu sözü söylemiştir: “Hiç korkmadım çelişkiden”
Çelişmek çelişemeyecek bir sığlıktan iyidir

Ben belki sizin bildiğiniz bilmediğiniz
Ben bile bilmiyorum siz nereden bileceksiniz
İçimi dışımı
Sevmemi sevilmemi aldanışımı
Kendimi denizlere açtığım yazımı
Soğuk geceler gibi yalnız ve unutulmuş
Bakışım gibi kara ve bembeyaz kışımı
Yanışımı yakışımı doğrumu yanlışımı
Ben belki de sizin bilmediğiniz bir çocuğumdur herkes gibi
Herkes gibi farkında değilimdir

Değilizdir farkında kendimizin
Belki de bu şiirler biraz daha pişmek için

Fahri Kaplan
6 Kasım ’17, Muğla

Tags:

3
Eki

Fahri Kaplan’ın İlk Şiir Kitabı “Aynadaki Akşam”

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Basımı tamamlanan ve yakında Şiiri Özlüyorum Kitaplığı’ndan çıkacak olan ilk kitabım “Aynadaki Akşam”, 6 bölümdeki 66 şiirden oluşuyor. 96 sayfa…
Kitabın bölümleri şöyle:

Bir
Kırık Câm
Turkuaz
Mumun Şarkısı
Gazeller
Birden Bire

 

Tags: , , ,

21
Haz

Kayboluş Aranıyor (Şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

KAYBOLUŞ ARANIYOR

Bir şeyler olmalı artık
Geceye tat veren nefesi bulmalı
Hayatı duyarak her dem yenilenerek yaşamak
Ve bunu gibi ve benzeri vb. şeyler

Bir şeyler olmalı artık
Bir kuşun kanadında kalmamalı yalnız o heyecan
O güzel sesli nefes kafeste mahpus
Gözlerim çoraklığa sürgün bakmamalı
Beni benden alan beni bende duyan
Ümidimi taptaze tutan bir şey
-Şeb-i yeldâyı kim bilebilir ki, arefesindeyiz belki de. Sâbit mi sandın yoksa onu sen-

Elbette aşk olmalı bizi canlı kılan
Yoksa sen vehim mi sandın
Yahut kuru bir zan
Beni yansa külü kalmaz kuru ve içi boş bir kabuk mu zannettin
Yoksa beyhûde heveslere kapılmış bir çılgın mı
Aşk olsun

Boş ver şimdi bunları
Yeter ki hoş gör perîşân hâlimi
Ben geçtim loş sokakları çoktan
Artık gam yemem bin kez kaybolsam da
Aksine kaybolmaktır aradığım sil baştan
Aslında o da kolay inan yeter bir an
Yeter ki sev beni sımsıcak
Öncesi ve sonrası kalmasın öyle sar ki
Sar ki aşk olsun

(Fahri Kaplan)

Tags:

10
Nis

Eksik ve Kâfî (Şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Feleği âteş-i âhım ile yandırdım

Güneşi sabâh uykusundan uyandırdım

 

Bir hayâl idi esâsen söylediklerim

O hayâle önce kendimi inandırdım

 

Tamamlasam güzeldi bu gazeli Fahrî

Ne var ki üç beytle okuyanı kandırdım

 

Fahri Kaplan, 9 Nisan bitip 10 Nisan başlarken, 2017, Muğla.

Tags:

23
Ara

Fuzûlî’den Dört Hayâl-Engîz Beyit

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Bu aralar, zaman zaman Fuzûlî Dîvânı’nı okumaya çalışıyorum. Yok öyle değil; aşkın ve ızdırâbın  tatlı bir alevle hissedildiği mısralarda bir yandan da hayâl inceliklerinin hayret ve haz verici ufkunda seyahat ediyorum. Az evvel okuduğum bir gazelinde Fuzûlî’nin arka arkaya gelen şu beyitlerinden her birini okuduktan sonra adeta “hayret ilen parmağım dişledim” ve bir daha: “Şiir bu, üstâd bu!” dedim. Bu dört beyit ve günümüz Türkçesi’yle ilk anlamları şöyle (köşeli parantezde “[]” verdiklerim, beyitteki mânânın daha rahat görülebilmesi açısından eklediğim îzâhâttır):

Dut gözün ey dûd-ı dil çarhun ki devrin terk idüp

Kalmasun hayretde çeşm-i gevher-efşânum görüb

(Ey gönlümün dumanı! Dönen feleğin [gökyüzünün] gözünü tut ki [yani onu sisle, gri bulutla öyle kapla ki], inciler [inci gibi gözyaşları] saçan gözümü görüp hayrette kalmasın da dönüşünü terk etmesin!)

Suda aks-i serv sanman kim koparup bâğ-bân

Suya salmış servini serv-i hırâmânum görüb

(Suda görüneni servinin yansıması sanmayın. Bahçıvan salınan servimi [servi gibi sevgilimi] görünce kendi servisini suya salmış [işte suda görünen odur!])

Pertev-i hurşîd sanman yirde kim devr-i felek

Yire urmuş âfitâbın mâh-ı tâbânum görüb

Yerde görüneni güneş ışığı sanmayın ki parlak ayımı [ay gibi parlayan sevgilimi] görünce feleğin devri güneşini yere vurmuş [yeryüzündeki ışık, işte o feleğin yere vurduğu güneştir.])

Ey Fuzûlî bil ki o gül-ârızı görmüş değül

Kim ki ayb eyler benüm çâk-i girîbânum görüp

(Ey Fuzûlî! Benim yakamı yırttığımı gördüklerinde beni ayıplayanlar bil ki o gül yanaklıyı görmüş değillerdir [görseler bana hak verirler ve ayıplamazlardı, belki onlar da yakasını yırtarlardı.].)
***
Böyle dört hayâl-engîz beytin bir şiirde arka arkaya gelmesi ender görülür şeydir. Nâ’ilî’nin şu mısraını yâd etmemek elde değil: “Eş’ârı böyle söyler üstâd söyleyince”.

Fahri Kaplan

Tags: , ,

7
Şub

Zâtî ve Latîf Bir Beyti

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Zâtî, klâsik Osmanlı şiirinin üstâdlarından… Nice şâire de üstâdlık etmiş bu pîr şâir, aynı zamanda en çok şiir yazan Osmanlı şâirlerinden biri, belki de en çok yazanıdır. Elbette maharet nicelikte değil niteliktedir. Bu hususta Zâtî’nin güzel beyitlerini okumuş bir okur, elbette onun nitelikli şiirleri olduğunu bilir. Zâten öyle olmasa kendi yaşlılık döneminde, Bâkî’nin de içinde bulunduğu genç şâirlere nasıl üstâdlık edebilirdi ki! Bu üstâd şâir, Balıkesirli Zâtî, insanı okuyunca hem hayrete düşüren hem tebessüm ettiren, incelikli mânâlara sahip, zevkle okunacak pek güzel beyitler kaleme almıştır ki en hoşlarından biri de budur:

Ayıtdı ol perî bir gün düşüne girüren bir şeb
Sevincimden nice yıllar geçipdir görmedim uyku
(Zâtî)

O perî (sevgili), bir gün : “Düşüne girerim/gireceğim” dedi. Sevincimden nice yıllar geçti, (hâlâ) uyku görmedim.

Aşk olsun şâir! Sevgili, bir gece rüyâsına gireceğini söylemiş; bu rüyânın heyecânını taşıyor âşık ama şu işteki cilveye bakın ki sevgilinin rüyasına gireceği sözünün sevinç ve heyecânından yıllar yılı gözü uyku görmüyor ki sevgiliyi rüyasında görebilsin. Böyle ince, mânâlı, nükteli, latifelî, heyret-bahş bir beyti söyleyen şâirin ruhuna rahmet! Allah rahmet eylesin beş asır öncesinin revnaklı kelimeler üstâdına.

Tags: , , , ,

9
Kas

“HAKK’IN DÎVÂNINA VARINCA”

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

       Geçen yazıda İbn Kemal Efendi (Kemalpaşazâde) ile Ebussuud Efendi’nin Osmanlı şeyhülislâmlarının ilmî yönüyle en öne çıkanlarından olduğunu söylemiş, bu iki şeyhülislâmın şiirler de yazdığını belirtmiş, ardından da İbn Kemal Efendi’nin bir şiirine temas etmiştik. Bu hafta ise Ebussuud Efendi’den şiir örneği sunmak istiyorum. Elbette bu zatların şâirliğiyle değil âlimliğiyle öne çıkan kimseler olduğunu tekrar kaydetmek gerek. Bununla birlikte güzel şiirler de kaleme almışlardır.

            Ebussuud Efendi, 1490’da İskilip’te (Çorum) dünyaya gelmiştir. Osmanlı’nın ondördüncü şeyhülislâmıdır. Asıl ismi Mehmed İmadî’dir. 1545’de şeyhülislam olan Ebussuud Efendi 25 Ağustos 1574’te vefat eder. En önemli eseri Arapça yazdığı Kur’ân-ı Kerîm Tefsîri olan Ebussuuud Efendi’nin fetvaları ve Duâ-nâme’si diğer eserlerindendir. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazmıştır.(1)

            Ebussuud Efendi’nin:

            Yine bir sevdâ-zede-i zülf-i siyeh-kâr oldum

            Yine bir olmayacak derde giriftâr oldum (2)

gibi âşıkâne şiirlerinin yanında:

            Hâb-ı gafletten uyan fehm it cihânun hâlini

            Ey zamâne devlet ü ikbâline mağrur olan (3)

            (Ey şimdiki baht ve saadetiyle gururlanan kişi, gaflet uykusundan uyan da cihanın hâlini [fânî olduğunu] anla!)

beytindeki gibi  nasihat ve hikmetin etkili bir edâ ile dile getirildiği şiirleri de vardır.

            Son olarak Kanuni Sultan Süleyman’ın ona sorduğu meşhur karınca fetvasını nakl edelim:

             Kanun Sultan Süleyman Han’ın Ebussuud Efendi ile hem bir dostluğu vardı hem de onun ilmî yönüne değer verirdi. Padişah, Topkapı sarayında sevdiği meyve ağaçlarını saran karıncaları öldürmenin câiz olup olmadığını şu beyt ile Şeyhülislâm’dan sual eder:

            Dırahta ger ziyân etse karınca

            Zarârı var mıdır anı kırınca

             (Karınca ağaca ziyan etse onu öldürmenin zararı var mıdır.)

            Ebussuud Efendi de, padişahın bu sualine bir beytle pek veciz bir cevap verir:

            Yarın Hakk’ın dîvânına varınca

            Süleyman’dan hakkın alır karınca (4)

            Cihan Devleti’nin padişahı olan Kanunî Sultan Süleyman Han’ın karıncanın hakkını gözetme hususunda gösterdiği hassasiyet bir yanda, ona adımını doğru atması konusunda âlim bir zatın hakkı söylemedeki inceliği diğer yanda… Onlar ne hâldeydi, bizler ne hâldeyiz. Bir daha muhasebe etmekte fayda var.

Notlar:

(1) Ebussuud Efendi ile ilgili bilgiler esas olarak şu kaynaktan alınmıştır: Şeyhülislâm Şairler, Ali Fuat Bilkan – Yusuf Çetindağ, Hece Yayınları, Ankara, Nisan 2006.

(2) Aynı eser, s.66.

(3) Aynı eser, s.77.

(4) Hadisenin anlatılışında şu linkteki bilgilerden de yararlanılmıştır: http://www.diyanetdergisi.com/diyanet-dergisi-143/konu-967.html


Fahri Kaplan, Biga Doğuş BİGA, Kasım/Aralık (?) 2014

[email protected]

Tags: , ,

9
Eki

“Bir Hoş Sadâ” : Bâkî Şiirinde Seyahat

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Osmanlı’da yetişen büyük şâirlerin başında “Sultânü’ş-Şu’arâ” (Şâirler Sultanı) unvanlı Bâkî (vefatı h.1008/ m.1600) gelir. Asıl ismi Mahmud Abdülbâkî olan Bâkî Efendi, şiirlerinde İstanbul Türkçesi’ni engin tadıyla kullanmanın yanında bir medeniyetin ihtişamlı sesini mısra‘larına nakşetmiştir. Bir şâheser olan Bâkî Dîvânı’nda kasideler de gazeller de türünün zirve örnekleri mâhiyetindedir. Kânûnî Sultan Süleyman Han’ın -rahmetullahi aleyh- vefatı üzerine yazdığı mersiye de edebiyatımızda bu türde yazılan en iyi şiir olsa gerek.

Dilerseniz, Şâirler Sultânı Bâkî’nin şiir ikliminde bir kaç beyitlik bir seyahate çıkalım:

Ezelden şâh-ı aşkın bende-i fermânıyız cânâ
Mahabbet mülkinün sultân-ı ‘âlî-şânıyuz cânâ
(…)
Zamâne bizde gevher sezdügiçün dil-hırâş eyler
Anun’çün bagrumuz hûndur ma’ârif kânıyuz cânâ

“Ey can (sevgili)! Biz ezelden beri aşk şâhının fermânının kölesiyiz; sevgi ülkesinin yüce şanlı sultânıyız. Zamâne bizde cevher sezdiği için gönlümüzü hırpalar; onun için bağrımız kandır, biz ma’rifet kaynağıyız.”

Bu mısra‘lar kölelikle sultanlığı birleştiren ma’rifet cevherine sahip bir gönlün engin âleminin vasf edildiği sözleri taşır. Bâkî’nin bir başka gazeli de şu mısralarla başlar:

Yârdan cevr ü cefâ lutf u kerem gibi gelür
Gayrdan mihr ü vefâ derd ü elem gibi gelür

“Sevgiliden (gelen) sıkıntı ve eziyet, lütuf ve cömertlik gibi gelir. Başkasından (gelen) sevgi ve vefâ, dert ve elem gibi gelir.”

Her ne kadar, yer yer elemin yoğunlaştığı mısra‘larına şâhid olsak da Bâkî’nin şiiri, Fuzûlî’ninki gibi derin ızdırablarla örülmüş bir şiir değildir. Onun şiirinden safâ bulmak, hoşça bir tad alarak şenlenmek çoğu zaman mümkün olur:

Nükte-i mihr ü mahabbetdür ser-â-ser Bâkıyâ
Bulmaya aşk ehli eglence eş’ârun gibi

“Ey Bâkî! (Şiirin) Baştan başa sevgi ve muhabbet nüktesidir; (bu yüzden) aşk ehli şiirlerin gibi (bir) eğlence bulmaya!”

Yerinde durmayan, kararı olmayan bu dünya işleri, şair için, sevinmeye ve üzülmeye değmez:

Devlet-i dünyâ içün hergiz ne gam-gîn ol ne şâd
Ber-karâr olmaz bilürsin hâl-i âlem ey gönül

“Dünyâ saadeti için ne gam çek ne de sevin! Ey gönül, bilirsin âlemin hâli kararında olmaz (yerinde durmaz).”

Gül ile bülbül şiirimizde sevilen ve seveni temsil etmesi bakımından çokça işlenmiştir ve en zarîf işlendiği beyitlerden biri de Bâkî’nin şu mısrâlarıdır:

Gül gülse dâim ağlasa bülbül ‘aceb degül
Zîrâ kimine ağla demişler âlemde kimine gül

           Bâkî’nin güzel beytlerinden belki kitaplarca bahs açılabilir ve her beytte ayrı bir tad yakalanabilir. Bu yazıda sadece o şiir ummânından bir kaç damlayı eksik ifadelerimizle sunmaya çalıştık. Bâkî, neredeyse atasözü hâline gelmiş mısrâında ifade ettiği gibi “kubbede bir hoş sadâ” bıraktı. Allah rahmet eylesin!

Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş

“Sesini bu aleme Hazreti Dâvûd aleyhisselâm gibi sal. Bu kubbede bâkî kalan bir hoş sadâ imiş.”

Kaynaklar:
Bâkî Dîvânı, Hazırlayan: Dr. Sabahattin Küçük, TDK Yayınları , Ankara 1994
Sabahattin Küçük, Bâkî ve Dîvân’ından Seçmeler, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2002.


 

Yazının ilk yayım yeri: “Biga Doğuş BİGA”, Ağustos 2014.

Fahri KAPLAN

[email protected]

Tags: , , ,

21
Kas

OSMANLI SULTANLARININ ŞİİRLERİNDEN

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

_____ Osmanlı Padişahları, çok yönlü sultanlardı. Devlet işerinin yanında ilim ve sanatla da uğraşırlardı. Mizaçlarına göre çeşitli ilgi alanları seçen sultanların, istigal ettikleri sanatların başında şiir gelmekteydi. Fatih Sultan Mehmed, Avnî; Sultan II.Bâyezid, Adlî; Yavuz Sulan Selim, Selîmî; Kânunî Sultan Süleymân, Muhibbî; Sultan I.Ahmed, Bahtî; Sultan III.Ahmed Necib; Sultan III.Selim, İlhâmî ve diğer pek çok sultan çeşitli mahlasları (1) kullanarak şiirler yazmışlardır. Yavuz Sultan Selim, -kendisine atfedilen bir kaç Türkçe şiir hariç- şiirlerini Farsça yazarken diğer sultanlar, genellikle Türkçe şiirler yazmıştır. Muhibbî mahlasıyla şiirler yazan Kânunî Sultan Süleyman Han (aleyhirrahmeti ve’l-gufran), yazdığı 3000 civarındaki şiirle bir görüşe göre en çok şiir yazan dîvân şairidir.(2) Bu yazıda, aşağıda verilecek bazı beyitler ve bunların günümüz Türkçesiyle ifadeleriyle Osmanlı Sultanlarının şiirlerinden bir demet sunalım istedik: (3)

İmtisâl-i câhidû f’illâh olubdur niyyetim
Dîn-i İslâm’ın mücerred gayretidür gayretim
Avnî (Fatih Sultan Mehmed)

Niyetim Allah yolunda cihad edenlere ayak uydurmaktır. Gayretim İslâm dininin mânevî gayretidir.

Hudâyâ Hudâlık sana yaraşır
Nitekim gedâlık bana yaraşır
Çü Sensin penâhı cihân halkının
Kamudan Sana ilticâ yaraşır
Şeh oldur ki kulluğun etti senin
Kulun olmyan şeh gedâ yaraşır
Adlî (Sultan II.Bayezid)

İlâhî, ilâhlık sana yaraşır. Nitekim kulluk da bana yaraşır. Cihan halkının sığınacağı Sen olduğun için herkesin sana iltica etmesi yaraşır. Hakiki sultan, Senin kulluğunu edendir; Sana kulluk etmeyen sultana ise kölelik yaraşır.

Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
Muhibbî (Kânûnî Sultan Süleyman)

Halk arasında devletten itibarlı bir nesne yok. (Halbuki) Cihanda bir nefes sıhhat gibi devlet olmaz.

Hay u huydân fârig ol âlemde insanlık budur
Pendini gûş eylegil mûrun Süleymânlık budur
Her kime kılsan nazar sen anı senden yeg bilip
Görme kendü kendüzin zîrâ ki şeytânlık budur
Muhibbî (Kânûnî Sultan Süleyman)

Kavga ve gürültüden el çek, âlemde insanlık budur. Karıncanın öğüdünü dinle, Süleymânlık budur. Kime nazar etsen sen onu kendinden iyi bil; kendi kendini görme (kendini beğenme), zira şeytanlık budur.

Biz bülbül-i muhrîk-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
Sultan II.Selîm
Biz ayrılığın gülbahçesinin gönül yakan bülbülüyüz. Sabah rüzgarı, bizim gülbahçemizden geçse ateş kesilir.

N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-ı Rusulün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir
Ahmedâ durma yüz sür kademine o gülün

Sultan I.Ahmed (Sultan I.Ahmed, bir rivayete göre tahtaya bir rivayete göre de tacının üzerine Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) ayak izini nakşetmiş ve kenarına bu kıt’ayı yazmıştır.)
Resullerin Şâhı olan Hz. Peygamber’in temiz ayağını başımda tac gibi gezdirsem şaşılır mı? Nübüvvet gülbahçesinin Gül’ü, o ayağın sahibidir. Ey Ahmed! Durma, O Gül’ün ayağına yüz sür!

Savlet etmişti Çanakkale’ye bahr ü berden
Ehl-i İslâm’ın iki hasm-ı kavîsi birden
Lâkin imdâd-ı ilâhî yetişip ordumuza
Oldu her bir neferi kal’a-i pûlâd-beden 429
Sultan V. Mehmed Reşad
(1909-1918 yılları arasında devletin başında olan Sultan, şiiri Çanakkale Harbi için yazmıştır.)
İslâm âleminin iki kuvvetli düşmanı birden Çanakkale’ye karadan ve denizden hücum etmişti. Lâkin ordumuza Allah’ın yardımı yetişip ordumuzun her biri neferi polat bedenli bir kale oldu.

Notlar:
(1) Mahlas, şairlerin şiirlerinde kullandığı isimdir. Fuzûlî, Bakî, Nedîm gibi.
(2) Dîvânı için bkz. Muhibbi Divanı, Haz: Prof.Dr. Coşkun Ak, Kültür Bak. 1987.
(3) Şiirler şu çalışmadan alınmıştır: Sultan Şairler, Haz: Prof.Dr.Mustafa İsen – Prof.Dr.A.Fuat Bilkan, Akçağ Yayınları 1997, Ankara. Ayrıca ma’nâsını bilmediğimiz kelimeler için İlhan Ayverdi’nin hazırladığı “Kubbealtı Misalli Büyük Türkçe Sözlük”ü kullandık.

Fahri Kaplan

Not: Yazı, ilk olarak Şubat 2013’te “Biga Doğuş Zirve” gazetesinde yayımlanmıştır.

Tags: , ,

Onuncu (hicrî) asır (milâdî onaltıncı asır)…  Osmanlı klasik şiirinin zirve asrı… Zirve asırda zirve şair: Mahmud Abdülbâkî Efendi, yani Bâkî…

Fetihten sonra İstanbul’un şiir ufkuna baktığımızda Ahmed Paşa’yı görürüz, sonrasında Necâtî Beg’i. Ve elbette pîr şâir Zâtî’yi. Hayâlî Bey ve Taşlıcalı Yahya Bey’i. Sonra, sonra bu kadar üstâdı gölgede bırakan bir şairi:

Bu arsada Bâkî nice üstâda yitişdi

Âlemde bugün ana bir üstâd yitişmez

Öyle bir üstâd ki üç asır boyunca bir medeniyet rüyasının yolunda ilerleyen gazel tarzının kemâl noktasında tecelli ettiği şiirleri kaleme almış şairler sultanı:

Meddâh olalı çeşm-i gazâlânene Bâkî
Öğrendi gazel tarzını Rûmun şuarâsı

(Ey sevgili!) Bakî senin ceylan gözlerinin övücüsü olalı beri Osmanlı ülkesinin şairleri gazel tarzını öğrendiler.

Böyle bir şairin şiirine elbet şiirden haz alan şiir erbâbı, saflık peşindeki safâ ehli teveccüh edecektir, bunda şaşılacak bir hâl olmaz:

N’ola meyl itseler eş’ârına erbâb-ı safâ

Bâkıyâ şiir değildir bu bir akar sudur

Bir akarsudur ki Bâkî’nin şiiri, asırlardır şiir deryasının dalgıçlarına birbirinden güzel sadefler sunmada, inciler mercanlar buldurmada. Böyle bir şiir cevheri pek az şaire nasib olur:

Çog olmaz bu tarza gazel Bâkıyâ

Güzel söz güherdür güher az olur

Aziz üstâd, güzel şâir, tab’ı mevzûn, sözü şirîn, edâsı hûb şairler sultanı… Rabbim ruhuna rahmet eylesin. Bezm-i ezelde mülâkî olma recası ile…

_______
Beyitlerin alındığı kaynak: Bâkî Divânı, Tenkitli Basım, Hazırlayan Dr. Sabahattin Küçük,Türk Dil Kurumu Yayınları

 

Fahri Kaplan

Tags: , , ,