Lâfistan

Nef’î’nin Babasına Yazdığı Hiciv

2nd Aralık, 2008

 

    Klasik Türk şiirinin (dîvân şiiri) 17.yüzyılda yaşamış büyük şâiri Nef’î, kasidelerinde ve gazellerinde ahenk dolu bir ses ve güçlü bir söyleyişe ulaşmıştır. Nef’î’nin en çok hafızalara kazınan yönü ise hicivleri (birini yermek için yazılan şiir, yergi) olmuştur. Hicivde bir üstâd olan Nefî’nin sivri dilinden babası bile kurtulamamıştır. Nef’î, babasının kendisini küçük yaşta terk edip Kırım Hanının yanında zevk u safâ eylemesi sebebiyle ona bu hicvi yazmıştır. 

    Google’da Nef’î’nin babasına yazdığı hicvi arayıp bulamayınca bu eserin sanal âleme kazandırılması gerektiğini düşündüm. Vaktimi çok alacağı için günümüz Türkçesi ile anlamını verme işini başkalarına bırakıyorum. Osmanlı Türkçesine vâkıf olmayıp şiirin mânâsını merak edenler sözlük kullanarak da metni anlayabilir. Yalnız şunu belirteyim: Şiirdeki ”hane” kelimesi bazen ev anlamında bazen de Han’a (Kırım Hanına) anlamında kullanılmıştır. Ev anlamındaki hanede “h” küçük harfle yazılmıştır. Kırım Hanı anlamındaysa ”h” büyük yazılmıştır. 

İşte Nefî’nin babasına yazdığı hiciv:

.

DER-HAKK-I PEDER-İ HÎŞ (MEHMED BEG)

.

Saadet ile nedîm olalı peder Hâne 

Ne mercümek görür oldı gözüm ne tarhâne

.

Zügürtlük âfetim oldı acep midür etsem

Peder gibi  buradan ben de arz-ı cer Hâne

.

Eger müsaade etmezse bir tulum yağa

İki tulum kumuz olsun nedür zarar Hâne

.

Buna da hısset olur mu ki günde bin Tatar

Tulum tulum kımızı pîşkeş çeker Hâne

.

Pederde mi aceb imsâk Han’da mı bilmem

Nezâket ile bunu kim suâl eder Hâne

.

Peder degül bu belâ-yı siyehdür başıma

Sözüm yirinde n’ola güç gelirse Hâne

.

Benim zügürtlük ile ellerüm taş altında

Müzahrefâtün o dürr ü güher satar Hâne

.

Ben ıztırâb ile bunda samâ’a girmede ol

Dü beyt okur negâmât ile def çalar Hâne

.

Zügürd olursam olaydım ne çâre kâil idim

Olaydı baş sokacak denlü muhtasar hâne

.

Hudâ bilür ki sözüm ser-te-ser hakîkatdür

Baş ağrıdur der isem lîk ser-be-ser Hâne

.

O demde kim peder-i nâ-bekâr-ı sifle nihâd

Beni garîb koyup oldı hem-sefer Hâne

.

İki kasîde komışdı ekâbiri cer içün

Anunla toldı yine şehr içinde her hâne

.

Ne câize ne sıla var bu yerde meddâha

Meger idem yine varınca ber-güzer hâne

.

Peder bu mısrâı hod kendi söylemişdi bilür

Minâre üstüne laklak çıkar yapar hâne

.

Giderdüm âh velî korkaram ki emmüm de

Tuyarsa gittiğim ardumca can atar Hâne

.

Belâ bir iken üç olurdı başına Hânun

Ederdi her biri bir güne arz-ı cer Hâne

.

Üçi de cerr-i muvâfık ederdi birbirine

Biri bin yine tenhâda hem geçer Hâne

.

Belâ budur ki riâyet ederse Hân bize ger

Ne denlü var ise cerrâr azm eder Hâne

.

Bu denlü asker-i cerrâra memleket lâzım

Ne kişver-i Leh ü Çeh ne Kırım yeter Hâne

.

Bu hayret ile varup geldigümce ahbâba

Kimi söğer pedere kimisi güler Hâne

.

Birisi Mir Şeref’dür kadîmi ahbâbun

Duâ-yı hayr eder olmaz hem ol kadar Hâne

.

Görünce hâlimi şetm-i galîz eder pedere

Döner yemîn eder ardınca hem natar Hâne

.

Ki Hân sevâba girüp ger babanı katl itse

Duâ ederdi felekten ferişteler Hâne

.

Niçün deyince hemen hande-nâk olup der kim

Niçe nedîm olur öyle leîm-i har Hâne

.

Denâetinden eger bir latîfe nakl etsem

Olurdı tuhfe-i makbul mâ-hazar Hâne

.

Soyardı na’lini ölmiş eşeklerün yola

Verürdi nân ü piyâza konunca her hâne

.

Nigâh-ı hasret ile reng ü fer komaz bilürem

Meded tuyurmasın ana gelince zer hâne

.

Kırımı Hân sana verse babandan artar mı

Yabana söyleme verme varup keder Hâne

.

Babana bin deve sana da bir keçi verse

Anı dahi bana ver diyü göz kapar Hâne

.

Kanaat eyle baban gibi olma pes cerrâr

S..ıp b..un ye de tek verme derd-i ser Hâne

.

Tevekkül eyle cenâb-ı Hüdâya ahvâlün

Ne ser-i âhere arz eyle ne Tatar Hâne

***

.

(Kaynak:  Nef’î ve Sihâm-ı Kazâ, Yrd. Doç. Dr. Metin Akkuş, Akçağ Yay. Ankara 1998, s.145-148)

Tags: , ,

Bir Yergi Ustası’ndan Nükteler

29th Ocak, 2008

    Nef’î (17. yüzyıl) Türk edebiyatının en önemli şâirlerindendir. En bilinen yönü hiciv ( karşındakini yermeye yönelik şiir, yergi) yazmaya meraklı olması ve bu konudaki ustalığıdır. Ben bu yazıda Nef’î’nin bu yönünü ortaya koyan iki güzel hadiseyi nakletmek istiyorum.

      Osmanlı Paşalarının toplandığı bir mecliste söz dönüp dolaşıp yazdığı hicivlerle birçok kimseyi kendisine düşman eden muzip şâirimiz Nef’î’ye gelir. Meclistekilerden Tahir Paşa daha önce ondan dili yanmış olsa gerek Nef’î’den lâf açılır açılmaz: “Aman, anmayın şu kelbi (köpeği)” der. Tabii bu lâf döner dolaşır, Nef’î’nin kulağına gelir. Kendisine köpek denmesine içerleyen ünlü hiciv ustası bu lâfın altında kalmayacaktır elbet. Tahir Paşa’yı şu nefis dörtlükle yerin dibine geçirir âdetâ:                 “Bana kelb demiş Tâhir Efendi
   İltifâtı bu sözde zâhirdir.
   Mâlikî mezhebim benim zira
   İtikadımca kelb Tâhirdir.
      
    Tahir, kelime anlamı olarak “temiz” demektir. Mâlikî mezhebine göre köpek temiz bir hayvandır. Nef’î burada “kelb (köpek) Tahirdir.” derken maliki mezhebinin bu özelliğini vurgularmış gibi görünüyor ancak arkaplanda Tahir Paşa’ya : “Asıl köpek sensin! Sen kim benim gibi söz üstâdına laf yetiştirmek” kim diyor.              ***        17. yüzyılın ünlü şâir ve şeyhülislâmı, Nef’î’nin de yakın dostu olan Şeyhülislâm Yahyâ Efendi Nef’î’ye şu kıt’ayı gönderir:          “Şimdi hayli sühanverân içre  

       Nef’î manendi var mı bir şâir

       Sözleri Seb’a-i Muallaka’dır

       İmr’ül-Kays kendisidir kâfir”

    ( Şimdi o kadar söz ustası içinde Nef’î ayarında bir şair var mıdır? Sözleri cahiliye Arapları’ndaki Yedi Askı şairleri gibi kuvvetlidir. O şairlerden İmr’ül-Kays adlı kâfir de onun ta kendisidir.)                  Aslında şâirliğinden övgüyle bahsedilen bu dörtlükteki kâfir kelimesine Nef’î içerlemiş olsa gerek ki Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’ye cevap olarak aşağıdaki kıt’ayı yazar:  Bize kâfir demiş müfti Efendi
   Tutalım ben diyem ana müselman
   Varıldıkda yarın ruz-ı cezaya
   İkimiz de çıkarız anda yalan”
     
      (Müftü Efendi bize kâfir demiş. Şimdi ben de tutup ona  Müslüman desem yarın mahşer yerine vardığımızda ikimiz de sözümüzde yalancı çıkarız.)                           ***

         Nef’î elbette bu hicivlerden ibaret bir şâir değildir. Başkalarını ve kendisini övmede de üstüne yoktur bu büyük söz üstâdının. İskender Pala Nef’î’den şöyle bahseder: “Öven, övünen, söven bir şâir.” Tabii Nef’î’nin bu özelliklerinin yanında düşündüğünü ifade etmekten çekinmeyen çok samimî bir yüreği olduğunu da belirtmek gerek. Ancak herkesi yermiş olması ona çeşitli düşmanlar kazandırmıştır. En sonunda padişah IV. Murad kendisine hiciv yazmayacağına dair yemin ettirmiştir. Ama Nef’î bu, rahat durabilir mi? Vezir Bayram Paşa’yı hicvedince sarayın odunluğuna kapatılır. Artık şairin düşmanlarına gün doğmuş, onu cezalandırma fırsatı bulmuşlardır. Vezir Bayram Paşa da kendisine yapılan hakareti hazmedemez ve Nef’î hakkında idam kararı verilir. İdamı açıklamak için siyah tenli bir haremağası Nef’înin yanına gelir. Şairin haline acıyan haremağası Nef’î’ye der ki: “Al şu kâğıdı kalemi saraya bir dilekçe yaz. Ben de elimden geldiğince sana destek çıkar, seni bu cezadan kurtarmaya çalışırım.” Nef’î de kâğıdı eline alır, tam yazacağı sırada kalemin mürekkebi kâğıda damlar ve büyük bir siyah leke oluşturur. Nef’î de diline gelen nükteyi kaçırmaz ve haremağasının siyah tenini kastederek: “ Ağa hazretleri mübarek teriniz kâğıda damladı.” der. Bu söze sinirlenen haremağası da kağıdı buruşturur ve : “Var a köpek, sen ölümü hak etnişsin.” diyerek şâirin suratına fırlatır. Böylece Nef’î eline geçen bu son fırsatı da tutamadığı dili yüzünden hebâ eder ve sonrasında idam edilir. Ancak geriye adını gökkubbede ölümsüz kılacak şiirler bırakır. Mevlâ rûhuna rahmet eyleye.                                                                                              Fahri Kaplan

Tags: ,

Yazarlar

Kategoriler

Son Yazılar

Son Yorumlar

Etiketler

 

Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  

Meta

Zeka Oyunları | Mario Oyunları | En Güzel Oyunlar | Araba Yarışı