Posts Tagged ‘el değmemiş sözler’
Hatıralarla tesellî bulurduk lâkin artık hatıralar da tesellî vermez oldu. Bilmiyorum ne yapsak ne etsek de şu yaz sıcaklarında tenimizle beraber kavrulan ruhumuzun yarasını sarsak. Ne yapsak, ne yapsak!..
Daha çok yazsam, daha çok dertleşsem “Lâfistan”daki dostlarla. Bilmiyorum tatile mi çıksam alıp başımı; gitsem uzak, kimsesiz diyârlara. Bazen içimden bir ses en iyi zamanın yaşadığım zaman olduğunu söylese de geçmiş, gelecek hep birden hücum edince bilemiyorum ne yapacağımı. Başka yerlerde, başka maceralar arıyorum. Ama nerde olursam olayım, kendimden kaçamıyorum. Yok öyle değil, kaçmıyorum. Kendini bilen niye kaçsın ki kendinden?
İnsanın hiç bir ânı sabit değil. Dışarda bir değişim var, görüyoruz. İçimizse, dışımızdan da hızlı değişiyor. Her gün ruhumuzdan kopan bir parça ya hatıra denizine karışıyor ya da oraya bile varamadan unutulup gidiyor. Bilmem ki bu unutuşlar mıdır bizi eksik bırakan?
Doğ! Bir sabah güneş senden sonra doğmanın utancını yaşasın. Sen, bugün kendinle başbaşasın. Ruhunla beraber doğuyorsun, karanlığı güneşten önce sen boğuyorsun. Güneşin işi dışardakiyle, oysa senin derdin içindeki karanlık; doğuyorsun bir anlık, boğuyorsun içindeki zulmeti. Şiir tadında nesir yazarken ve içinde hisler kıpır kıpır azarken çözüyorsun ruhuna ilmek ilmek atılmış düğümleri. Fezânın en tatlı boşluğunda yürüyorsun ne ileri ne geri; ne geri ne ileri.
Ey okuyucu, saçmalık sanma bu sözlerimi! Bunlar, el değmemiş sözleri arayan şairin çilesinin eseri.
Güyâ dîvâne olmuşum, akıl benim kime ne!
Fahri Kaplan
Tags: dîvâne yazılar, el değmemiş sözler