Posts Tagged ‘Beyit’

5
Eki

BEYİTLER DÜNYASINDA/ FUZÛLÎ

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

   Klâsik şiirimizin (buna bugün divan edebiyatı da denmektedir.) birbirinden güzel beyitleri arasında seyahat etmek insana ayrı bir tad verir. Bugün bu şiirle aramızda dil problemi olduğu düşünülse de esasen bu şiirin alemine biraz girdikten sonra bunun hiç de aşılamayacak bir mesele olmadığı görülecektir. Zira o şairlerin yazdığı dil de Türkçe’dir. Edebi bir dildir, şiir dilidir, bu sebebden kendini okudukça açması; anlamak, özümsemek, tat almak için ilgi, sevgi ve çaba gerektirmesi tabiidir. Ben bu yazıda ve önümüzdeki bazı yazılarda -inşaallah- eski(meyen) şiirimizin bazı müstesna beyitleri arasında bir yolculuk yapmak istiyorum. Bu yazıda da Fuzûlî’nin yazdığı bir kaç müstesna beyitle hem-hâl olmak niyetindeyim. Eğer bu seyahate ben de varım diyorsanız, buyurunuz efendim!

Kadîm şiirimizin en büyük üstâdlarından biri Fuzûlî’dir. Su Kasidesi en ünlü şiirilerinden olup gazelleri de mânâ derinlikleriyle örülü bir aşk ve ızdırap namesidir.”Ya Rab” redifli gazelinin bir beytinde şöyle der üstâd:
Çıkarmak etseler tenden çekip peykânın ol servin
Çıkan olsun dil-i mecruh peykân olmasın ya Rab
 
“O servi boylu sevgilinin attığı oku, tenimden çekip çıkarmak istesler, Ya Rab, yaralı gönlüm yerinden çıksın da, çıkan o ok olmasın!”
Sevgilinin yan bakışı (gamze) aşığın gönlüne saplanan keskin bir oktur. Fuzûlî, bu ok sevgiliden geldiği için öyle hoşnut ki bu oktan, o yüzden yaralı gönlüm, canım yerinden çıksın ama o ok çıkmasın diye niyazda bulunuyor.
Yine benzer bir duygu ve düşünce ile Fuzûlî şöyle diyor:
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helâkim zehri dermânındaır
“Ey tabib (doktor), Aşk derdiyle hoşum ilacımdan el çek! El çek zira beni helâk edecek, (mahvedip öldürecek) zehir, senin derman dediğin şeydedir.”
 
Bu beyitler, öyle beyitler ki insan yorum yaparak onların mânâ dünyasını daraltmak istemiyor. O yüzden biz de yeni beyte geçelim: 
Âlem oldu şâd senden ben esîr-i gam henüz
Âlem etti terk-i gam bende gam-ı âlem henüz
“Âlem senden şad oldu (mutlu oldu, sevindi) bense henüz senin gamının esiriyim. Alem gamı terk etti bende ise henüz âlemin gamı var.”
Cümle alem sevgilinin yüzü suyuna gamı terk etmiş ama şairin başında âlem kadar gam var! 335*** Şimdi böyle bir gamı çektiğini söyleyen şairin kendi aşkını Mecnûn ile kıyaslaması şaşılacak şey midir:
 
Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık istidâdı var
Âşık- sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var
 
Bende Mecnun’dan fazla âşıklık kabiliyeti var. Doğru, gerçek âşık benim, Mecnun’un ancak adı var.
 
Aşkı ile dillere destan Mecnûn ile kendini kıyaslarken şair kendisinin gerçek âşık, Mecnûn’un ise sadece adı olduğunu söylüyor. Mecnun’un adı var ifadesi, hem “Mecnun’un adı çıkmış bir kere” şeklinde anlaşılabileceği gibi, hem de “Mecnûn artık dünyadan göç etti, sadece adı kaldı, ben ise bugün burada hakîkî bir aşığım” şeklinde de anlaşılabilir. Peki Fuzûlî’ye göre sadık bir aşık nasıl olmalı. Sanırım bunun cevabı şu beyitte mevcut:
Canı kim ki cananı için sever cânânın sever
Cânı için kim ki cânânın sever cânın sever
 
“Canı kim ki sevdiği için seviyorsa aslında o sevgiliyi sever. Kim de kendi canı için sevdiğini seviyorsa o aslında kendi canını sever.”
Ve aynı “var” redifli gazelinden (bir üstteki beyitle başlayan gazel) Fuzûlî’nin ızdırabını parmak ısırtacak derecede anlattığı bir beyit:
Öyle bed-hâlem ki ahvâlim görende şâd olur
Her kimin kim devr cevrinden dil-i nâ-şâdı var
 
“Öyle kötü haldeyim ki her kimin zamanın sıkıntılarından üzülen bir gönlü varsa beni görünce mutlu olur”
 
Şairi görünce şâd olur, zira bunun çektiği ızdırabın yanında benimki iç bir şey değilmiş deyip rahatlar. 
Fuzûlî’nin ızdırap yüklü şiirlerinin vadisindense şöyle sevinç yüklü şiirler aramakta iseniz sizlere Sezen Aksu’nun şu sözlerini hatırlatmak isterim:
“Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir.” 
‘Acıdan geçmeyen şarkılar eksik’, belki şiirler de!
__________Kaynak: Fuzûlî Divanı, Hazırlayanlar: Kenan Akyüz, Süheyl Beken, Doç.Dr. Sedit Yüksel, Dr. Müjgan Cunbur, Akçağ Yayınları, Ankara 2000.


Yazının ilk yayım yeri: Biga Doğuş BİGA, Haziran 2014


Fahri Kaplan

Tags: , ,

9
Şub

Pervâne Misâli

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Kadim devir şiirlerinden sana bir demet sunmak isterdim; daha doğrusu o şiirleri demet demet sunmak isterdim! Gel de o güzel şiirler içinden hiç değilse bir beyit olsun okuyalım. Şöyle, sultanlara lâyık olsun; şairler sultanı Bâkî’den olsun:

Pervâne gibi şu’le-i şevkunle yanmadın

Âşık mahabbet adın anar mı utanmadın

(Pervâne gibi şevkinin aleviyle yanmadan, aşık utanmadan muhabbetin [sevginin] adını anar mı?)

Pervâne; mumun etrafında dönen dolaşan, yanan kavrulan kelebek. Muma olan aşkı şairlerin şiirine destan olmuş. Şair: “Muhabbetten, sevgiden bahsedecek olana öncelikle pervane gibi maşuğun ışığının alevinde yanmak gerek. Daha doğrusu âşık, öyle bir yanışla yanmadan bunlardan bahsetmeyi ar sayar.” demekte. Ey gönlünü aşk ile bezemiş gönül medeniyetinin müstesna insanları! O “şule-i şevk”e uzak düşsek de ondan küçük yansımalar bile şebçerağ beklediğimiz şu demlerde ufkumuzu aydınlatmada. Ruhunuz şâd, ukbânız da gönlünüzdeki güzel çiçeklerle  âbâd olsun!

Tags: , , ,

1
Oca

Bâkî Kalan Bu Kubbede Bir Hoş Sadâ imiş

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

   “Edebiyattürkiye” adlı internet sitesinin forumunda çok güzel bir konuya rastladım. Divan şiiri deyince aklımıza ilk olarak hangi beytin geldiği sorulmuş. Ve konuyla ilgili birçok edebiyat sever görüş belirtmiş. Klasik şiirimizde öyle güzel beyitler var ki insan onlardan hangisini okusa “Evet,en güzeli bu!” diyor. Forumda paylaşılan beyitlerden birkaçını size sunmak istiyorum:

Arz-ı hâl etmeğe cânâ seni tenha bulamam
Seni tenha bulıcak kendimi asla bulamam

                (Ulvî)

 ***

Sanman ki taleb-i devlet ü câh etmeye geldik
Biz aleme bir yar için âh etmeye geldik
 
              (Yenişehirli Avnî Bey)

 (Dünyaya gelişimiz ne mevki ne makam ne de mal ve mülk peşinde koşmak içindir.Biz bu dünyaya bir sevgili için ah etmeye geldik.)

***

Kimsesiz hiç kimse yok var herkesin bir kimsesi

Kimsesiz kaldım yetiş ey Kimsesizler Kimsesi

                                  (Rûşenî)

***

Gitdin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile 
                                      (Neşâtî)

***

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-i sabâdan gayrı

                 (Fuzûlî)

(Bana gönül ateşinden başka kimse yanmaz. Kapımı da sabah rüzgarından başkası açmaz.)

***

Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilür
Mübtelayı gama sor kim geceler kaç saat

                 (Sâbit)

(En uzun gecenin hangisi olduğunu vakit ve yıldız ilimleriyle uğraşanlar ne bilsin. Sen gecelerin kaç saat olduğunu gama tutulmuşlara sor.)

***

Bende Mecnundan füzun aşıklık istidadı var
Âşık-ı sadık benem Mecnunun ancak adı var
                                                             (Fuzûlî)

***

Cihanda aşık-ı mehcûr sanma rahat olur
Neler çeker bu gönül söylesem şikayet olur
                  (Şeyhulislâm Yahya)

—–

   Ben foruma mesaj bırakmadım. Ama görüşümü siz Lâfistan okurlarıyla paylaşmak istiyorum. Benim aklıma bütün bu beyitlerin hakkını bir beyt ile veren şairler sultanı Bâkî’nin şu müstesnâ beyti geliyor:

Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal

Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş

                      (Bâkî) 
       

Not:Bahsettiğim foruma şu adresten ulaşabilirsiniz: http://www.edebiyatturkiye.com/forum/index.php?topic=86.0

             ———–

                Fahri Kaplan

Tags: , ,

20
Eki

Beyitler

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Gül gibi gülmek gerekir mâşuğa,

Tâ ki bülbül sesli âşık inlesin.

***

N’ola ben şiirde aşkı söylesem,

Hangi şâir etmemiş aşktan bahis.

***

Neye yarar kadeh meyle dolmasa,

N’eylersin cihanı aşk da olmasa.

***

Pervane ne yanmakta tat bulmasa,

N’eylersin cihânı aşk da olmasa

   

                 Fahri Kaplan 

Tags: ,