Lâfistan

Söz Mücevherdir

18th Ocak, 2009

 

   ”Ol!” demese olur muydu? Demek ki önce söz yaratıldı. Demek ki söz olmasa öz de olmazdı. O zaman özüne, özünden önce de sözüne dön ey insanoğlu!

   ***

    Bizim Yunus diyor ki:

   “Söz ola kese savaşı

    Söz ola kestire başı”

    İşte şiir bu! İzahı satırlar sürecek bir meseleyi iki mısrada halletmek. Büyüksün ey şair!.. ve şiir senden de büyük.

*** 

    Etrafınızı bir yoklayın. Şiiri boş uğraş gören, şairi soytarı zanneden zevatın hiç de az olmadığını görürsünüz. Böylelerine şiiri anlatmak için beyhude uğraşmayın. Sadece Sultanü’ş-şuarâ Bâkî’nin şu manidar mısraını hatırlayın kâfî:

    “Söz güherdir ne bilür kadrini nâdân güherin.”

                                        –

                             Fahri Kaplan

Tags: , , ,

Bâkî’nin Şiirlerinde Mahallîleşme İzleri

20th Aralık, 2008

 

              Dîvân şiirinde 15. yüzyılda başlayan ve Necâtî Beg ile kendini kabul ettiren mahallîleşme akımının izleri Bâkî’de de görülmektedir. Şiirde halk söyleyişleri, atasözleri ve deyimleri kullanmayı esas alan bu anlayış, Bâkî tarafından da ihmal edilmemiş, şair bu anlayışı devam ettiren mısralar yazmıştır. Bâkî’nin şiirlerinde bunun bir çok örneği vardır. Kullandığı atasözleri ve deyimlerin büyük bölümü günümüzde de kullanılmaktadır:

.

Nice ağyâr gibi ağzı kara var gerçi

***

Şâyed kimesne işide yirün kulağı var

***

Şeb-nem göricek gonca hemân ağzı sulandı

***

Bî-ihtiyâr zâhidün îmânı gevredi

***

Benzemiş aks-i rûhun gördi bir içim suya

***

Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan

 

       —

     Fahri Kaplan

 

KAYNAK

KÜÇÜK, Sabahattin, Bâkî ve Dîvânı’ndan Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayınları.

Tags: , , ,

Kaybettiğim Hazineyi Arıyorum

17th Ağustos, 2008

      Ey ay yüzlü, servi boylu, hilâl kaşlı, âteşîn bakışlı, gönüller yakışlı, serv-i revân, kaşı kemân, gamzesi kalpleri yakan dilber! Nerdeysen gel de cemâlini bize göster! Sen gideli beri bu topraklardan, biz sahte güzellere tav olduk. Güzellik anlayışımız süflî derecelere indi. Aşk deyince şehveti anlar olduk. Hayâllerimizde yaşayan güzeldin sen. Sana en çapkın gözle bakan Nedîm bile senin güzelliğinin bambaşka buudlarda olduğunu haykırıyordu şu sözlerle:

  ” Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm

     Bir perî-sûret görünmüş bir hâyâl olmuş sana.”

   Ah Nedim’im! Hayâli de öldürdüler artık. Yetmişbeş sene evvel aramızdan ayrılan büyük şâirimiz Ahmet Hâşim ”Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.” demişti melâli kaybetmemiz karşısında. Melâlden sonra hayâli de anlamaz olduk artık. Zaten melâl ve hayâl birbirinden ayrılmaz kardeş değil mi?

    Başka bir şiir üstâdı Yahya Kemal de: “İnsan âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.” diyordu. Biz hayâli kaybettiysek nasıl yaşıyoruz? Öyle değil, “Yaşıyor muyuz” diye sormak lâzım. Duymayan, hissetmeyen, tatmayan ne bilsin sizi ey aşk medeniyetinin, gönül medeniyetinin muhterem ve mübârek bânîleri. Ey Yunus’um asırlar ötesinden ne kadar mânidâr geliyor sesin:

“Bilmeyen ne bilsin bizi

  Bilenlere selâm olsun.”

    Nasıl mı bileceğiz? Ne zaman aşkı yeniden bulursak o zaman yetişeceğiz o menzile. Yoksa dünyâ ilmi bir yerden sonra yarıda bırakacak bizi. Menzile ise ağyârın önünde âşıklar yetişecek.

“Ser-menzile uşşâk erişir cümleden evvel

Ol mertebeye sa’y ile zühhâd yetişmez.” (Bâkî)

  Ruhun şâd olsun şâirler sultanı (sultanü’ş-şuarâ) Bâkî!

  Son sözü de büyük üstâd Fuzûli söylesin. Tâ ki kırık - dökük ve kaybetmenin, ayrılığın ızdırabıyla dağılıp perişân olmuş ifâdelerim böyle söz sultanları sayesinde bir değer bulabilsin:

 ”İlm kesbiyle pâye-i rif’at

    Arzûy-ı muhâl imiş ancak

   Aşk imiş her ne var âlemde

   İlm bir kîl ü kâl imiş ancak.” 

                         Fahri Kaplan  

Tags: , , , ,

Bâkî: Muhteşem Devrin Muhteşem Şâiri

5th Nisan, 2008

  16. asır… Devlet-i Âlî’nin en ihtişamlı dönemi. Tüm dünyaya “Muhteşem Süleyman” namıyla ihtişam salmış bir Kanun Koyucu’nun yönettiği en az pâdişâhı kadar muhteşem bir devlet. Şâir bir millet, devletinin böyle ihtişamlı devrinde elbette muhteşem bir şâir çıkaracaktır. Sultânü’ş-şuarâ Bâkî, Türk- İslâm tarihinin en güçlü devrine devri kadar güçlü bir sesle eşlik etmiştir. Osmanlı Türlçesi’ni öyle temiz bir üslûp, öyle Dâvûdî bir sesle kullanmıştır ki onun bu mükemmeliyetini Türkiye Türkçesi’nde sadece Yahya Kemal’de gördüğümüzü söyleyebiliriz. Çoğu kimseler onu bir zevk ve safâ şâiri olarak görse de bence Bâkî herşeyden önce bir ihtişâm şâiridir. Devrinin ihtişamlı sesinin şâiri. Bu yüzden iddialı beyitler, gururlu söyleyişler başkalarında birer nâkısa gibi dursa da Bâkî’ye çok yakışır. Çünkü o dünyanın bir numaralı devletinde “Şâirlerin Sultanı” ünvanını almış bir şâirdir. Elbette bu konumda bulunan bir sanatkâr, devletinin ve şiirinin ihtişâmını mısralarına dökecekti. İşte her okuduğumda “ne güzel, ne doğru söyledin!” dediğim o ihtişamlı beyitlerden bazıları:

“Bu arsada Bâkî nice üstâda yetişdi

  Âlemde bugün ona bir üstâd yetişmez”

***

“Minnet Hüdâ’ya devlet-i dünyâ fena bulur

Bâkî kalır sâhife-i âlemde adımız”

***

“Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal

Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.”

***

Meddah olalı çeşm-i gazalânına Bâkî

Öğrendi gazel tarzını Rûm’un şuarâsı

***

“Cihân-ı câm-ı nazmım şi’r-i Bâkî gibi devreyler

Bu bezmin şimdi biz de Câmî-i devrânıyız cânâ”

                                    (Bâkî)

Fahri Kaplan 

Tags: ,

Yazarlar

Kategoriler

Son Yazılar

Son Yorumlar

Etiketler

 

Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  

Meta

Zeka Oyunları | Mario Oyunları | En Güzel Oyunlar | Araba Yarışı