Lâfistan

YENİ ADIMLAR YENİ HEYECANLARLA YENİDEN

27th Ağustos, 2011

-”Bismillah” diyerek-

Uzun süre ayrı kalsak da
Sanmayın yavaşlıyoruz.

Yeni adımlar, yeni heyecanlarla
Yeni yazılara yeniden başlıyoruz.

Ham kalmasın, pişsin, tatlılaşsın diye kelimeler
Her birini bir başka yazıda haşlıyoruz.

Uzun süredir sakladığımız sözleri…
Güzleri, kışları, bahar ve yazları…
Sevinçleri, hüzünleri, nazları, hazları…
Özledikçe sizleri, özlediniz diye bizleri
Gönlümüzden Lâfistan’a işliyoruz.

Tags:

Yeni Yüz ve Yeni Yayın Dönemi

24th Ağustos, 2011

Merhaba sevgili ziyaretçilerimiz, Uzun bir aradan sonra Lafistan yazarları olarak yeni temamızla yayın hayatımıza kaldığımız yerden devam etmeye karar verdik.  Umarız bu dönemde de eskiden olduğu gibi sizlere yararlı içerikler sunabilir ve yorumlarla da fikir alışverişinde bulunabiliriz.

Arkadaşlarımızla yaptığımız fikir alışverişi sonucunda eskiye nazaran çok fazla açık renkte olan bu temamızla, ismimiz LAFİSTAN’ın bir mekana atfedilmesinin daha uygun olacağı kanaatini taşıdık. Bunun için de kış gecelerinin laf yapmak için ey uygun zamanlar va karlar arasında duran kırmızı renkteki  evin de sıcaklığı temsil edeceğini düşündük.

Dış kısımda bulunan posta kutusunu ara sıra kullanıp aşındırmanızı temenni ederiz.

 

Lafistan yazarları adına İbrahim ARSLAN.

ABD’DE YOL YOLDAŞI

15th Mayıs, 2011

Ben Ibrahim Hakki ACAR, Fulbrgiht bursu kapsaminda University of Nebraska-Lincoln’de egitimime devam etmekteyim. Bundan boyle bu blogta egitim konularinda yazilar yazacagim. Sadece ABD degil ayni zamanda Avrupa’da egitim firsatlari hakkinda da yazilar yazacagim. ABD de egitim almak isteyen arkadaslar bana yazabilirsiniz.Iletisim:E-mail: ihacar@gmail.comtel: 0018024028738

Tags: , ,

Demir Doğrama ve Çelik Kapı Şirketlerine Duyurulur.

30th Nisan, 2011

Merhaba arkadaşlar, iki yıl önce İstanbul Zeytinburnu semtinde demir doğrama işi yapan bir yakınımız için kurmuş olduğum websitesi yakınımızın işyerini bazı sebeplerden dolayı Çanakkaleye taşımasından sonra boş kalmıştır. Bende bu durumda onun meslektaşlarının telefonlarını oraya koyarak siteyi yayınlamaktayım. Ama bu kişiler internetten para kazanmanın ne demek olduğunu bilmedikleri  (kendilerince internet reklamına verdikleri paranın gereksiz olduğunu düşündükleri için) için siteyi yine istanbulda bu işleri yapan ve ciddi gelirler elde etmek isteyen kişilere kullandırabilir ve kiralayabilirim. Çünkü site yakınımızda iken Google Adwords üzerinden yaptığım çalışmalarla 15 ziyaretçide bir çalik kapı veya demir doğrama işi getiriyordum. Ona göre düşünerek iş yapmak istiyorsanız size bu konuda da çözüm ortağı olabilir ve reklam çalışmalarınızı yapabilirim. Google Reklamcılığı araçlarını 2007 yılından beri kullanmaktayım ve sizinlede yapacağımız çalışmalarda iş getirebileceğime inanıyorum.

Site: http://www.klasdemirdograma.com/
Tel: 0506 742 27 49

Bir Mıh (…) Bir Vatan Kurtarır (Kaos Teorisi)

6th Mayıs, 2010

  

   Bir arkadaşımla konuşuyorum. Bana tekliğin önemsizliğinden bahsediyor, yani düşüncelerin ne kadar ulvi de olsa eğer yalnızsan bir işe yaramayacağından söz ediyor. Tam bu noktada haklı buluyorum onu. Fakat bir an aklıma toplumsal şuuraltımızda yatan “Bir mıh bir nal kurtarır. Bir nal bir at kurtarır. Bir at bir er kurtarır. Bir er bir ordu kurtarır. Bir ordu bir vatan kurtarır.” söylemi geliyor ve tekrar düşünmeye başlıyorum. Eğer bu zincirleme ilişkinin sonundaki vatanın kurtulmasını başlatan bir “mıh” ise o halde önemsizlikten söz etmek mümkün müdür?

    Evet bugün bilim adamları önceden rastlantısal olarak gördükleri hadiselerin aslında inanılmaz bir düzen içinde cereyan ettiklerini anladılar. Yani sigara dumanın havada aldığı şekil ve izlediği yolu etkileyen çok sayıda parametrenin olduğunu ve bu parametrelerin sigara dumanı üzerine nasıl tesir edeceğinin bilinemeyeceğini ifade etmektedirler. “Kelebek Etkisi” olarak duymuş olabileceğiniz bu teori bilim camiasında “kaos teorisi” olarak adlandırılmaktadır.

    Haddime olmayan bu kısa açıklamadan sonra gelelim arkadaşımla olan sohbetimize. Bu teoriyi ona anlattıktan sonra belki biraz ümitleneceğini düşünmüştüm ama maalesef öyle olmadı. Daha fazla ısrar etmek istemedim ve konuyu orda kapattık. İhtimal ki arkadaşım gibi düşünen bir çok kişi vardır. Sanırım bunun temelinde olaylara, yaşadıklarımıza, tecrübelerimize, davranışlarımıza bir netice itibariyle değer atfetmemiz yatıyor olsa gerek.  Ancak bu noktada da aklıma “acaba olayların bitiş noktası neresidir ki, biz ona göre bir anlam yüklüyoruz?” sorusu takılıyor? Yani şöyle açıklamaya çalışayım bu durumu; evinizin bahçesinde bir odun yığını olduğunu düşünün. Bunları teker teker odunluğa taşımanız gerekir. Tam olarak bahçede kaç odun kaldığında “nerdeyse bitti” cevabını verirsiniz? 1 mi 2 veya 5 mi? Bu cevapların hepsi doğru olmakla birlikte tek başına hiç biri doğru değildir. Yani demek istediğim hayat ikili mantık şeklinde işlemez yani her şey ya siyahtır ya beyaz veya ya hep ya hiç şeklinde değildir. Daha çok belirsizdir her şey (nisbi mantık).

    Tüm bunlar o an aklımdan geçen düşünce balonlarıydı. Ve bunları göz önüne aldığımda aslında ümitsizliğe düşmenin veya kendini önemsiz hissetmenin hiçbir bilimsel alt yapısının olmadığını bilakis insanların ümit var olmaları gerektiğini anladım. Çünkü yaptıklarımız bir deryada bir damla kadardır. O damlaların nelere sebebiyet vereceğini görmemiz mümkün değildir. Bu bakımdan önemli olan nokta sonuçlarını öngöremeyeceğimiz davranışlarımızın başlangıç noktalarıdır. Yani olayların neticelerinden çok başlangıçtaki niyetlerimizin salih olup olmadığıdır bizim için önemli olan.

RAHMETLE VEYSEL BURAK GÜLPER…

27th Nisan, 2010

polis-memuru-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti.jpg

Özel harekatçı olacaktı…

sevdiği kız vardı… düğün yapacaktı…

hayalleri vardı… yaşayacaktı…

     lisenin kapısında tanımıştım, aile sıcaklığının olmadığı yurt ortamında ailemiz gibi sıcaktık… babası çok küçükken vefat etmişti… gözleri dolardı babasının ölümünü okul dönüşü öğrendiğini anlatırken…

      iki kız sevmiştik… burak konuşmaya gittiğinde ilk kelimeyi söylediğinde kızın otobs gelmiş de binip gitmşti kız arkasına bile bakmadan… çok gülmüştük, bütün yıl gülmüştük…  Üniversiteyi kazanamazsak çeçenistana gidecektik… hayallerimiz vardı, çocukça da olsa… strateji oynardı saatlerce başkanla… hile yapardı, şifre yazardı… başkana bak o da yazmasın derdim o saf kötülük düşünmez deri… yine de hep yenerdi başkan burağı…

    evinde kalmıştık bir gece… veysel burak aslandı… mertti…. delikanlıydı…

    yurttan kaçmıştık bi gece kilometrecelerle yürüyüp sapanca gölüne gitmiştik… ibo dinledik,hep arabesktik… tren istasyonunda uyuduk bütün gece…

     polis olmuştu veysel burak… veysel denmesine de kızmıyordu artık faysal denmesine de… aga derdi “ilerde çok güzel şeyler olacak”… ilerde çok güzel şeyler olacaktı burağım çok güzel şeyler olacaktı.

      batmana çıktı görev yeri geçen ay gidecektik… nevruzda görevliydi… bekliyordu… trafik kazası geçirdik gidemedim… üzlmesin diye kaza geçirdiğimizi söylemedim… ben seni üzmedim burak sen ne diye üzüyorsun…  mayıs ta buluşacaktık… buluşacaktık söz vermişti… yalan mı burak söz vermedin mi… verilmiş sözün varken nere gidersin nasıl gidersin…

        “aga” dedi…

 ”özel harekatçı olcam ramazan bayramından sonra başlıyo kurs”…

“bir kıza gönül kaptırdım gzel de bir düğün yapçam…

özel harekatçı olacaktı…

seviği kız vardı… güzel bi düğün yapacaktı…

hayalleri vardı… kendiyle beraber götürdüğü…

Nefrete Karşı Kardeşiz

20th Nisan, 2010

      

   Bir Beşiktaşlı olarak genelde Fenerlilerin ve bazı Galatasaraylıların bizi Galatasarayla kardeş kulüp olarak görmesi ve göstermesi beni rahatsız ederdi. Zira kardeşlik kavramına gereğinden fazla anlam yüklemenin aradaki ezelî rekabetin tadını azaltacağını düşünürdüm. Ama önceki akşam futbolda başarı için futbol dışında her türlü illegal yolu deneyen ve bu filmi bize bilmem kaçıncı kez izleten Türk futbolunun karakteri malum takımının rezilliklerini bir daha izledikten sonra haksızlık karşısında hakkı savunanların dayanışması gerektiğini farkettim. Zira karşıda başarı uğrunda her türlü illegal yolu mübah gören sporun yüz karası bir anlayış var. Türkiye’deki futbolun temizlenmesi için, haksızlık karşısında gereken tepkinin verilmesi için zaman kardeşlik zamanı.

    Evet, kardeşiz kardeşim! Kardeşiz. Zulmün, haksızlığın karşısında adalette birleşmek için kardeşiz. Sporun ruhundaki dostluğa muhalif olanlara, ahlâktan nasibini alamamışlara karşı spor ahlâkını savunma hususunda kardeşiz. Saha içinden ziyade saha dışında sesini yükselterek, hakem odalarına inerek futbolu yönetenleri ve hakemleri etkisi altına alanlara ve bu baskılara boyun eğip haksız gücün karşısında ezilen sözde yönetenlere karşı kardeşiz. Karanlık karşısında aydınlığın, karaktersizlik yanında erdemin kardeşliği bu. Sportif rekabetin arkasındaki dostluğu anlamayan ve rekabeti nefret olarak görenler anlayamaz bu insânî duyguyu. Onlar ancak nefretlerini ilan ederler. Tıpkı en son açtıkları yaratıcılıktan uzak ve içlerindeki nefreti marifetmiş gibi açıkça salgılayan şu zavallı pankarttaki gibi:

  

   Zaten yarasalardan aydınlığa sövmekten başka ne beklenir ki. Karanlık oyunlarla Türk futbolunun haysiyetinin bilmem kaçıncı kez zedelenmesi karşısında bu yarayı tamir için kardeşiz. Kendilerini her gücün üstünde görüp gücünü kendine haksız çıkar sağlamada kullananlar karşısında kardeşiz. Türk futbolunu futbol sahasında açtıkları çukura gömmek isteyenlere karşı futbolumuza güzelliklerin hâkim olması için kardeşiz. Sportif başarıdan önce adalet, ahlâk, barış ve kardeşlik gibi duyguların geldiğini ve rekabetin ancak bu değerlerle anlam kazandığını bildiğimiz için kardeşiz.

    Hayatını nefrete göre programlamış, takım sevgisini rakibe nefret olarak görenlere inat kardeşiz. Evet, hem iki ezelî rakibiz, hem de kardeşiz.

    Varsın rekabeti nefret ve düşmanlık zannedenler çatlasın bu kardeşçe rekabet karşısında.

Tags: ,

Aşk ve Dostluk

22nd Mart, 2010

 (Fotoğraf:gonulfeneri.blogcu.com)

    Değerli dostum Bekir Poyrazoğlu’nun “Vuslat’a Doğru” başlıklı yazıma yaptığı yorum, aşk ve dostluk kavramları üzerine mukayeseli düşünmemi sağladı. Öncelikle bana bu yolu açtığı için kendisine teşekkür ediyorum. İsterseniz öncelikle Bekir Poyrazoğlu dostumun yorumunu hatırlayalım. Şöyle diyordu dostum: ”Aşk nedir? Bir bedende iki ruh. Dostluk? İki bedende bir ruh.”

    Şüphesiz bu yorum benim aşka meyyâl karakterime ve yazılarımda aşkı yücelten anlayışıma değerli bir dostun, dostluğun kadrini bilir, büyük bir dostun dokundurmasıydı. Bunun böyle olduğunu çok iyi biliyorum, çünkü dostumu iyi tanıyorum. 

   Aşk ve dostlukla ilgili mülâhazalarıma geçmeden önce, bu düşüncelerimde iki kavramdan birini tercih gibi bir şeyin söz konusu omadığını belirtmek isterim. Ben iki kavramı da kendi açımdan nitelendirmeye çalıştım sadece. Zaten “tercih” ifadesi dostluk için geçerli bir durum olsa da aşk “tercih” sonucu elde edilecek bir durum değil, kapını sormadan çalan, gönlüne sormadan misafir olan bir “hâl”dir. Bu açıklamadan sonra aşk ve dostluk üzerine düşüncelere geçebiliriz:

  Dostluğun iki bedende tek ruh olduğu doğrudur. Ancak aşk, bir bedende iki ruh olamaz. Âşık için “ben” diye bir şey olamaz. Onun için yalnızca “o” vardır.  Zâtî bir beytinde şöyle der:
   “Yoluna cânâ revân etsem gerek canım dedim

    Yüzüme bin hışım ile baktı dedi canın mı var.”

   (Ey sevgili yoluna canımı akıtsam, feda etsem dedim. O da yüzüme kızgınlıkla baktı: “Canın mı var?” diye sordu.)

    Öyle ya kendi canından bahsediyorsan bu nasıl âşıklık iddiası?

   ***
   Kişinin gönlünde ikilik varsa aşk yok demektir. Aşk kendini yok etmektir. Kendi varlığından, beninden, egondan geçmektir.

   ***
   Dostlukta ben ve sen aynı ruhuzdur, aşkta ise ben diye bir şey yoktur.

   ***
   Dostluk bir ayıklık hâli, aşk ise sarhoşluk.

   ***

    Dostlukta mantıklılık ve tutarlılık vardır; aşk ise aklı yele vermektir.

   ***
   Dostluk bir güç ortaklığı, bir güçleniş; aşk ise bir düşkünlük.

  ***
   Dostluk sağlıklı bir paylaşım; aşk ise bir hastalık.

   ***
   Dostluk bilinçli bir tercih, aşk ise bir mübtelâlık. Nef’î’nin dediği gibi “Âşığa ta’n (ayıplama) eylemek olmaz mübtelâdır n’eylesin”

   ***
   Dostluk karşılık beklenen bir ortaklık, dayanışma; aşk ise karşılıksız bir tutku.

   ***
   Dostlar ateşten korunmak için beraber hareket eden kader ortakları; âşık ise yanacağını bile bile ateşe atılan bir dîvâne.

   ***
   Netice-i kelâm: Siz siz olun hayatınızdan gerçek dostları ve dostlukları eksik etmeyin. Aşk mı? Aşkla ilgili bir tavsiyede bulunmak fayda vermez. O ateş düşerken kalbinize sormaz geleyim mi diye. Düşerse yanarsınız, düşmezse yanamazsınız. Akıllı olan yanmamayı tercih eder; ancak yanmanın zevkini tadanlar da aklı yele vermekten çekinmezler. Fuzûlî’nin dediği gibi: “Nitekim meste mey içmek hoş gelir, huşyâre su”

 

                                      Fahri Kaplan

 

Tags: , , , ,

Vuslata Doğru

19th Mart, 2010

 

     Ayrılığında gündüzler çabuk geçti belki ama ya geceler?.. Ruhuma kasteden geceler bitmek bilmedi.  Geri geleceğini bildiğimden olsa gerek ilk zamanlar önemsememiştim. Ama vuslatın ne kadar uzakta olduğunu anlamaya başladığım zamanlarda; her gecenin daha da uzadığını gördüğüm, aydınlanmak bilmeyen karanlıklarla hemdem olduğum zamanlarda tattım hicranın ne olduğunu. Böyle zamanlarda Cahit Sıtkı’nın “Sanatkâr’ın Ölümü” şiirinden mısralar oldu en yakın dostum:

     “Gitti gelmez bahar yeli;

       Şarkılar yarıda kaldı.

       Bütün bahçeler kilitli;

       Anahtar Tanrı’da kaldı.”

      Ah, bu ateşten satırları okuyan arkadaşım! Aşkımı bana üç ay önce sorsan “a”sından bahsetmezdim sana, bilesin. Şimdi ise vuslat muştusuyla çözülen dilimin bülbül olup şakıyası var. Onun için sana içimi dökeceğim aşkıma dair. Aşkım, sır olmaktan çıkacak. Zira aşkın sır olması ayrılığın kuvveti nisbetindedir. Vuslat anındaysa aşk, sır olmaktan çıkar. Öyle, Leylâ peşinde bir Mecnûn olduğumu sanma. Hayatın ince çizgilerinden en güzel tabloları çıkaran öyle hassas bir gönül ki bende olan, damlaya aşık olsam aşkımın deryası yanında Hint okyanusu bir dereyi andırır. *

     Yazın, güneşin batarken ufka bıraktığı huzur ve hüznü bir arada veren turuncu renge âşığım.

     Bir yaz gecesinde simsiyah görünen denizi bembeyaz ışığıyla aydınlatan mehtâba âşığım.

     Öğlenin bütün bedenimizi kavuran güneşinden sonra ılık ve tatlı havasıyla gelen yaz ikindilerine âşığım.

     Yaza yazılmış şiirlere, yazılara; yaza çekilmiş filmlere âşığım.

      Bunca aşk hep yaza dairken…

      Yarıda kalan şarkılar aşkımın müjdecisi bahar yeli ile birlikte tekrar yankılanmaya başladıysa semalarımızda…

      Ve bütün anahtarlar kendisinde olan açtıysa gönlümdeki bahçelerin kilidini…

      Daha ne isteyeyim Mevlâ’dan.

 

                                                   Fahri Kaplan 

———

* Mübalağayı anlamayan nesle aşina değilim, olamam da. “Anlamak”tan kastım ilmen bilmek değil, onun verdiği zevk ve heyecanı ruhunda hissetmektir.

 

Tags: ,

Bursaspor Şampiyonluğun En Büyük Favorisidir

14th Mart, 2010

 

    Bursaspor ile şampiyonluk kavramları yanyana gelince pek çok yorumcu hâlâ çekimser konuşuyor. (Rıdvan Dilmen gibi bazı istisnalar hariç) Hep öncelikle: “Fener mi Galatasaray mı?” tartışması… Bakıyorlar Beşiktaş yine geçen seneki gibi gümbür gümbür geliyor. Hemen Beşiktaş’ın da olabileceğini söylemeye başlıyorlar. (Oysa 6. haftada Beşiktaş’ın havlu attığını söylüyordu aynı isimler.) 

    Evet, sevgili ve zavallı medyamız. Süper Lig sizin istediğiniz gibi 2 takımlı bir lig olmayacaktır. Buna zaten Beşiktaş izin vermeyeceği gibi Bursaspor gibi takımlarla da ligde şampiyonluk pastasının ortakları artacaktır. Sizin isteğiniz hep Galatsaray ve Fenerbahçe karşıtlığından tiraj oluşturarak “nefret” olgusu üzerinden prim yapmak olsa da ligimiz artık o atmosferden sıyrılıyor. Bursaspor’un ayak sesini hâlâ duymadınız mı yoksa? Oysa biz taa Ağustos ayında şu cümlelerle bahsetmiştik bu ayak seslerinden: “ Büyükler arasında sıralama nasıl olur bilmem ama iki senedir Sivasspor’un yaptığını bu sene Bursaspor yapacak gibi görünüyor. Hatta belki de Sivas’ı da geçerek 5. büyük olmayı başarır Timsahlar. ” http://www.lafistan.com/2009/08/10/bu-sene-bursasporu-iyi-izleyin/

    Ertuğrul Sağlam’a da ayrı bir parantez açmak gerekiyor bu arada. Yönetim aynı yönetim, şehir aynı şehir. İmkânlar aynı imkânlar. Ligde kalma mücadelesi veren bir takımdan şampiyonluğa oynayan bir takım hâline geldiyse Bursaspor, bunda en büyük faktör şüphesiz ki Ertuğrul Sağlam’dır. Hem işini iyi yapması hem de “adam gibi” duruşunun meydana getirdiği sinerjiyle… Hep böyle ol Ertuğrul hocam. Türk futbolunun sana ve senin gibi değrlere ihtiyacı var.

     Başlığa bakıp hâlâ: “Yok, yok. Olmaz, olamaz öyle şey.” diyen varsa, Bursaspor’un fikstürüne bir baksın derim. Bir de o çok sevdiği takımının hâl-i pür-melâline… Yani aynaya…

   

Tags: , , ,

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

Yazarlar

Kategoriler

Son Yazılar

Son Yorumlar

Etiketler

 

Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  

Meta

Zeka Oyunları | Mario Oyunları | En Güzel Oyunlar | Araba Yarışı