Archive for the ‘Tarih’ Category

19
Ağu

Kanûnî Devrinde

   Yazar: Fahri Kaplan Tags: ,

    Kanûnî devri  siyasî, kültürel, askerî vb. hemen her alanda zirveyi yaşadığımız bir dönemdir. Öyle bir dönemdir ki bu, Sinan gibi bir mimarı, Bâkî gibi bir şairi yetiştirmiştir. Zaten Kânûnî Sultan Süleyman bu ifadeleri bizzat kendisi kullanmıyor mu: “Bunca yıllık saltanatımda iftihar ettiğim iki şey vardır: Biri Sinan gibi bir mimarın benim dönemimde yaşaması, diğeri de Bâkî gibi bir şairi bulup çıkartmaklığımdır.”

    Maziye takılıp kalmak doğru değil. Ancak maziden yüzünü çevirerek geleceğe yön vermek de mümkün değil. Eskisi gibi her alanda söz sahibi olmak isteyen milletimize şanlı mazi ilham kaynağı olacaktır. Geçmişin birikimini yıkanlar her zaman yeniden temel atmak durumundadır. Ardında büyük bir birikime sahip olanlardır ki binalarını en yüksek ufuklara taşıyabilirler.

    Kanûnî Devri (şiirimdeki ifadeyle devr-i Süleyman), hayâl dünyamda yer yer seyahat ettiğim, beni zamanın kasvetinden arındıran, milletçe mesut günlerimize seyahat ettiğim müstesna bir devirdir. Hani Yahya Kemal’in dediği gibi:

    Çık tayy-ı zaman et açılır her perde

    Bir devr geçir istediğin her yerde

    Ben hicret edip zamanımızdan yaşadım

    İstanbul’u fethettiğimiz senelerde

    Üstâd, İstanbul’u fethettiğimiz seneleri tercih etmiş. Zaten eserlerinde bu büyük fethi tarihimizin dönüm noktası olarak da sık sık anar. Ben de tayy-ı zaman ederek (zaman değiştirerek) hayâl ufkumda farklı devirlere seyahat eder, o dönemi adeta yeniden yaşamaya çalışırım. İşte Kanûnî Devri’nin daha ziyâde edebî ortamına yaptığım  seyahatlerin bu hayal ufkunda sınırlı kalmasının içimdeki ukdeyi deştiği bir zamanda (dört sene önce) kaleme aldığım bir şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum:

 

     KÂNÛNÎ DEVRİNDE

Söz sultanları son ufka varmışlardı beyânda;
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!
Bulunur mu ki bir daha bunca üstâd bir anda!
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!

O devirde hem Fuzûlî hem Bâkî yaşar idi,
Zâti Pîr’in dükkânına şairler koşar idi,
O şiirler okundukça gönüller coşar idi,
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!

O zaman bu topraklarda büyük ihtişâm vardı,
Bütün dünyâya hükmeden şâh-ı muhteşem vardı,
Bir devlet ki; hem İstanbul hem Üsküb hem Şam vardı,
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!

İstanbul şiir diyârı: Bâkî, Nev’î, Hayâlî…
Bağdat ızdırâb mekânı: Rûhî ile Fuzûlî.
Aslı nasıldı kim bilir; mest ediyor hayâli,
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!

İstesen de gelmez geri konuşursun nâfile.
Nerelerde kaldın Fahri; geçti gitti kaafile.
İçimde bir istek kaldı - olmazsa da lâf ile -:
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!

                    Fahri Kaplan  

 

    Hâmiş: Ramazan ayınızı şimdiden kutlar, onbir ayın sultanının iç ve dış dünyamıza bereket getirmesini temenni ederim.

12
Ağu

Balkanlar… Ah Balkanlar!

   Yazar: Fahri Kaplan Tags: , ,

 

                                          ”Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum

                                Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum” (Yahya Kemal, “Açık Deniz” şiirinden)

 

    Balkanlar… 5 asır boyunca atlarımızı suladığımız Tuna nehri, şimdi bizim için akmıyor. Bir zamanlar dedelerimizin yaşadığı, bizden bir parça olan bu geniş coğrafyanın büyük bölümünü artık bizler, göç edilen diyâr olarak yâd ediyoruz.

    Göçler ve katliamlarla Türk ve müslüman nüfusun azaldığı Balkanlar’da 1300lerin sonundan 1900′lerin başına kadar Türklerin ve Müslümanların yoğun olarak yaşadığını, buraların da bizden bir diyâr olduğunu biliyoruz. Üsküp doğumlu şairimiz Yahya Kemal’in çocukluğunu geçirdiği Rumeli ile ilgili şu cümleleri dikkat çekicidir: “Rumeli’ye o zaman, ne kadar yerleşmişiz Yârabbi! Ve bu hakikati bugün ne kadar unuttuk. Meselâ Rumeli Türklerini ezelden ebede kadar muhacir telâkki etmeye alışmış olan İstanbul ve Anadolu milletdaşlarımız bu itikadlarında ne kadar yanılıyorlar.” (Yahya Kemal, Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebî Hatıralarım, İst. Fetih Cem. Yay. İst. 1997, s.54,55)

    Balkanların Edirne’den ötesindeki kısmına hiç gitmesem de dedelerimin 93 Harbi’nde (1877-78 Osmanlı Rus Savaşı) Balkanlar’dan Anadolu’ya göç etmesinden olsa gerek, o coğrafya her zaman bana binlerce hatıramı, neşemi, hüznümü, hayallerimi, çocukluğumu bıraktığım diyâr gibi gelir. Bu yüzdendir ki şâirin şu mısralarında sanki kaybolmuş çocukluğumu bulurum:

    Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum

    Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum.

    Nasıl bulmayayım! Beş asır dedelerim mahsulünü devşirmiş, koyununu otlatmış ovasında. Türkülerini, şiirlerini haykırmış semâsına o toprağın. Atını Tuna’da sulamış, bin atlı akınlarda dev gibi orduları yere sermiş o topraklarda. Ve bin bir milleti beş asır kardeşçe yaşatmış o bizden diyârda.

    Okuyucu, yaralıyım! Balkanları kaybettiğimizden beri, 90 senedir… Dedelerim Balkanları terk edeli, 130 senedir… Yaralıyım. Balkanları al kanlarla suladığımızdan beri yaralıyım. Düz cümleler yaramı tarife âciz. Belki şiir döker içimi dışıma, belki şiir hâlime tercümân olur. Ey Rumeli’nin Hasan Rızası! Sadece Hasan Rıza’ya değil bu sesleniş, dedeleri Rumeli’de yüzlerce yıllık hatıralarını bırakarak Anadolu’ya gelmişlere. Yâdınızda mı Üsküb’ün, Razgrat’ın, Vardar Yenicesi’nin fezâsı? Buralar birer müslümân şehirdi, yâdınızda mı bıraktığımız miras? İşte bamteline dokunan mısralar:

    HASAN RIZA’YA SESLENİŞ

    Ey Rûmelî’nin Hasan Rızâ ’sı
    Yâdında mı Üsküb’ ün fezâsı
    Yâhut Kalkandelen kazâsı
    Vardar ve uzakta karlı dağlar

   

    Üsküb bir müslüman şehirdi
    Binbir türbeyle müştehirdi
    Vardar’sa önünde bir nehirdi
    Her an tekbîrlerle çağlar

                           Yahya Kemal Beyatlı

 

 

Sanma şahım /herkesi sen / sadıkane / yar olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyar olur
Sadıkane / belki ol / alemde bir / dildar olur
Yar olur / ağyar olur / dildar olur / serdar olur ”

Yavuz Sultan Selim Han’a ait bir kıt’a. Dizelerin ilk kelimeleri (bölümlere ayrılmış kelimeler - M.T.) yukarıdan aşağıya okunduğunda aynı dizeyi verir.Bu tarzda yazılan ilk kıt’a olduğu söylenmektedir. Divan edebiyatında bu özelliğe vezni aher denir.

Yavuz Sultan Selim Han bu şiiri Şah İsmail’e yazmıştır. Hikayesi şöyledir:

Yavuz şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Aynı şekilde Şah İsmail’de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider. Hanlarda , Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber şaha ulaşır. Şah der ki çağırın birde benimle oynasın. Yavuz Şah’ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz’a der ki: ” sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?” Elinin tersiyle Yavuza bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte şahın huzurundan ayrılırkende bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır.

Yavuz yediği tokatın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran’da Şah İsmail’i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder: ” atacaksan tokadı böyle atacaksın. “

 

Not: Bu yazı divan.name adlı sitede yapılmış bir alıntıdan alınmıştır.

Lafistan.com Gizlilik Politikası