Archive for the ‘Şehir’ Category

2
Eki

Yaz Sakin Olur Güreci Altında

   Yazar: İbrahim ARSLAN Tags: ,

Her ne kadar denizi dalgalı olsa da yaz sakin olur Güreci altında.

Sevgili dostlar yaklaşık iki hafta önce Çanakkale ili sınırlarında Biga ile Lapseki ilçelerinin arasında kalan  çoğunluğunu Bigalıların oluşturduğu Lapseki’nin bir tatil köyüne gittim. Hani tatil köyü derken Güreci köyünün alt kısmında kalan ve halkın çoğunluğunun Güreci Altı diye tanımladığı, yol boyunca uzanıp giden ve pufür püfür yeli esen yer. Gerçi şuanki konumu nedir pek bilemiyorum ama Biga Birlik otobüslerine bindiğimde Gürece olarak bilet kestikleri yer.

Eylül ayının ortalarında geldiğim  için de  bir hafta içerisinde yalnız bir gün denize girebildim. Deniz bir hayli dalgalı ve tehlikeli görünüyor. Gündüzleri çınar altında gölgelenip o temiz havanın tadını çıkaran mahalle sakinleriyle muhabbet ettiğimde bana – sen geçe kalmışsın burada deniz Temmuz ve Ağustos aylarında iyi olur dediler. Tatilcilerin çoğunu orta yaşın üzerindekiler oluşturuyor.. Bir haftalık gözlemlerim sonucunda 4 çeşit insan profili gördüm;

İlk olarak gün boyu bahçeden çıkmayan ve yaz boyuncada bir şeyler yatiştiren o amca ve teyzeler dikkatimi çekti. Yaz boyu bahçelerinde yetiştirdikleri o organik ve lezzetli ürünleri yetiştirmenin keyfini çıkarıyorlar ve kışa hazırlık yapıyorlar. Yaz sonunda da yapmış olduğu o afiyetli konservlerin ve ev yapımı salçaların tadını çıkarıyorlardır zannımca.

İkincisi ise fırsat buldukça tekneleri ile denize açılan o amcalar. Yukarıdaki haritadan da gördüğünüz gibi Gürece, Çanakkale boğazının Marmara’ya açılan kısmında geniş bir alana sahip ve balıkçılar da fırsatı değerlendiriyorlar. Ayrıca av sezonunda ağlarla buradan mevsimine göre çok lezzetli balıkların tutulduğunu duydum.

Üçüncüsü ise tamamen işten elini ayağını çekmiş ve rahatsız olup da buranın temiz havasını almak için gelen amca ve teyzeler. Onları sabahları yol boyunca yürüyüş yaparken, Cavit Market’in bahçesindeki çınar ağaçlarının altında otururken, camiye giderken, kahvede çay içip oyun oynarken veya balkonlarında görebilirsiniz.

Dördüncüsü de Gençler; sahilde veya denizde yada sahil boyunda bulunan voleybol sahasında akşamları ise eğlenmek için Lapsekiye gittiklerine şahid olursunuz.

Velhasıl dostlar biraz geç de olsa tatilde buradan bahsetmek istediğim için Gürece ile ilgili tanıtım yazısını kesip bazı önemli bilgileri de aktarmadan bırakamayacağım.

Buraya arzu edip de gelmek isteyen olursa size birkaç hatırlama yapayım. Köye su, sanırım elektrikli bir pompa ile basılıyor ve elektrikler giderse su sıkıntısıyla da karşılaşabilirsiniz ben gittiğimde yarım gün olmuştu.

Ulaşım; Bursa yolu üzerinde kaldığı için otobüslerle çok kolay  ulaşım sağlanmakta ama yukarıda da gördüğünüz gibi Çanakkale Biga duble yol çalışmaları yapıldığı için ben gittiğimde köy içerisinde çalışma vardı sanırım yakın zamanda da çok geniş yollar hazır olur. Ayrıca Çanakkale ve Biga arasında çalışan Biga Birlik otobüsleri gündüzleri 30 dk Akşamdan sonra 24 e kadar da 1 saatte bir yoldan geçmekteler. Eğer benim gibi internete ihtiyaç duyuyorsanız mobil modeminizi yanınıza almadan gelmeyin çünkü hiç internet kafe göremedim. Senelik burada ikamet etmek istiyorsanız evler aylık 150 TL ve üzeri fiyatlardan bir senelik kiralanmakta ayrıca satılık olanlar da varmış.

Daha Fazla Fotoğraf İçin

Kalın Sağlıcakla…

15
May

ABD’DE YOL YOLDAŞI

   Yazar: ihacar Tags: , ,

Ben Ibrahim Hakki ACAR, Fulbrgiht bursu kapsaminda University of Nebraska-Lincoln’de egitimime devam etmekteyim. Bundan boyle bu blogta egitim konularinda yazilar yazacagim. Sadece ABD degil ayni zamanda Avrupa’da egitim firsatlari hakkinda da yazilar yazacagim. ABD de egitim almak isteyen arkadaslar bana yazabilirsiniz.Iletisim:E-mail: [email protected]: 0018024028738

        Talas İlçesi

Bu yıl Üniversite öğrenimimin 4 yılını geçirdiğim Kayseri’nin merkez ilçeleri Melikgazi’den Talas’a taşındım. İlk geldiğimde merkezden biraz uzak olduğu için pek hoşnut olmadığım bu ilçeyi gün geçtikçe sevmeye başladım. Bulunduğum yerden her ne kadar üniversitenin içine belediye otobüsü olmasada ikamet ettiğim yerin Fakülteye 20 – 25 dakikalık yürüme mesafesinde olması şu an beni fazla yormamakta. Eğer otobüse binmek istersem de 5 dakika anayola yürümeme gerekiyor ve ardından otobüs ile 7 – 8 dakika da Üniversitenin giriş kapısına ulaşıyor ve oradan da yürüyerek 6 – 8 dakikada  fakülteme ulaşıyorum. Bunların hepsini toplarsak da tamamen yürüyerek ulaştığım zamanla otobüsün ulaştığı zaman pek farklı değil. Şimdilerde spor yapıyorum düşüncesiyle bu yolu sabah akşam yürüyorum ama umarım Kayseri Büyükşehir Belediye’si Talas Yenidoğan mahallesi Atılgan Sokaktan geçen belediye otobüslerinin bir kısmının güzergahını haftaiçinde belirli saatlerde Üniversite içerisine çevirir, biz de kış aylarında bu sıkıntıdan kurtuluruz.

Bugün itibari ile 2. haftamı dolduracağım bu yerleşim yerinde. Parklar her nekadar büyük illere kıyasla küçük olsa da düzenlerinden çok memnun kaldığımı ve özellikle merkezdeki Osmanlı Kültür Evine keyifle oturmak için sık sık geldiğimi söyleyebilirim.

Osmanlı Kültür Evi

Geçen cumartesi akşamı yapılan şiir dinletisini keyifle dinlediğimi söyler, bunun için de desteklerinden dolayı Talas Belediyesine buradan teşekkürlerimi iletmek isterim.  Ayrıca bu muhitte son yıllarda yapılan binalarla kiralar o kadar ucuzlamış ki batıda (örnek olarak benim ilim Çanakkale’de) 500 – 700 TL ye kiraladığınız bir evi burada 300 – 500 Tl ye kiralayabiliyorsunuz. Hal böyle oluncada Talas’ın şu an tam bir öğrenci beldesi olduğunu söyleyebilirim. Hangi apartmana baksan en az bir tane öğrenci evi var. Eğer Kayseri Büyükşehir Belediyesi de ulaşımı biraz daha kolaylaştırır  ve gençlerin isteklerine cevap verecek mekanları buralara kurarsa üniversiteye gelmeden önce duyduğumuz öğrenci kenti Eskişehir ibaresi öğrenci kenti Kayseri hatta Talas’la özdeşleşir.

  Bu senenin hakkımda iyi olacağını umuyor, herkese sağlık sıhhat ve afiyetler diliyorum. ( Bugün biraz hastayım da)

    Bursa’yı görmeden geçireceğim bir yılı kendi adıma yaşanmamış sayarım. Kalabalıklar içinde dinlenebilir, huzur bulabilir, kendisiyle başbaşa kalabilir mi insan? Bursa’da kalır. Öyle bir iklimi var ki bu şehrin insanı kendine getiriyor, özüne döndürüyor. Bursa, Evliyâ Çelebi’nin onun için söylediği iki kelimede gizli: Ruhâniyâtlı şehir!

   Geçen hafta Bursa’daydım. Böylece bu yılı da yaşamış, doldurmuş oldum. Eskisi gibi yılın büyük bölümünü değil, aksine bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar gününü geçiriyorum bu şehirde. O yüzden dolu dolu gezmek, Bursa’ya kanmak istiyorum gittiğimde. Bursa’ya doymak mümkün olmasa da…

    Salı akşamüstü Ulucamii’nin tazelenen yüzünü gördüm. Daha Bursa’daki öğrencilik yıllarımda (O yıllar ki 2003-2007 arasına tekabül eder) başlayan restorasyon çalışmaları nihayet bitmişti. Üsküp gibi Yıldırım Bâyezid Hân yâdigârı olan bu büyük mâbedi uzun bir aradan sonra tam hâliyle görebildim böylece.

     Güneş artık gurûba kayarken Bursa’da günbatımının en iyi seyredileceği yerdeydim. Tophane’ye çıktığımda koca şehir ayaklarımın altındaydı ve güneş bu güzel şehrin arkasına saklanırken Bursa’nın yeşili gittikçe koyulaşıyor, gecenin siyahına bürünmek için hazırlık yapıyordu. Günbatımının ardından Tophane’den Altıparmak’a indim ve kalacağımız eve (abimin evi) gittik abimle beraber.

    Ertesi sabah buluşacağım arkadaşın Gemlik’teki akrabasının yanında olduğunu öğrenince haber ediyorum: “Sen gelme, ben geliyorum. Kahvaltıyı Gemlik’te yaparız.” Gemlik’te de nice hatıralarım var çünkü. Buraya kadar gelip de ona uğramadan, Gemlik’e doğru denizi görmeden olur mu? Otobüs Gemlik’e varmak için son tepeyi aşarken gözlerim her zamanki gibi Orhan Veli’nin mısralarının yazılı olduğu tabelada:

     “Gemliğe doğru denizi göreceksin;

     Sakın şaşırma!”

     Artık âşinâsı olduğum için şaşırmıyorum ama karşıma bir anda çıkan denizin ve dibindeki şehrin muhteşem görüntüsü her zamanki gibi büyülüyor beni. İşte Gemlik’teyim. Gemlik’te deniz kenarında bir zamanlar müdâvimi olduğum Gurup Aile Çay Bahçesi’nde kahvaltının ardından çaylarımı yudumlarken içimde bir yerlere gizlenmiş bin bir hatıra gözlerimin önünde. Ah hatıralar! Siz ne eşsiz bir hazinesiniz.

     Sabahı Gemlik’te geçen günün akşamında Bursa’daki eşsiz öğrencilik yıllarını beraber yaşadığım nadide arkadaşım Tuğrul’un düğünü var. Benle birlikte Bursa’da beraber öğrencilik yaptığımız iki candan arkadaşım daha geldi düğün için. Sabah Gemlik’te buluştuğum arkadaşlarım Doğan ve Mustafa (nâm-ı diğer Çakır). Düğün’e kadar Yeşil ve Emir Sultan’a uğruyor, Ulu Camii’de tekrar müstesna demler yaşıyoruz. İçimde buruk kalan tek şey hâlâ bakım nedeniyle kapalı olan Yeşil Türbe’ye giremeyişim oluyor. Osmanlı’yı ikinci kez kuran koca hünkâr Çelebi Mehmed Han’ın kabri hâlâ nurla dolmaktadır ben göremesem de, eminim.

     Akşam, Tuğrul’un düğünündeyiz. Biz onu görünce öyle mutlu oluyoruz ve o bizi görünce öyle seviniyor ki. İşte gerçek dostluk bu bakışlarda gizli. Dost bakışı, dost sıcaklığı… Aramızda ilk evlenen Tuğrul oluyor. Vay be Tuğrul diyoruz, seni – o tatlı, yer yer de uçukluğu seven ama bir o kadar da efendi aynı zamanda da tabii bir afacanlık taşıyan kardeşimizi – kaybettik demek! Ah be Bursa, keşke zaman iki sene önceki gibi dursa!.. Hayat boyu mutluluklar Tuğrulcuğum!

    Ertesi gün ayrılış günü. Ama ayrılmadan önce 2-3 saatlik bir vaktimiz var. Bursa’ya gelmişken değerlendirmemek olur mu? İnkaya’daki 700 yıllık Çınar’da meyve tatlısı yemeyeli de o kadar zaman olmuşken… Çınar’a çıkıyoruz. Ulu Çınar, Osmanlı’nın miras bıraktığı ihtişamı ve yüceliği simgeliyor. Tophane’de olduğu gibi şehre yine tepeden bakıyoruz. Yahya Kemal İstanbul için “Bir Tepeden”, “Bir Başka Tepeden” adlı şiirleri yazmamış olsa belki de Bursa’nın bu iki tepesi için aynı isimde şiirler yazılırdı. Ama bu iki şehirde de birbirine benzer ve birbirini tamamlayan unsurları düşününce şairlere benzer duyguları ilham etmesine şaşmamak gerek.

     …ve ayrılış. Kavurucu yazın rüya gibi iki günü geçti Bursa’da. Kalplerimiz hep onunla atıp dursa da bir daha ne zaman yürürüm bu yolları. Ya da Sezen Aksu’nun dediği gibi: “Bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm?” Yürürüm be Bursa, senin ikliminde olduktan sonra insanda heves olmaması düşünülebilir mi?

    Bursa’da iki gün dediğime bakmayın! O iki gün dört senenin hatırasını da beraberinde getiren müstesna zamanlar benim için. Yemek yediği Lokanta’da ücret yerine garsonun resmini 1 dakikada çizen ressama yarım saat yemek yediğini 1 dakikada yapılan resmin bunu ödemeyeceğini söyleyen garsona tecrübeli sanatkârın “Hayır evlât, 60 yıl ve 1 dakika” demesi gibi. Sende bu yaz yaşadığım 2 gün değildir ey aziz Bursa! Bu yazın 4 sene ve 2 gününü sende geçirdimse Bursam,  ömrüme dört güzel yıl katmışım demektir.

***

Not: Kıymetli okurlar! Bundan sonra yazılarımı Çarşamba günleri yayınlamayı düşünüyorum. Her Çarşamba Lâfistan’da buluşmak dileğiyle… Kandiliniz mübarek olsun!

7
Nis

Gurbetten Biga’ya Dönüş

   Yazar: Fahri Kaplan Tags: , , ,

 

 

   Gurbette yaşayanlar bilir, ne tarifsiz duygudur memlekete kavuşmak. Hele bu memleket Biga gibi havası, suyu, kokusu kendine has; insanındaki bir tebessüm nice baldan tatlı bir yerse… Bir akşam vakti Biga’ya kavuştuğum anlardaki lezzeti çok az şeyden alabilmişimdir hayatta.

 

     Bir yerin sırrına en iyi ömrünün en müstesnâ demlerini o yerde yaşamış kimseler vâkıf olur. Öyle ki bu kişiler için o yerin her sokağı, her kaldırımı, görüldükçe nice hatırayı çağrıştıran bir rüyâ âlemidir. Hele çocukluk, gençlik orada geçmiş; hayatın hiç unutulmaz, tatlı, deli-dolu anları bir kısa film gibi yaşanmışsa bir yerde, insanın orayı unutması mümkün değildir. Bütün bunlar bir araya geldiğinde anlarız neden Biga, gurbetteki Bigalı’nın ruhunu derinden kavrar her kavuşulduğunda.

 

     Biga’ya dönüş yolculukları yok mu! Hele o yolculuğun son anları… Bursa yolundan Biga’ya yaklaşırken uzun bir düz yolun sonunda yokuşlar çıkar karşımıza. Birkaç tane vardır bu düz yoldan sonra gelen yokuşlardan. Çıkılan her yokuş heyecanlandırır insanı. Acaba şimdi mi kavuştuk öz memleketimize diyen Bigalı için yerinde durmak ne zor bir şeydir o dakikalarda. Hele gece yolulukları insana bu gizemli ve heyecanlı havayı çok daha iyi verir. Ve en sonunda ince bir tebessümle parlar Biga’nın hem-şehrî ışıkları. Kavuşmak bu kadar güzel olmasa gurbetin ne anlamı kalırdı ki zaten. Böyle demlerde şair olmalı ruh, en güzel şiirini Biga’ya yazmak için. Belki de bir mûsikî-şinâs olmalı, en güzel şarkısını Biga’ya armağan edebilmek için. Bir ressam olmalı, mutluluğun resmi yapılabilecekse başarmak için. Ya da bir atlet olmalı, Biga’nın her sokağında koşmak, yürümek, çocuklar gibi zıplamak için. Biga’yla olmalı ruh, Biga’yla dolmalı bu demlerde.

     Şimdi gurbet geride kaldı. Her gün yaşamaya alıştığımız Biga yine güzel, yine bize hitap ediyor. Ancak ne o gurbet günlerinde duyduğumuz özlem ne de dışardan gelip Biga’ya kavuştuğumuz anlardaki duygular aynıyla tadılabiliyor. Aşklarının en ileri seviyede kalması için Leylâ ve Mecnun’u kavuşturmayan şair ne kadar haklıymış!

 

                                                  Fahri Kaplan

 

Not: Bu yazıyı Eylül 2008’de Biga’da kaldığım zaman yazmıştım. Şimdi yolum Biga ile yine ayrıldı. Geçen hafta Biga’yı ziyarete gittiğimde yüreğim aynı hislerle kıpır kıpırdı.

15
Şub

Bursa ve Mânâsı

   Yazar: Fahri Kaplan Tags: , ,

    

    Meşhur seyyâhımız Evliyâ Çelebi ne güzel tanımlamış Bursa’yı: Ruhâniyatlı şehir. Ne kadar beton yapılarla doldurulsa da güzel ve yeşil kalabilmeyi başaran bu şehre ecdâdın havası öyle sinmiştir ki insan onu gezdikçe Osmanlı’nın rûhunu ve medeniyetini inşâ edenlerin nefeslerini duyar gibi olur.

    Ben öyle inanıyorum ki Bursa’yı kavrayan kişi tarih şuurunu elde etmiş, Osmanlı’yı ayakta tutan o rûhânî gücü anlamıştır. İlk altı pâdişâhın Bursa’da olması bir yana; Emir Sultan, Üftâde, Süleyman Çelebi gibi mânevî kutupları bağrında taşıması bu şehri azîz yapmaya yeter. Evet, İstanbul gibi Bursa da azîzdir. Bursa da azîz ve köklü. Ve o da İstanbul gibi tüm tahribâta rağmen hâlâ güzel, hâlâ rûhânî, hâlâ ecdâdın sesi, soluğu.

    Bursa mutlaka gezilmeli. Hem de defalarca… Her gezişte de ecdâdın nefesi aranmalı, ayak seslerine kulak verilmeli. İşte o zaman bizi cihan devleti yapan rûhu ve medeniyeti kavramış oluruz. Bugün başkalarının incik boncukları karşısında ağzı açık kalan insanımızın kendi hazînelerinin farkına varmaya çok ihtiyâcı var. Bursa o hazinenin en önemli parçalarından biri. Onu keşfetme vaktimiz hâlâ gelmedi mi?

Fahri Kaplan