Lâfistan

Bir Kış Göğüne Söylediklerim

7th Aralık, 2011

Bir deniz kenarına gitmek kış günü olsa da!

***

Şimdi aşka açılan bir kapı bulmak; açmak ve girmek içeri.

***

Ben hatıraların saklı olduğu bir oda isterim. Zaman zaman ziyaret edebileyim. İstediğim âna yeniden gidebileyim.

***

Söz uçar yazı kalır demişler. Bense yaza yaza uçurdum kelimeleri, saklamak için konuştuklarımı.

***

Bir ince kitap, bir kalın düş… Sevgiliden kalan hatıralar kadar ince ve zarif bir gül… İşte bir şarkı yeniden başlıyor.

***

Yine kalbimin ince yerinde bir saray… Yine gönül tahtı, yine yeni adımları atmak: Hem çok zor, bazen de çok kolay!

***

Zaman mı geçiyor, biz mi onu uğurluyoruz yeni zamanlara yol açmak için.

***

Bu sabah yine zor uyandım ya da “afyonu patlamak” deyimi öğlene doğru inkişâf etti bende. Ben bunları niye anlatıyorum, adam sen de!

***

Bil ki sana söylüyorum bu notasız şarkıyı. Sözler yarım kalmış, belki şiirler eksik! Yağmur ince ince, kesik kesik… Ve ben yürüyorum tek başıma, hava kalabalık.

Bir Yaz Sonu Denemesi: Tuzlu Sular, Ördekler, Kazlar, Yazlar… Sonra Birden Köyüm

16th Eylül, 2011

      Yazın o güzel günlerinde denizin mavisi, ormanın yeşiliyle bir yandan serinledik bir yandan da doyumsuz bir temâşâya daldık. Şimdi eylülün yarısını geride bırakırken hava hâlâ yazdır. Güz ne zaman gelir bilmeyiz ama yazın devam ediyor oluşu da güzel.

       Buralar güneydir; güneybatısıdır bu güzel ülkenin. Buralarda yazların sıcak ve kurak geçtiğini söyler coğrafya ders kitapları. Doğrudur da… Ancak yine de pek çok kişi buraya gelir yazları, yaşamak için hazları…. Dinlemek için sazları, duymak için anlatılmazları… Buralar Türkiye’nin tatil mekânıdır, benim gibi bazı kimselerse buralarda çalışır, çalışmaktan arta kalan zamanında da tatilini yapmaya alışır.

     Son yıllarda Ramazan geldi mi sonrasında yazın biteceğini söylerdik de çekerdik kendimizi sahillerden. Bu seneyse hem Ramazan’ın daha bir yazın içine gelmesi hem de eylülün ortasında hâlâ yaz güneşinin yükselmesi devam ettirmekte yazları. Kulağımıza duyurmakta sazları, ben gitmesem de gece kulüplerinde öttürmekte cazları; heyy köyümün tavukları, ördekleri, kazları… Ya siz nerelerde kaldınız!

       Tatlı sularda kaldı ördekler, bu sularsa tuzlu.

        Tatlı sularsa bizim köyde kaldı.

        Bizim köyümüzün ortasında çay vardır

        Gökyüzünde geceleri kocaman ay vardır

        Bizim köylüde nice güzel söz, iyi huy vardır

        “Naabosun be kızanıııım! Hoşgeeedin Arapçeşme’ye”* deyiverileee sen güneybatıdan kuzeybatıya varıvarınca.

________________________________________________________________________________

       *Arapçeşme: Çanakkale’nin Biga ilçesinde eski adı Arapçeşme, şu anki adı Gürçeşme olan köy.

Tags: , ,

Geceler Bazen

2nd Eylül, 2011

Gecenin karanlığı bazen ne yalnızdır
Ve gecenin karanlığı bazen ne tatlı
İnsan ruhu bir kuş gibi kanatlı
Uçar, coşar, kendi aleminde yaşar
Geceler bazen ne ıssızdır

Geceler bazen ne sessizdir
Gecelerde söylense duyulur heceler
Gecelerde sükût bile farkedilir

Geceler bazen ne kimsesizdir
Geceler bazen ne yalnız
Yalnız karanlık ortasında bir yıldız
Parlar uzaktan gümüş gibi
Aynada aksini görmüş gibi
Geceler bazen ne yıldız

 

                                Fahri Kaplan

Tags: ,

Aşk ve Dostluk

22nd Mart, 2010

 (Fotoğraf:gonulfeneri.blogcu.com)

    Değerli dostum Bekir Poyrazoğlu’nun “Vuslat’a Doğru” başlıklı yazıma yaptığı yorum, aşk ve dostluk kavramları üzerine mukayeseli düşünmemi sağladı. Öncelikle bana bu yolu açtığı için kendisine teşekkür ediyorum. İsterseniz öncelikle Bekir Poyrazoğlu dostumun yorumunu hatırlayalım. Şöyle diyordu dostum: ”Aşk nedir? Bir bedende iki ruh. Dostluk? İki bedende bir ruh.”

    Şüphesiz bu yorum benim aşka meyyâl karakterime ve yazılarımda aşkı yücelten anlayışıma değerli bir dostun, dostluğun kadrini bilir, büyük bir dostun dokundurmasıydı. Bunun böyle olduğunu çok iyi biliyorum, çünkü dostumu iyi tanıyorum. 

   Aşk ve dostlukla ilgili mülâhazalarıma geçmeden önce, bu düşüncelerimde iki kavramdan birini tercih gibi bir şeyin söz konusu omadığını belirtmek isterim. Ben iki kavramı da kendi açımdan nitelendirmeye çalıştım sadece. Zaten “tercih” ifadesi dostluk için geçerli bir durum olsa da aşk “tercih” sonucu elde edilecek bir durum değil, kapını sormadan çalan, gönlüne sormadan misafir olan bir “hâl”dir. Bu açıklamadan sonra aşk ve dostluk üzerine düşüncelere geçebiliriz:

  Dostluğun iki bedende tek ruh olduğu doğrudur. Ancak aşk, bir bedende iki ruh olamaz. Âşık için “ben” diye bir şey olamaz. Onun için yalnızca “o” vardır.  Zâtî bir beytinde şöyle der:
   “Yoluna cânâ revân etsem gerek canım dedim

    Yüzüme bin hışım ile baktı dedi canın mı var.”

   (Ey sevgili yoluna canımı akıtsam, feda etsem dedim. O da yüzüme kızgınlıkla baktı: “Canın mı var?” diye sordu.)

    Öyle ya kendi canından bahsediyorsan bu nasıl âşıklık iddiası?

   ***
   Kişinin gönlünde ikilik varsa aşk yok demektir. Aşk kendini yok etmektir. Kendi varlığından, beninden, egondan geçmektir.

   ***
   Dostlukta ben ve sen aynı ruhuzdur, aşkta ise ben diye bir şey yoktur.

   ***
   Dostluk bir ayıklık hâli, aşk ise sarhoşluk.

   ***

    Dostlukta mantıklılık ve tutarlılık vardır; aşk ise aklı yele vermektir.

   ***
   Dostluk bir güç ortaklığı, bir güçleniş; aşk ise bir düşkünlük.

  ***
   Dostluk sağlıklı bir paylaşım; aşk ise bir hastalık.

   ***
   Dostluk bilinçli bir tercih, aşk ise bir mübtelâlık. Nef’î’nin dediği gibi “Âşığa ta’n (ayıplama) eylemek olmaz mübtelâdır n’eylesin”

   ***
   Dostluk karşılık beklenen bir ortaklık, dayanışma; aşk ise karşılıksız bir tutku.

   ***
   Dostlar ateşten korunmak için beraber hareket eden kader ortakları; âşık ise yanacağını bile bile ateşe atılan bir dîvâne.

   ***
   Netice-i kelâm: Siz siz olun hayatınızdan gerçek dostları ve dostlukları eksik etmeyin. Aşk mı? Aşkla ilgili bir tavsiyede bulunmak fayda vermez. O ateş düşerken kalbinize sormaz geleyim mi diye. Düşerse yanarsınız, düşmezse yanamazsınız. Akıllı olan yanmamayı tercih eder; ancak yanmanın zevkini tadanlar da aklı yele vermekten çekinmezler. Fuzûlî’nin dediği gibi: “Nitekim meste mey içmek hoş gelir, huşyâre su”

 

                                      Fahri Kaplan

 

Tags: , , , ,

Vuslata Doğru

19th Mart, 2010

 

     Ayrılığında gündüzler çabuk geçti belki ama ya geceler?.. Ruhuma kasteden geceler bitmek bilmedi.  Geri geleceğini bildiğimden olsa gerek ilk zamanlar önemsememiştim. Ama vuslatın ne kadar uzakta olduğunu anlamaya başladığım zamanlarda; her gecenin daha da uzadığını gördüğüm, aydınlanmak bilmeyen karanlıklarla hemdem olduğum zamanlarda tattım hicranın ne olduğunu. Böyle zamanlarda Cahit Sıtkı’nın “Sanatkâr’ın Ölümü” şiirinden mısralar oldu en yakın dostum:

     “Gitti gelmez bahar yeli;

       Şarkılar yarıda kaldı.

       Bütün bahçeler kilitli;

       Anahtar Tanrı’da kaldı.”

      Ah, bu ateşten satırları okuyan arkadaşım! Aşkımı bana üç ay önce sorsan “a”sından bahsetmezdim sana, bilesin. Şimdi ise vuslat muştusuyla çözülen dilimin bülbül olup şakıyası var. Onun için sana içimi dökeceğim aşkıma dair. Aşkım, sır olmaktan çıkacak. Zira aşkın sır olması ayrılığın kuvveti nisbetindedir. Vuslat anındaysa aşk, sır olmaktan çıkar. Öyle, Leylâ peşinde bir Mecnûn olduğumu sanma. Hayatın ince çizgilerinden en güzel tabloları çıkaran öyle hassas bir gönül ki bende olan, damlaya aşık olsam aşkımın deryası yanında Hint okyanusu bir dereyi andırır. *

     Yazın, güneşin batarken ufka bıraktığı huzur ve hüznü bir arada veren turuncu renge âşığım.

     Bir yaz gecesinde simsiyah görünen denizi bembeyaz ışığıyla aydınlatan mehtâba âşığım.

     Öğlenin bütün bedenimizi kavuran güneşinden sonra ılık ve tatlı havasıyla gelen yaz ikindilerine âşığım.

     Yaza yazılmış şiirlere, yazılara; yaza çekilmiş filmlere âşığım.

      Bunca aşk hep yaza dairken…

      Yarıda kalan şarkılar aşkımın müjdecisi bahar yeli ile birlikte tekrar yankılanmaya başladıysa semalarımızda…

      Ve bütün anahtarlar kendisinde olan açtıysa gönlümdeki bahçelerin kilidini…

      Daha ne isteyeyim Mevlâ’dan.

 

                                                   Fahri Kaplan 

———

* Mübalağayı anlamayan nesle aşina değilim, olamam da. “Anlamak”tan kastım ilmen bilmek değil, onun verdiği zevk ve heyecanı ruhunda hissetmektir.

 

Tags: ,

Adına Yazdım

27th Şubat, 2010

 

Ne ona, ne buna… 

Adına yazdım her şiiri

.

Bir hayalet gibi yaklaştı ve sonra uzaklaştı kaçarcasına.

Bırakmadım peşini,

İnadına yazdım.

 .

Ben bunca sözü söylemezdim  

Beni esir eden kelepçeyi vurmasaydı kalbime.

Ben ki esaretime adadım o  ateşten sözleri;

Ne bir mefkûreye

Ne kadına yazdım.

.

Şiir keni silahıyla vurdu beni.

Her ne yazdımsa,

O vuruluşun tadına yazdım. 

                                        Fahri Kaplan

Bu Hâlis Sözler Varken Dilimizde

10th Şubat, 2010

  

  Gönlümü bir ince dal yahut bir cam şişe sanmış olsa gerek ki aylardır kırmaya çalıştı. Yaza çıkmanın ümidini bile unutturacak kadar uzasa da kış, şevkimden bir kandili bile söndüremedi. Şiirin tatlı ikliminde hayatın her cilvesini doya doya yaşayan ruhlar, böyle hoyrat zamanların tasallutundan etkilenmez. Bir hâlis mısrada hâllerinin ifadesini bulurlar ve çözerler zamanın ruha attığı düğümleri. Ahmet Muhip Dıranas “Rüzgâr” şiirinde öyle veciz ifade eder ki bu hâli:

    Bu ne yeşil, ne mavi bu, ne sarı? yolumuzda.

    Nasıl koyup gitmeli bu denizi, bu kırları?

    Uğulda, uğulda, uğulda sonbahar rüzgârı,

     Bir dal kırabilir misin bakalım gönlümüzde?

    Bu şarkılar, bu hâlis sözler varken, dilimizde.

                                  (Ahmet Muhip Dıranas)

    Gönlünün kapısını hâlis sözlere açmayanlar nasıl bir hazineden mahrum olduklarının farkındalar mı? Âhenk ve mânânın eşsiz uyumundan neşv ü nemâ bulan bir şiirin zarafeti ve derinliğiyle gönlünün en ince yeri titreyen kimseler, günlük hayatın sunduğu geçici sıkıntılar karşısında sarsılmak şöyle dursun, titremezler bile. Gönül şehrine bu ileri medeniyeti kuranlar, kendi ruhlarıyla da barışık olurlar. Rekabet felsefesiyle hasm arama duygusundan uzak olup, her dem kendileriyle yarışık olurlar. Bugününü dünle yarıştırırlar ki iki günleri eşit olmasın.

     Ne mutlu ruhuyla barışık, kendisiyle yarışık, hayatın acı tatlı her cilvesiyle karışık olanlara!  Ne mutlu hâlis sözleri derûnuna nakşedenlere!

    Yoksa sen hâlâ uğulduyor musun rüzgâr?

Tags: , ,

Bekleyiş

11th Ocak, 2010

               Uzaklara giden gemi

               Yoksa daha dönmedi mi?

               Tekrar bizimle visâle.

.

               Oysa onu çok bekledim;

               Zehir içtim, diken yedim,

               Aldırmadım hiç melâle.

.

              “Ne olur bir kez gül!” dedim, 

              “Gül, ruhuma dökül”dedim,

                Ne zambak dedim ne lâle.

.

               Nice yıl geçti ki yoksun,

               En azından bir ışık sun

               Sönüp küllenen hayâle.

                                        Fahri Kaplan

Tags: , , ,

Kınalı Kanadı Kırılmış Kuşlar Gibi

1st Ocak, 2010

 Fotoğraf:www.turkiyeinternette.com

    Yaz olsa sahillere atardım kendimi. Yaramı teskînden âciz şu dar ufukların ötesinde deniz, enginliğinin verdiği vehimle ruhuma hemhâl olsun diye. O zaman teselli bulurdum bir nebze olsa da. Ne güzel diyor Yahya Kemal:

    Rûh ufuksuz yaşamaz.

    Dağlar ufkunda mehâbet,

    Ova ufkunda huzûr,

    Deniz ufkunda tesellî duyulur.

    Yalnız onlarda bulur rûh ezelî lezzetini.

    Bir nebze olsa da dedim zira, bir süre sonra dünyadaki dar ufuklar da kesmez olur sonsuz bir ummân olan insan rûhunu. Devam edelim aynı şiir üzerinden:

    Bu ufuklar avutur rûhu saatlerce, fakat

    Bir zaman sonra derinden duyulur yalnızlık.

    Rûh arar kendine bir rûh ufku.

    Mânevî ufku pek engin ulu peygamberler

    -Bahsin üstündedir onlar- lâkin

    Hayli mes’ud idiler dünyâda;

    Yaşıyorlardı havârileri ashâbıyle;

    Ne ufuklar! Ne güzel rûh imiş onlar! Yâ Rab!

    (…)

    Yaşıyan her fânî  

    Yaşıyan her rûh özler,

    Her sıkıldıkça arar,

    Dar hayâtında ya dost ufku, ya cânan ufku.

                      (Yahya Kemal, “Ufuklar”, Kendi Gök Kubbemiz)

    Dostlar mı yüz çevirdi, yoksa cânân mı terk etti beni bilemiyorum. Yeni ufuklara hasret, yeni çeşmelere susuzum her doğan günde. Belki de aradığım yaz ufkudur. Onun güneşiyle beraber ruhumun açılması, yazla beraber bize şevk veren haz ufkudur. Belki de neyin içli sesi, udun gönlüm gibi kırık nağmeler söyleyen teli, belki de saz ufkudur. Ruhumun en ince kıvrımını deşen bir şiirin en güzel mısraıdır belki de; söz ufkudur. Belki biraz kendimi çekme arzusudur dünyanın keşmekeşinden; istiğnâ ufku, naz ufkudur. Hâl-i hazînimden bahs açmayın zira en hafif rüzgârda tutuşmayı bekleyen içimdeki korlar, bir “bilinmez”in sırrı, bir “anlatılmaz” ufkudur. Hayatta neşe-hüzün, güzel-çirkin, tebessüm-gözyaşı içiçe geçmiş madem… Öyleyse hâlim hayatın her inceliğiyle içiçe yaşayan bir ruhun “siyah beyaz” ufkudur.

    Şimdi bir daha versem mi kendimi yollara? Kanat açsam mı yeni ufuklara? Kanat açsam da uçamam ki bu hâlimle! Yazı gelmeyen upuzun kışlarda kınalı kanadı kırılmış bir kuş gibiyim. O kimsesiz diyarda hep o ufku arıyor, onu düşünüyorum: 

    Beni sorarsan şahitsiz suçlar gibi

    Kınalı kanadı kırılmış kuşlar gibi

    Yazı gelmeyen upuzun kışlar gibi

    Unutulmuşlar diyarında düşünüyorum

                    (Sezen Aksu, “Kaybedenler”)

                                                                                       Fahri Kaplan

Tags: , , ,

Dökük Sözler

18th Aralık, 2009

     

    Ne zaman söze başlamaya kalksam söz naz etti. Sözün kendiliğinden gelmesini bekledim o yüzden. Ne zaman koşmadım söze, söz ayaklarıma kapandı “Beni al” diye. Ama ne zaman ki koştum peşinden… O dem yerimde saydım, kaldım öylece. Bir nazlı sevgili kelâm. Yüz buldukça senden kaçan bir âfet-i cân…

    Böyle diyerek başladım söze. Sözü kıstıramadığım anlarda zorladım kalemimi, kırık dökük yazılar böyle doğdu. Ama o yazıların ışığı kış güneşi gibiydi, tat vermedi:

   “Sen kış güneşi misin

    Yakarsın ısıtmazsın” (Sezai Karakoç)  

    Kışın güneşsiz günlerini, insana kasvet salan karanlık günlerini gördükçe kış güneşine de hasret kaldık. Uzayan geceler… Uzadıkça ruhuma kasteden geceler… Nerdesin yazın uzun ve doyumsuz günleri! Özledim, güneşin beni iliklerime kadar kavuruşunu bile!

    Sebebine âşinâ olmadığım bir daüssıla ile döküldü sözler. Döküldü diyorum zira plânlanıp yazılmadı. Gelişi güzel düştü. Dedim ya döküldü işte, döküldü.

Sonraki Sayfa »

Yazarlar

Kategoriler

Son Yazılar

Son Yorumlar

Etiketler

 

Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  

Meta

Zeka Oyunları | Mario Oyunları | En Güzel Oyunlar | Araba Yarışı