Author Archive

24
Oca

Internet Devleri Çin Pazarında Tututunamıyor mu?

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Genel Güncel

Bu haftaki Sabah gazetesiyle birlikte verilen The New York Times gazetesinin google ile ilgili manşeti çok ilgimi çekti ve yazıyı sonuna kadar okudum. Ardından siz ziyaretçilerimize kısaca yorumumu yazarak düşüncelerinizi almak istedim. Öncelikle sizlere haberin başlığını vermek isterim: “Internet devleri Çin pazarında tutunamıyor.” Bizim internet haber siteleri ve gazeteler olayı google’dan yapılan basın açıklamasıyla bire bir önümüze sundular “Google, Çin hükümetinin uyguladığı sansür kararlarına savaş açtı” Haberi bizim internet sitelerimizden çok daha farklı ve iyi analiz ederek verdiği içinde yazarlara çok teşekkür ederim. Şimdi gelelim kendi düşüncelerime ve ben dahil bizdeki internet içerik sağlayıcılarına verip veriştirmeye. Ülkemizde, şu dışarıdan ithal edip sabah akşam kullandığımız web siteleri o kadar güvenilir ve mükemmel anlatılmış ki bize ne söyleseler inanır ve ne yapsalar takdir eder olmuşuz, kendi içimizdeki değerleri takdir etmek şöyle dursun destekleme yoluna bile gitmiyoruz. Sonra da niye bizim içimizden de bir google, facebook, twitter… çıkmiyor diye söylenip duruyoruz. Google her logo değiştirdiğinde facebook her uygulama yaptığında twitter de kim kimle ne dedikodu yaptı diye koca puntolarla gazetemizi okuyup internete daliyorsak ne olmasını bekliyorsunuz? Tabi ki bunlar da haber değeri taşımakta ama bir yerli arama motoru küçük bir puntoda yer bulamıyorsa yada herhangi bir yerli şirket tanıtılmıyorsa neler olsun. Gel gelelim Çin mevzusuna, bu olayın bizde olması şuan için pek yakın değil çünkü internette genelde taklit projeler üretiyoruz ama yakın gelecekte özgün bir internet projesinin bizden de dünya ya yayılacağını düşünüyorum. Zaten Çinde böyle yapmadı mi? Önceleri herşeyi bire bir kopyalayıp yeni markalar yazıp pazarlıyordu ama biraz para kazanmayı öğrendikten sonra tüketicilerin istekterine kulak verip daha kaliteli mallar üretmeye başladı ve şuan öyle bir duruma geldi ki çok ucuza pahalı bir markanın benzer ürününü yapabilir konuma hatta bu google hadisesinde olduğu gibi yerli şirketleri halkının isteklerine google dan daha önce cevap verip küresel oyuncuları başka bahanelerle pazardan çıkmaya mecbur eder oldu. Yoksa mümkün mü ki pazardan pay alan google isteklerinizi filtreleyemiyorum/filtrelemicem diyerek pazardan çıkmaya mecbur bıraktırsın kendini, sormazlarmı daha önceden nasıl filtreliyordun/filtreleyebiliyordun. Amacım yerli içerik üreticilerini düşünmeye zorlamak. Hadi kalın sağlıcakla…

25
Ara

O da Ne! Yine mi Ajdar?

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Genel Güncel

    İsmail yk fesbuk

Sizce popüler web enstrumanları sanat mıdır? Ya da popüler yaşamın pazarlanma şekli mi bu?

Önceki gün acil bir işim için internet kafeye gitmem icap etti ve Kayseri merkezdeki şey ($¥) kafeye uğradım. İşimin önemli bir kısmını bitirdikten sonra kulağım kafenin içinde çalan müziğe takıldı. Ara sıra gelen feysbuk feysbuk seslerini duydukça: “Bu ne ya Ajdar yine mi şarkı yapmış!” deyip aldırmayıp işime devam ettim. Fakat bir müddet sonra sesin hiç de yabancı olmadığını düşünerek daha bi kulak kabarttım müziğe doğru. O da ne bu Ajdar değil İsmail Yk diye geçirdim içimden. Bir müddet sonra dinledikçe emin olmuştum İsmail Yk’nın olduğuna. Müzik sürekli kafede tekrar ettiği içinde yeni tekrarında tamamen işimi gücümü bırakıp müziği dinlemeye başladım. Ama ne dinleme… Hem dinliyorum hem de gülüyorum.  “Ya şuna bak ne şarkı, internet sitesi bile artık şarkı oluyor.” dedim. Gerçi sonrasında daha önceki “bomba bomba com” şarkısıda hafızamda belirdi, ama bu bana çok enteresan geldi. İlk dinleyişim olduğundan mıdır? Yıllardır internet dünyasının içinde olmama rağmen bir sitenin şarkı içerisinde özelliklerinin belirtileceği ve faydalarının(!) anlatılacağı hiç aklıma gelmemişti. Bir de çok yüksek albüm satışı yapan İsmail Yk’nın niye böyle şarkıları yaptığını düşünmeye başladım. Sonrasındaysa İsmail Yk’nın yaptığı şarkılarının pek geleceğe kalmadığını düşünerek İsmail Yk’nın güncel popülerleri kullanarak şarkı yapan mevsimlik şarkıcı olduğunu düşündüm ama bir yandan da düşünürseniz İsmail Yk’nın genel olarak yapıtlarında pek fazla sanat gütmüyor ve bunları sadece maddi kazanç için çıkarıyor ee ne diyelim umarım amacına ulaşır.

Sanat için de şarkı üretenlerin internetten etkilenmemesi dileğiyle…

Sağlıcakla Kalın.

Not: Şarkının videosu ve sözlerine bakmak isterseniz Link

Tags: , ,

18
Kas

Facebook Msn’em Online Meselem

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Genel Güncel

Msn Facebook

Çok değil, daha şundan 3-5 yıl önce piyasaya çıktıklarında ; artık internetin abileri bunlar herşey bunlar üzerinde şekillenecek gibi bir his doğmuştu içime ama her şeyi elinde ustaca eskiten zaman bunlarıda soldurmaya başladı.

Sevgili dostlar bu hafta size bilgisayarlar ve internetin başımı döndüren olaylarını ve bu konudaki izlenimlerimi aktaracağım.

2000′li yıllara yaklaşırken yaşadığım şirin ilçem Biga’ya internet kafeler açılmaya başlamıştı. O dönem boş zamanlarımda atar, tenis ve bilardo salonlarına gitmekte olan ben, internet kafelerdeki bilgisayarları gördükçe kulanmak ve bunlarla oyun oynamak istiyordum. Ama o zamanlar bunları kullanmayı bilmediğim için de hiç bilgisayarın başına oturmamıştım. Bir gün arkadaşım ben biliyorum gel gidelim demesiyle ilk bilgisayarla tanıştım. :) O gün ne yaptığımızı pek hatırlamasamda Chat odasına girip karşıdaki bir kişiye tuşlarla bir şeyler yazıp cevabının geldiğini görmek beni heyecanlandırmıştı. Ardından geçen zamanda oyunlar falan derken yeğenim Fahri KAPLAN’a bilgisayar alınmıştı ve onun yardımıyla da mynet.com uzantılı internette sadece bana ait olan bir e-posta adresim olmuştu.

Ne kadar da heyecan vericiyidi!!!

ibrahimarslan2000… diye başlayıp milenyumun gelişini müjdeleyen bir mail adresi. İlk zaman pek bir şeyler yapamadığımız için zaman zaman e- posta adresime giriyor ve adreslerini bildiğim kişilere cep telefonundan mesaj çeker gibi “Naber, Nasılsın, … falan filan oldu” gibisinden mesajlar gönderiyordum. Ardından bir e-kart olayı geldiki sormayın tadını, özel günlerde artık mesajlarımızı e-kart ilaveli gönderiyorduk.

Bayram e- kart

Tabi internette yapacaklarımız şimdikinden sınırlı olduğu için o dönemin popüler zevklerinden bir Manager oyununa daldık ki sormayın ” World manager 2000″ ne kadar da güzel bir oyun her zaman girip oynuyoruz. Hatta istanbuldaki diğer yeğenim Hikmet de benden önce Fahri’den kaparak mübtelası olmuş üçümüz birlikte olunca takımlar seçiyor ve turnuvalar yapıyorduk. Neyseki onun etkisi bende çok fazla sürmese de futbola ilgisi benden yüksek olan yeğenim Fahri’yi zaman zaman bu oyunu oynarken görmekteyim ve hala bırakamadığını söylemekte. Bende bundan sonra harika bir oyun keşfettim “Age of Empires II”. Az mı harçlıklarımı verdim internet kafelere bu oyunda zaman harcarken! Ama sonunda hardestte (en zor) karşımdaki rakibi yenmeye başladıkça bu oyundan da elimi eteğimi çektim. Zaman zaman tekrar bu oyunu oynasamda artık eski performansımın kalmadığını görüyorum daha düşük seviyelerde bile yenilmeye başladım bilgisayara karşı.

Neyse bugünlerin çılgın modası msn ve facebook’a geçeyim. Benim hayatıma yaklaşık 5 yıl önce girmişti msn. İlk çıktığında oda diğerleri gibi çok heyecan verici bir şeye benziyordu ama artık eskisi gibi yazıları göndermeye değil o oynayan, zıplayan ifadelere şaşırmıştım ilk zamanlar. Sonraları ses ve görüntü özelliğini tadınca artık bundan da ötesi olmaz msn’nin üzerine hiç bir şey gül koklatamaz derken bu teknoloji öyle bi hızlandı ki daha birine doymadan artık öbürüne atlamaya başladık ve facebook çıkıverdi piyasaya. Kendimi bildim bileli hep soğuk bakmışımdır bu online internet dünyasına kişisellerimi bırakmayı. Gel zaman git zaman çok dirensemde sonrasında arkadaşların

- gel gel şu videoya bak

- şu bizim arkadaş değil mi?

- bak şu kız bizim eski okuldan değil mi?

… değilmi, değilmi sözlerinden sonra bir gün üye olucam ama resmi ve özel bilgilerimi falan koymucam sadece zaman zaman videolara bakarım düşüncesiyle dalıverdim facebook kervanına. Gel zaman git zaman ona buna bakarak bizde seriverdik ipliği pazara sadece video izleyeceğim diye girdiğim facebook’ta çağ atlayarak reklam vermeye kadar gittim. Şundan 6 ay öncesinde yoğun bir şekilde kullanmışsam da artık doyuma ulaştım ve haftada 1-2 defa ya giriyorum ya da hiç girmiyorum ve ayrıca girsemde son iki aydır ofline girmediğimi pek hatırlamam. Çünkü buradan ve msn’den luzun olmadıkca görüşme yapmak istemiyorum ve hem saçma gelmeye başladı bu işler, yazımı okuyan arkadaşlarım varsa da söyleyeyim “lüzumsuz yere lütfen online mesaj yazmayın” ama konuşmak isterseniz veya güzel bir şeyi mail adresime göndererek paylaşırsanız memenun olurum. Bende olan bu facebook msn doyumunu geçen hefta arkadaşım Mustafa’ya açtımda ondanda artık pek tat vermediğini ve son günlerde çok seyrek girdiğini söyledi. SİZDE DURUM NE?

Ayrıca geçen haftasonu internette geçirdiğim rutin zamanların birini arkadaşlarıma ayırarak pikniğe gittim ki sormayın keyfimi! Sizde msn’de veya facebook’ta konuştuğunuz arkadaşınıza dışarıda veya uygun bir ortamda buluşmanızı teklif edin ve oraya gidin ve göreceksiniz ki online muhabbetten ne kadar güzel sıcak ve samimi bu yaptığınız. Eğer dediğim gibi değilse bir daha yazılarımı OKUMAYIN!

Kayseri fuar piknik


Tags:

13
Eki

Kayseri’nin Öğrenci Beldesi Talas

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Şehir

        Talas İlçesi

Bu yıl Üniversite öğrenimimin 4 yılını geçirdiğim Kayseri’nin merkez ilçeleri Melikgazi’den Talas’a taşındım. İlk geldiğimde merkezden biraz uzak olduğu için pek hoşnut olmadığım bu ilçeyi gün geçtikçe sevmeye başladım. Bulunduğum yerden her ne kadar üniversitenin içine belediye otobüsü olmasada ikamet ettiğim yerin Fakülteye 20 - 25 dakikalık yürüme mesafesinde olması şu an beni fazla yormamakta. Eğer otobüse binmek istersem de 5 dakika anayola yürümeme gerekiyor ve ardından otobüs ile 7 - 8 dakika da Üniversitenin giriş kapısına ulaşıyor ve oradan da yürüyerek 6 - 8 dakikada  fakülteme ulaşıyorum. Bunların hepsini toplarsak da tamamen yürüyerek ulaştığım zamanla otobüsün ulaştığı zaman pek farklı değil. Şimdilerde spor yapıyorum düşüncesiyle bu yolu sabah akşam yürüyorum ama umarım Kayseri Büyükşehir Belediye’si Talas Yenidoğan mahallesi Atılgan Sokaktan geçen belediye otobüslerinin bir kısmının güzergahını haftaiçinde belirli saatlerde Üniversite içerisine çevirir, biz de kış aylarında bu sıkıntıdan kurtuluruz.

Bugün itibari ile 2. haftamı dolduracağım bu yerleşim yerinde. Parklar her nekadar büyük illere kıyasla küçük olsa da düzenlerinden çok memnun kaldığımı ve özellikle merkezdeki Osmanlı Kültür Evine keyifle oturmak için sık sık geldiğimi söyleyebilirim.

Osmanlı Kültür Evi

Geçen cumartesi akşamı yapılan şiir dinletisini keyifle dinlediğimi söyler, bunun için de desteklerinden dolayı Talas Belediyesine buradan teşekkürlerimi iletmek isterim.  Ayrıca bu muhitte son yıllarda yapılan binalarla kiralar o kadar ucuzlamış ki batıda (örnek olarak benim ilim Çanakkale’de) 500 - 700 TL ye kiraladığınız bir evi burada 300 - 500 Tl ye kiralayabiliyorsunuz. Hal böyle oluncada Talas’ın şu an tam bir öğrenci beldesi olduğunu söyleyebilirim. Hangi apartmana baksan en az bir tane öğrenci evi var. Eğer Kayseri Büyükşehir Belediyesi de ulaşımı biraz daha kolaylaştırır  ve gençlerin isteklerine cevap verecek mekanları buralara kurarsa üniversiteye gelmeden önce duyduğumuz öğrenci kenti Eskişehir ibaresi öğrenci kenti Kayseri hatta Talas’la özdeşleşir.

  Bu senenin hakkımda iyi olacağını umuyor, herkese sağlık sıhhat ve afiyetler diliyorum. ( Bugün biraz hastayım da)

Tags: , , , ,

14
Eyl

Seviyorum Seni Ülkem

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Mizah

    Kız kulesi

Dil kursu için gitmiş olduğum İngiltere’den döndükten sonra bana komik gelen bir hadiseyi anlatarak yazılarıma burada pazardan pazara devam etmek istiyorum.

Bu yazın başında (27.06.2009) gitmiş olduğum İngiltere’den geçen hafta(05.09.2009) cumartesi akşamı döndüm. Daha uçaktan inmeden, yolda en uzun süre üzerinde uçtuğumuz şehrin İstanbul olup, bir süre gece alçaktan seyrini görme fırsatım olması ve uçakta bir müddet sohbet ettiğimiz Gürcistanlı arkadaşın Atatürk Havalimanı’na yaklaşırken “Tamamı İstanbul mu? Harika görünüyor” demesi demesi gerçekten beni onure etti. İstanbul’un gündüz seyrinin harika olduğunu biliyordum ama gecesinin de ondan aşağı bir tarafı yokmuş. Sonrasında havaalanına indikten sonra ikinci yolculuğuna devam edecek olan uçakta tanışıp samimi olduğum arkadaşı transfer bölümüne kadar geçirip pasaport kontrolüne geçtim. Ardından valizimi almak için yöneldiğim bölümde bulunan polis memuruna “-Londra’dan gelen uçağın valiz bölümü neresi” deme ihtiyacını kendimde hissettim. Polis memurunun el işaretinden sonra İngilterede uzun süre kullandığımız teşekkür sözcüğünü (Thank You) hiç anlamdan söyleyiverdim. Devamında Türk olduğumu daha öncesinden sezen polis memurunun hafif tebessümünü görünce “-Çaktırma abi ağız alışkanlığı” deyip valiz bölümüne yöneldim ve sonrasında da havalanındaki Metro durağına geldim. Durakta görmüş olduğum İstanbul resimlerine tren gelinceye kadar hayranlıkla baktım. Daha öncesinde kitaplarda veya internet ortamında görmüş olduğum bu resimler sanki daha bi güzel geldi bana. Gidiş yönüm olarakta Zeytinburnu durağında hattı değiştirip tramvaya binmem gerekiyordu. Metrodan inip tramvay durağına geçtikten sonra İngiltere’de alışageldiğimiz, ilk iş olarak Hareket cetveline baktım. Hareket cetvelinde son sefer olarak 00:00 ‘ ı gösteriyordu, baktığım zamanda da saat 23:56 idi, bir müddet bekledikten sonra 00:02 de artık tramvaydan umudu keserek orada bulunan bir adama “- Tramvayın son seferi kaçta dedim” o da bana “- Valla benim bildiğim on iki çeyrekte ama belli olmaz birde de gelir” dedi. (İlk zamanlar bir  iki otobüs kaçırdıktan sonra dakik olmaya çalışan ben içimden “- nasıl on iki çeyrekte olur bak buraya son sefer olarak 00:00 yazmışlar diyesim gelsede” hem adamın söylemiş olduğu “Belli olmaz birde de gelir” sözü amcanın söylediği şiveyle birlikte bana çok komik geldi ve bende burası Türkiye ne olacağı belli olmaz diyerek beklemeye devam ettim. Ardından tam 00:06 da tramvayın bu son durağa süzüle süsüle geldiğini görünce hem güldüm hem de bu olayın kendime yaramışlığına şaşırarak ne olursan ol Seviyorum seni ülkem demekten kendime alamadım.

(Bu yazıyı yazmaktaki amacım gelir gelmez ülkemdeki işleri eleştirmek değil, ülkeme indiğimde ilk anım olduğundandır. )

10
Tem

İngiltere’de İlk İki Günüm (Dil Kursu)

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Genel Güncel

    londra

Uzun zamandır bloğa yazı yazmayalı aklımda olanları bile toplamakta zorlanır olmuşum. Neyse millet, İngiltere’ye dil kursuna gelişimi ve burada geçen 2 günümdeki maceraları bu yazımda sizinle paylaşacağım, umarım birçok kişi için gitmeden önce az da olsa yardımcı bilgi çıkar. Çünkü kendim gelmeden önce bir çok yeri okuyup korku ve heyecanımı bu şekilde atmıştım.

Yaz dönemini daha iyi bir şekilde değerlendirmek için bir senedir aklımda yurtdışında İngilizce dil eğitimi alma fikri vardı. Çünkü daha önceleri gitmiş olduğum kurslarda pek bir mesafe kaydedememiştim. (Mesafe kaydedememin sebebi de tabi birazda benden kaynaklanıyor. Pek çalışmıyordum, ve pratik yapacak bir konuşma ortamım yoktu.) Sene sonuna 2 ay kala başladım internette sorup soruşturmaya. Tabi ilk günler seçmek için pek bir bilgim de olmadığından hergün bir başka ülkeye gitmeye karar veriyorum. Sırasıyla söyleyecek olursam Güney Afrika (Cape Town), Kanada, Yeni zellanda derken en sonunda forumları iyice talan edip dedimki ben İngilizceyi öğrenicem o zaman en duru en güzel İngilizce İngiltere’de ben de o halde İngiltereye gitmeliyim dedim. Sonrasında artık gözümü diğer ülkelere kapatıp okul seçimine başladım bunda da yaklaşık 2 hafta karar vermek için bir o okul bir bu okul derken kendi huy, hareketlerime ve bütçeme bakarak Soutbourne School of English’e gitmeye karar verdim. Sonrasında okuldan gelen evrakları al, pasaport başvurusu vs. derken 12 gün sonra pasaportumun çıktığını öğrendim ve hemen bir sonraki haftadaki kura başlamak için cuma gününden bilet aldım. (Normalde cumartesi günü gidecektim ama o gün yoğunluktan dolayı ucak biletinin (gidiş geliş) 1.200 lira olduğunu görünce cumadan 562 liraya Londra Heathrow’a  saat:8:00 a Türk hava yollarından bilet aldım.) Neyse bir gün öncesinden İstanbula dayımlara gidip bir akşam onlarda kaldım. Ertesi sabah (sağ olasın) dayım beni (Atatürk Hava Limanı) havalimanına götürdü ve bana yardımcı oldu. Bilet kontrolüne gittiğimizde havaalanındaki görevli nereye gidiyorsun, niye gidiyorsun, valizini kimle hazırladım, birine ait eşya varmı gibisinden başlayınca, sorular her ne kadar güvenlik amaçlı da olsa biraz tırstım.  Ayrıca sadece benim pasaportumu alıp sorgulamak için gidince görevliye biraz canım sıkıldı, neyse ki sonra sorunsuz bir şekilde kontrolden geçip vedalaştıktan sonra serbest bölgeye geçip ilerlemeye başladım. Ardından saat 8′e çeyrek kala uçağın içine alınmaya başladık, koltuğuma geçtiğimde yan tarafımdakilerden birinin “Dil kursu mu kardeş?” sözünü duyunca  hemen heyecanım yatışmaya başladı, kendi kendime he işte yav ne heyecanlanıyorsun herkes gidiyor dedim. Sonra biraz muhabbetten sonra kaynaştık. Yolculuk sırasında, ilk havayolu yolculuğum da olduğundan, bulunduğum cam kenarından aşağıları seyrettim ve bir süre de oyun oynayarak vakit geçirdim. Sonrasında Heathrow Havalimanına geldiğimizde hava İstanbul’daki gibi değil, bulutluylu. Yanımdakilerden Melih “Burası hergün yağmurlu” deyince biraz içim sıkıldı ama ne de olsa dil kursuna geldik tatile gelmedik ya dedim. Sonrasında havaalanında uçak yolcuları indirmek için yaklaşık 20-25 dk bekleyince biraz canımız sıkıldı. Tabi ilk gidişim olduğundan içimden bu adamlar bize gıcık erken izin vermiyorlar diyesim geldi. Neyse ki sonrasında İngiltere toprağına ayak bastık. Bende tekrar heyecan başladı pasaport görevlisine ya doğru düzgün cevap veremezsem falan filan. Elimdeki sözlükten (istanbuldaki sorulan sorulara benzer sorular sorarlar demişlerdi) bilmediğim kelimelere bakarak yol alıyorum. Sonrasında sıraya geçip sıra sıra boşalan veznelere geçiyoruz. 2. sıradaki orta üzeri yaşlı bayanın yanına gidenlerin biraz fazla soruya muhatap kaldıklarını gördüm ben de tabi içimden inşallah şunda sıra gelmez diye artık içimden sayıklıyorum, ve herşey istediğim gibi olup şeker mi şeker 30-40 yaşlarında güler yüzlü bir adamın yanına gitim, bana  -kaç ay dedi, iki buçuk nasıl diyeceğimi bilemediğim için bende biraz heyecanlanarak on weeks dedim ikincisinde düzelterek ten weeks dedim neyseki halimi anlayıp gülümsedi. “Öğrenci mi?” dedi, “Yes” falan derken arada birşeyler de söylendi ama pek anlamasam da sonunda posaportu uzatı ve valiz kısmına geçtim. Aslında sonrasında ya niye heyecanlanıyorsunki diye kızdım kendime, ama Atatürk Havalimanı’nda bunca soru sorarlarsa İngiltere’de de ne sormaz diyerek kendimi korkutmuşum. Neyseki sonrarasında ucaktaki arkadaşlarla vedalaştım ve kendime havalanından bir Türk’ün de yardımıyla telefon hattı aldım, ve bir günlük konaklamak için gelmeden önce adresini aldığım Londra’daki adrese telefon ettim. Aradığım kişi Türk olduğu için kolayca hangi trene hangi otobüse bineceğimin tarifini alıp, yola koyuldum. (Şunu da belirmeliyim ki eğer Türkiye’den Londra’ya  geliyorsanız elinize bir tane harita alın az çok da okuma yazmanız varsa burada kaybolmanız mümkün değil.) Trenden indikten sonra bulunduğum yerdeki duraktan bilet makinasına madeni para atıp bir binişlik kart alacaktım ama yanımda demir para olmadığı için, “Acaba otobüste kabul etmezler mi?” diye düşünüp bir sorayım dedim. Neyseki otobüs geldi şöför siyahi biriydi içeri girdiğimde 5 paundu uzattım tam ben binerken arkamda da tekerlekli sandalyeli bir başka siyahi bir adam otobüse binmeye çalışıyordu bana sanki geç der gibi bir işaretle birşeyler söyledi çünkü o an binmeye çalışan o adamla çok kısa bir diyolog kurdu. Şöförlerin de kilitli otobüs mahallinden çıkmaları burada yasak olduğu için arkamı döndüğümde bana birşeyler söylemeye çalışan adamı halinden anlayıp tekerlekli sandalyesinden iterek otobüse geçirdim ve sonrasında belirtilen yere gelip indim.

Söyleyeceğim şudur ki, ben kırık dökük İngilizcemle biraz da maceralı bir şekilde kolayca gelmişsem, artık gerisini siz düşünün, yukarıdaki yazıyı daha heyecanlı kılmak için sözcükleri günlük konuşma dilimle yazdım, umarım okurken sizin heyecanınızı daha çabuk yatıştıracaktır. Ama şunuda söylemeliyimki her ne kadar İngilizceyi Türkiye’de halletseniz de değişik bir ülke, kültür görmek size iyi şeyler katacaktır derim. Eğer gelecekseniz valizinizi hazırlayın, gerisini düşünmeyin. Nasıl olsa bulursunuz gideceğiniz yeri.

Hadi kalın sağlıcakla. (Zaman bulabilirsem size yazarım buralardan.)

İbrahim ARSLAN

ÇANAKKALE / Biga

ibrahim arslan

Tags: , , ,

10
May

Klas Demir Doğrama

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Genel Güncel

Artık demir doğrama, pvc, çelik kapı, kepenk ve küpeşte ihtiyaçlarınızı internet üzerinden sipariş verebilecek veya bilgi alabileceksiniz!

Gün geçiyor dünya değişiyor ve buna paralel olarak online dünyadaki işlerde tüm hızıyla mesafe kat etmekte. Daha düne kadar mail atmak, resim bakmak, yazı okumak için kullandığımız internet artık tüm ihtiyaçlarımıza cevap vermek için olanca hızıyla ilerliyor.

30 Nisanda google’ın İstanbul gran cevahir otel kongre merkezinde ikincisini düzenlemiş olduğu internet reklamcılığı programından sonra bize dağıtılan klasördeki su tesisatçısının başarı öyküsünü okurken birden aklımda yeni bir fikir belirdi. İstanbul’daki bir yakınımızın sahibi olduğu Klas demir doğrama atölyesi için bir site yapmaya kadar verdim. Hazır İstanbulda iken de hemen ona fikrimi anlattım. Başlangıçta bu konularda pek bilgisi olmayan bu yakınımız olaya sıcak baktı fakat site için gerekli bilgi yazı ve metaryeller olmadığı için konuyla pek alakalı olamadı ama ben hemen o gun içinde aklıma gelen düşünceyi gerçekleştirmek istedim ve akşam onlara fisafir oldum. Çay, çerez faslında  atölyenin kuruluş bilgilerini ve ne işler yaptığına dair yazıları not defterime kaydederek sabahleyin ufak bir tasarım yaparak klas demir doğramanın; anasayfa, hakkımızda ve iletişimden oluşan 3 sayfalık sitesini hazırladım. İki gün içinde de yazı ve fotoğraflarıda tamamlayarak alan adını alıp kullanmış olduğum sunucudan bir hesap tanımlayarak siteyi yayına koydum. Bugünlerde de 3 ytl lik günlük bütçeyle çelik kapı, demir doğrama, demir küpeşte kelimelerinde Adworse reklam vererek sonuçları izlemeye koyuldum, umarın en kısa zamanda sipariş almaya başlar.

Darısı internete girmeyi düşünen diğer küçük işletmelere. Ayrıca buradan belirtmek isterim ki yaz döneminde (8 hazirandan sonra şimdi sınavlar var) google’nin gap sınavını geçip internette küçük işletmelere reklamcılık konusunda hizmet vermek istiyorum. Birşeyler üretmek için gecesini gündüzünü çalışmakla geçirek küçük işletme sahiplerine yardımcı olmak bana mutluluk verecektir.

İbrahim ARSLAN (iletişim:ibrahimarslan191@hot…..com)

Tags: , , , , ,

4
Oca

Bilgi Yarışması

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Genel Güncel

      Türkiye’nin ilk ödüllü bilgi yarışması oyun1game tarafından iki aylık periotlarla düzenlenen ödüllü bilgi yarışmalarının 9.’su 3 Ocak 2009 Cumartesi günü başladı. Herzaman olduğu gibi bu yarışmada da bir birinden güzel orjinal sorularla site, denetçileri tarafından takdirle karşılandı. Bizşerde Lafistan Ekibi olarak siteyi tebrik eder, yarışmaların devamını dileriz.

9. Ödüllü Bilgi Yarışması Soruları:

1- 1 Ocak 2009 tarihinde tedavüle giren Türk liralarının en büyük banknotu kaç liralıktır.

2- Mimar Sinan’ın (1489-1588) ustalık eseri olan Selimiye Külliyesi hangi ilimizdedir.

3- Aşağıdaki soru işareti yerine kaç gelmelidir.

9 - 4 - 7 - 6 - ? - 10

4- Bölge ortalama zamanı olarak; 0 derece meridyenine göre saatini ayarlayan Londra’da saat 12:30′u gösterirken 30 derece meridyenini kullanan Ankara’da saat kaçı gösterir.

5- “Oyun1game hem eğlendirir hem de yarıştırır.” cümlesinin öznesini yazınız.

Ayrıca sitenin eğlence kısmı olan En Güzel Oyunlar Mario Oyunları ve Zeka Oyunları kısmınada bakmadan geçmeyin.

Tags:

18
Ara

Oyun1game.com Yarışma Arşivi

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Genel Güncel

Nisan 2007′de kurulduktan sonra çocuklara internette kötülüklerden arındırılmış yepyeni oyunları sunmayı hedefleyen oyun1game.com site ekibi kısa zamanda yenilikler yaparak yarışma bölümünüde ziyaretçilerine kazandırmıştır. İki yılda bu aya kadar 8 ödüllü bilgi yarışması yapan yarışma ekibi yeni dönemde de süpriz hediyelerle ziyaretçilerinin karşısına çıkacaktır. Oyn sitesi yöneticileri bu ay yarışmanın tüm soruve cevaplarını internette ziyaretçilerin gösterimine açmıştır.

Oyun1game.com’un 2 aylık periyotlarla yapmış olduğu ödüllü bilgi yarışmalarının tümü artık sitenin yarışma arşivi sayfasında yayınlanmakta. Site yöneticileri olarak bu bilgi hazinesini eğitim kurumlarına ve öğrencilere sunmkatan gurur duyuyor ve yarınımız gençlerin bilgi birikimlerine bir nebzede olsa katkı sağladığımız için sevinçliyiz.

Oyun1gamecom Yarışma Ekibi

Tags:

19
Kas

Gencim, Şikayetçiyim

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Yorum

Gençlere soruluyor ama kafalar karışık… “Kimleri örnek alıyorsunuz?” diye sorulunca tabi ki anne ve babamı diyorlar. Alkol kullanıyorlar, sigara içiyorlar, barlardan hiç çıkmıyorlar. Kendilerine güveniyorlar ama en çok bu ülkede dine ve dinden bahsedene güveniyorlar, sonrada askere. Siyaseti takip etmiyorlar… Merakta etmiyorlar… Peki siyasetteki yeriniz neresi deyince de genelde muhafazakar milliyetçi diyorlar…

     Gençlere yurtdışında yaşamak ister misiniz  sorusu sorulduğunda? Ülkeyi seven aynı gençler büyük bir çoğunlukla evet diyorlar. Yani daha çok ülkenin dışını seviyorlar. AB’ye giriş için ne dersiniz? deyince de hayır diyorlar. Kendileri giriyor nasılsa ülkenin ne işi var orada. Ben gireyim de o şimdilik dursun havasındalar. 70′lerden sonra gençler için hayat daha farklı oldu tabi ki. O zamanlar aktif olarak siyasetle uğraşan gençlik, şimdilerde siyasetten, soru sormaktan, eleştirmekten uzak; hyatı sadece sınavlara girip çıkmak otobüsle ev okul arasında gidip gelmek, magazin, marka, kızlar, yakışıklı erkekler, hobi diye yedirilen saçmalıklar silsilesi sanıyorlar.

Bizim şimdiki milliyetçi gnçlerimiz gazete okumuyor; televizyonda da sadece eğlence programı izliyorlar. Polat ağabeyleri gibi şekil yapmak, Sabancı gibi paraya para dememek, sonra sabahlara kadar eğlenmek en büyük istekleri. Çoğu Türkiye’nin geleceğinden şüpheli, kendi geleceklerinden ise eminler. Ülke batsa bile bir şekilde sıyrılır giderim derdindeler. Ülkem batarsa bend batarım, ülkemi batmaktan nasıl kurtarırım diye düşünen kuşakları bir şekilde birbirine kırdırıp darağaçlarında, cezaevlerinde tek tek yok ettiler. Kitap günah, örgütlenme yasak, siyaset tuzak diyerek, bayağı magazini, içi kof bir milliyetçiliği vererek, düşünmek suç düşündürmek günah diyerek, her koyun kendi bacağından asıldığını söyleyerek, okumadan da bir şekilde yırtmak mümkündür boşver’i işleyerek, pozitif düşünceye aklı ermeyen, gözü dışarıda, umutsuz vakalar yarattılar.

    Manzara böyleyken ne yapar büyükler bilinmez. Dünyanın her yerinde bilinen gerçek, düşüncenin, siyasetin, okulunun olmadığı ve bu işlevi kişilerin, kişilerin oluşturduğu kuruluş ve örgütlerin yerine getirdiğidir. Değişimin ve dönüşümün gücü olan gençleri, düşünce hayatına katmaz, belli alanlarda uzmanlaşmalarını sağlayamazsanız, yarınların gelişen toplumları nasıl yetişir? Gençlerde hal böyleyken bende onların yırtmış idollerinden Ege ÇUBUKÇU’nun gençler arsında pek yayılmış şarkılarından biriyle iyi haftalar diliyorum gençlere…

KAYSERİ SON NOKTA GAZETESİ

Akın PEKER.

Tags: ,

Lafistan.com Gizlilik Politikası