21
Oca

İNSANLIĞIMIZ AĞIR YARALI

   Yazar: Mevlüt Karakaplan   Kategori: Genel Güncel

CTE8k1tWoAAtFpy       İNSANLIĞIMIZ AĞIR YARALI

 
Henüz bir buçuk yaşında. Bir bakışı, bir tebessümü, bir ahh edişi o kadar derinden ve o kadar etkileyici ki;  yeryüzündeki en anlamlı varlık sanki. Sanki gelmiş geçmiş en etkileyici ve en içten insan  oymuş  gibi. En maharetli sanatçıların sanatlarından daha tesirli bizim nazarımızda ses ve hareketleri.
 Küçük Levent Emir’imiz bu davranışlarıyla öyle çok şefkat celp ediyor ki; bütün insanlığın en mağduru, en merhamete layık olanı sanki. Sanki o ağlasa, beraberinde bütün bir insanlık ağlayacakmış gibi. Herhangi bir yerini azıcık acıtacak olsa, sanki tüm dünyanın bağrına hançer saplanmış da herkes Levent’in acısıyla acı duyuyormuş gibi geliyor bize. çünkü o kadar ‘ biricik’, o kadar içimizden bir parça, o kadar nazik ve o kadar nazenin…
Ebeveyni olarak gerçekten ‘melek kadar masum’ olduklarına biz de şahitlik ediyoruz, Levent Emir’in ve tüm çocukların. Çünkü her ne kadar şımarırsa şımarsın; bütün yaramazlıkları, vurup kırmaları, tüm olumsuzluklarıyla bizi çıldırtacağı yerde,  bu hareketleriyle daha çok değiyor yüreğimize sanki. Ağzımızla kızsak içimiz acıyor, gözlerimizi kısıp sinirli baksak yüreğimiz titriyor, gayr-i ihtiyari elimizi kaldıracak olsak dizlerimizin bağı çözülüyor, gözünden bir damla düşse içimizden ırmaklar çağlıyor… Evet, o bizim evladımız, o bizim ciğer paremiz, o bizim en zayıf ama bir o kadar da bizi biz yapan en önemli yanlarımızdan biri.
Ve işte ne zaman Levent Emir’i düşünsem, içimde sürekli yanan o ateşin kaynağı beliriveriyor gözlerimin önünde kare kare. İlkin, Levent’in bizim ciğerimiz olduğu kadar başkasının ciğeri olan o küçük kız çocuğu geçiyor hafızamdan. hepimizin ciğerini paramparça edercesine.  Ortadoğu’da savaşta annesini kaybetmiş bu çocuk,  yetimhanenin zeminine çizdiği anne resminin kucağına denk gelecek şekilde resmin üzerine iki büklüm uzanarak, en çok ihtiyacı olan şeyi,şefkat ihtiyacını, böyle bulmaya çalışırken düşünüyorum.  İçimdeki volkanlar kabarıyor ve kaynıyor…
Hemen akabinde domino taşı etkisi gibi bu resim diğer haberleri yıkıveriyor önüme. Suriye’li mülteci bir kız çocuğunun açlıktan ölmeden önce yazdığı mektubundaki dizeleri geliyor aklıma; bizi insanlığımızdan utandıracak o dizeler: ‘Ey Ölüm Meleği! Acele et ve ruhumu al ki artık cennette yemek yiyebileyim. Ben çok açım!’. hatırlayınca bu sözleri, içimde zaten kaynayan volkanlar çıldırıyor, patlamak üzere darmaduman olmanın bir yolunu arıyor…
Sonra hemen ‘Aylan’ bebek atlayıveriyor tüm gerçekliğiyle ortaya. Evet ‘Aylan’. Hani şu batmış mülteci botundan küçücük cesediyle kıyıya vuran ve tüm dünyanın içini ‘cızz” ettiren minik yavru. Hani şu cicilerini giyip de ”bayramına” bir türlü kavuşamayan yüzüstü uzanmış cansız melek. Hani şu kendisine üç-beş gün üzülmekle yetindiğimiz ve kendisini daha bir çok bebeğin ölmesiyle takip ettiği bedbaht coğrafyanın çocuğu. Hepimizin yavrusu kadar yavru, hepimizin kadar masum, hepimizinki kadar yaşaması gereken küçük yavrucaklar. Bu defa içimdeki deli volkanı tutamıyorum artık. Gerçek bir volkan gibi patlıyorum. Adeta lavları gözlerimden püskürürcesine akıveren bir volkan gibi. Lavlar göz yaşı olup dökülü veriyor gözlerimden sessizce. O günahsız bebelerin hepsi de Levent Emir oluveriyor. Levent Emir’imiz hepsinin suretinde temessül ediyor…
Maalesef görebildiklerimizin görmediklerimize nazaran çok daha vahim ve çok daha tahammül edilmez durumların olduğunu bile bile yine de hiç birşey olmamış gibi devam ediyoruz tüm eğlencelerimize. Afrika’da, Haiti’de, Uzak Doğuda, Mynmar’da ve daha bir çok yerde kim bilir niceleri yaşanıyordur.Kim bilir kaç çocuk açlıktan ölüyordur, kaçı donarak, ve kaç kişi boğularak ölüyordur.  Ama işte hayat yine de devam ediyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor çünkü.  Çünkü çaresizlik ve ölüm en çok başkasına yakışıyor. Bize yakışmıyor hiç. Yakıştıramıyoruz bunları bize, yakıştıramayız. Çünkü bizden çok uzak olduğunu sanıyoruz. Halbuki o kadar yakın ki bize; karın ve  soğuğun içimizi üşütecek kadar soğuk havaların yaşandığı bu mevsimde sıcacık ve huzurla oturduğumuz evlerimizin pencelerinden başımızı uzattığımızda; bu çaresizlik tablolarını, ya penceremizin hemen altında ya da evimizin hemen yanında görebilecek kadar yakınken yine de yakıştıramıyoruz bir gün o hale düşmeyi kendimize. Evet, hayat devam ediyor ve insanlığımız ağır yaralı vaziyette.
İşte yine Levent Emir benimle oynamak üzere bana doğru  koşarken, pencereden yere usul usul yere doğru süzülen kar taneleri ilişiyor gözüme. ‘ Hava ne de güzel.Levent Emir’i alıp kartopu oynamaya mı çıkarsam?’ diye düşünürken, birden  ‘Aylan’ bebek ve daha bir çoğu bir tellal gibi bağırıp duruyor tahayyülümde. bir oyana bir buyana dolaşıp çığlık atıyor  her biri.  Kolum kanadım kırılıyor. Kar hala yağmaya devam ediyor ve ben de şairin dediği gibi mırıldanıyorum kendi kendime; ‘ Ne zaman kar yağsa yoksulları, evsiz-barksızları, açları düşünürüm. Karın keyfini çıkaramadım, çıkaramam!!!’…
                                                                                                            Mevlüt KARAKAPLAN
Not:  http://www.cerkezkoyhaber.com.tr/yazar/927/nsanliimiz-air-yarali.html
Bu Yazı 21st Ocak 2016 Perşembe Saat 23:11 Genel Güncel Kategorisine Yazıldı. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Yorum

Fahri Kaplan
 1 

Mevlüt Bey,
Herkesi yeniden duyarlılığa davet eden, ibret-engîz ve dokunaklı bir yazı okuttuğunuz için teşekkür ediyor, güzel yazılarınızın devamını temenni ediyoruz. Allah, zordaki kardeşelerimizin ve hepimizin müşkülünü en hayırlı hâle tebdîl eylesin. Amin!

Ocak 27th, 2016 at 14:33

Lütfen Yorum Yaz

İsim
E-Posta Adresiniz
Websiteniz
Yorumunuz