Archive for Kasım, 2015

29
Kas

Aşk Kıt’aları – II

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Sessizce köpüren ve taşan duygular

Ne sazın şevki ne neyin kederidir

“Aşk” denince bam teli değil titreyen

Şâirin gönlünün en ince yeridir

 

Fahri Kaplan, “Dil ve Edebiyat”, sayı 38, Şubat 2012.

[email protected]

28
Kas

Aşk Kıt’aları – I

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Aşk ile başlayalım söze ve söz bitsin aşkla

Cânsız söze rûhunu veren aşkdan başka nedir

O ele geçmez dışarıda arama boşuna

Aşk bir çiçek ve toprağı insanın kalbindedir

 

Fahri Kaplan, “Dil ve Edebiyat”, sayı 38, Şubat 2012.

[email protected]

21
Kas

Kadîm Şâirler Takımı (Tâifetü’ş-Şu’arâ-yı Kadîm)

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat, Spor

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

20151120_164616

MÜNÂCÂT VE HAMD:

Bu revnaklı yazıyı yazmak için gerekli sıhhat, iştiyâk, hitâbet ve kitâbeti bahş eden Cenâb-ı Zü’l-Celâl ve’l-Kemâl’e lâyıkıyla hamd bu âciz kulu aşacaktır; ben de hadsiz hamd ü senâ olsun der, Hazret-i Nebî’nin -sallallahu aleyhi ve sellem- şefaatini vesile yaparak münâcâtımın kabulunü dilenir, bu kadar yazının içinde her ne kadar hatalı ve münâsebetsiz söz veya sözler etti isem afvımı ol “Gafûr u Kerîm ü Rahîm” ilâhdan niyâz ederim.

SEBEB-İ TE’LÎF:

Ey kâri’! Senin basîret ve firâsetine elbet itimâdım gayet füzûndur. Lâkin bu 11in gelişi güzel seçilip dizildiğine dair erbâb-ı buğz u hasedin muhtemel ta’nına ma’rûz kalmamak içün kadîm şuarâmızdan bu 11 ismi niçün bu mevkîlere düşündüğümü îzâhda istifâde görüyorum. Ayrıca böyle bir anlatımın yârânın sînelerini safâ ile doldurup bu âciz müellife bir hayr duâya vesile olacağını ümîd ediyorum. Bir de buradaki bazı ma’lûmâtı vermekle; bu şiiri öğrenmeye heves eden ancak bunlar ders usulüyle telkîn edildiğinde sînesinden içerü bir türlü duhûl imkânı bulamayan zevk-perest, rehâvet-perver, erbâb-ı safâ, rind-meşreb ve ehl-i keyf kâri’lerime de bir fâide hâsıl olsun istedim. Mevlâ mahcûb etmeye.

DER-BEYÂN-I MEVÂKÎ’ vü SİTÂREGÂN-I TÂİFE-İ ŞUARÂ
(Şaîrler Takımının Mevkilerini ve Yıldızlarını Beyân İder)

KAL’ACI / KALECİ

ŞEYHÎ: Klâsik Türk şiiri, 13. ve 14. yüzyılda da güzel örnekler vermiştir ama 10. asrı-hicrî ya’nî 16. asr-ı Frengî’de olgun örneklerini verecek şiirin zemini 9.h./15.m. asırda hazırlanmıştır diyebiliriz. 9./15. yüzyılın öncü şahsiyetlerinin başında “şeyhü’ş-şu’arâ” Şeyhî gelir. Klâsik şiirin zeminini hazırlayan bu isim oyunu başlatmadaki mahareti ve uzun metinler olan mesnevideki istikrarlı çizgisi ile (kalecide uzun süreye yayılan istikrarlı ve sağlam performans önemlidir) kaleye geçmeyi hak ediyor.

MÜDAFAA / DEFANS:

Sağ Bekte NEF’Î: Futbolu yakından takib edenler bilirler ki beklerin (kanat defanslar) hem defansı hem de hücuma çıkışları iyi olmalıdır. Hicivlerinden çok iyi bildiğimiz üzere Nef’î yırtıcı karakteri ile rakibe aman vermeyecek bir defansif özelliğe sahiptir. Hücumu ise Sihâm-ı Kazâ eserinde görüleceği üzere ok gibi fırlama esasına dayanır ki böyle bir sür’atin bir bek oyuncusu için ne kadar önemli olduğu âşikârdır. Hücumun sağ kanadındaki Şeyh Gâlib Dede’ye bu yönüyle de çok yardımı olacaktır. Zaten Sebk-i Hindî tarzının ilk izleri Nef’î’nin incelikli hayallerinde ve ağdalı üslûbunda görüldüğünden bu tarzın zirve örneklerinden olan Şeyh Gâlib’e Nef’î’nin açtığı yolun katkısı olması bu tezimizi isbata yeter.

Sağ Stoper NÂBÎ: Stoperdeki oyuncunun tecrübesi ve sağlam duruşuyla takımına yol göstermesi ve güven vermesi beklenir. Hikemî tarzın üstâdı Nâbî’nin şiirleri hikmet ve yol göstericilik doludur. Ayrıca görmüş geçirmişliği ile büyük tecrübe sahibidir. “Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz” mısraı ona aittir. Bir stoperde aranan nitelikleri fazlasıyla hâizdir.

Sol Stoper AHMED PAŞA: Oyunu iyi kuran bir stoper her zaman makbuldür. Ahmed Paşa da Fars şâirleri tarafından asırlar boyu işlenen mazmunları Türk şiirine başarılı bir şekilde uyarlayarak 15. yüzyılda Anadolu sahasındaki Türkçe şiire epey genişlik getirmiş, tabir-i diğerle oyunu açmıştır. Ayrıca bir stoperden en az hata ile oynaması, hata yaparsa da takımı aleyhine bir sonuç doğmadan en kısa zamanda telâfî etmesi beklenir. Ahmed Paşa yaptığı bir hata sonucu padişah tarafından zindana gönderilince kısa sürede yazdığı meşhur “Kerem Kasîdesi” ile kendisini affettirmeyi bilmiş, padişâhın takdîrini kazanmıştır. Bu yönüyle de defans için gayet ehildir. “Kul hatâ etse afv-ı şehenşâh kanı / Tutalım iki elim kanda imiş kanı kerem”

Sol Bek NÂ’İLÎ: Sebk-i Hindî’nin bu büyük şâiri çeşitli mevkilerde görev yapabilecek derinlikli ve girift özelliklere sahiptir. Bu mevkideki ihtiyâcı da gözeterek sol beke aldık. Bu bekte hem hayal kuşunu avlayacak bir savunma özelliğine hem de kısa zamanda Kandehâr’e dek gidecek bir sür’ate sahiptir. “Ederse kand-i lebin hâtır-ı mezâka hutûr / Diyâr-ı Mısr’a değil Kandehâr’e dek gideriz”

SAHÂ-YI MERKEZÎ / ORTA SAHA:

Orta sahadaki üç isim Necâtî, Bâkî ve Şeyhülislâm Yahyâ Efendi birbirini takip eden dönemlerde pürüzsüz ve rindâne gazel tarzının harikulâde örneklerini vermiş şairlerdir. Bu yönüyle bibiriyle gayet uyumlu olmaları takımın orta sahadaki pas alışverişi ve anlaşmasına olumlu yansıyıp takım rûhunu diri tutacaktır.

Sağ Defansif Orta Saha ŞEYHÜLİSLÂM YAHYÂ EFENDİ: Son derece kıymetli bir âlim olan Şeyhülislâm Yahyâ Efendi hem bilgisiyle, hem rahat ve külfetsiz tarzıyla oyunu karmaşık hâle getirmeden pas trafiğini sağlayabilecek hem de top rakipteyken başkalarının dîvâne demesine aldırmadan rakibi zorlayan coşkulu bir baskı (pres) yapabilecek nitelikler taşıdığından bu mevki için gâyet uygundur. “Sun sâgarı sâkî bana mestâne disünler / Uslanmadı gitdi gör o dîvâne disünler”

Sol Defansif Orta Saha NECÂTÎ BEG: Necâtî Bey, kusursuz ve külfetten uzak tarzıyla, şiirinde kusurları en aza indirip hatasız oynayışıyla bu mevkide başarıyla görev yapabilecektir. Sahada “döne döne” basmadık yer bırakmayıp rakibin oyununu bozabilecektir. “Çıkalı âhım şereri göklere döne döne / Yandı kandîl-i sipihrün cigeri döne döne”

Oyun Kurucu (10 Numara) BÂKÎ: Kendisinin “Sultânü’ş-Şu’arâ” unvânına lâyık bir üstâd oluşu takımın beyni olma ve oyun kurma görevini niçin bu büyük şâirin aldığını açıklamaya yeter sanırım. Gazel ve kasîdedeki kusursuz tarzıyla takımı bir maestro gibi yönetebilecek, çok etkili özelliklere sahip ileri üçlüyü de (Gâlib-Fuzûlî-Nedîm) atacağı kusursuz paslarla besleyebilecek hârika bir oyun kurucudur. Nasıl ki Anadolu şâirlerine kâmil mânâda “gazel” tarzını öğretmiştir, bu takıma da mükemmel oyunu gösterecektir: “Meddâh olalı çeşm-i gazalânına Bâkî / Öğrendi gazel tarzını Rûm’un şu’arâsı”

HÜCÛM / FORVET:

Sağ Açıkta ŞEYH GÂLİB: Sebk-i Hindî’nin zarif şâiri, büyük şiirin tekrara düştüğü demde kuğunun o eşsiz şarkısını söyleyerek bir şiire yeniden hayat aşısı yapmış Galata Mevlevîhanesi’nin zarif şeyhi oyununun derinlikli yapısı, ateş denizinde mumdan gemiler yürütmeyi göze alıp zor zamanlarda sahneye çıkarak oyunu çevirecek, takımını hedefe ulaştırabilecek tarzı ile hücûm bölgesinin ve Osmanlı şiirinin nâdide sîmâlarından. Şöyle böyle bir oyun oynadığını zannetme, böyle bir oyun herkesin harcı olmasa da o her tâlibi bu meydana davet etmektedir. “Zannetme ki şöyle böyle bir söz / Gel sen dahî söyle böyle bir söz.”

Sol Açıkta NEDÎM: Bu şen şakrak, bu yerinde durmayan, hareketli, kıvrak şâir sözü etkili söyleyip gediğine koyuşu, iş bitiriciliği ile bu mevki için ideal bir isim. Rengîn ve zengin oyun tarzı ve harika tekniği ile bu mevkide Neymar’ı dahi kesebilecek bir isim. Hem de diğer açıktaki Şeyh Gâlible çok farklı tarzları ile birbirini tamamlayacak bu şâirler, takımın hücûm bölgesine çok büyük katkı yapacaklardır. Nedîm-i şeydâ, rakîblerinin aklına hayâline gelmeyecek kaçamaklarla gol yollarına rahatlıkla sızabilecektir. “Ey şûh Nedîmâ ile bir seyrin işittik / Tenhâca varup Göksu’ya işret var içinde”

Santrafor FUZÛLÎ: Türk şiirinin zirve isimlerinden Fuzûlî, yıldız oyunculara yaraşır bu mevki için adeta biçilmiş bir kaftandır. Yakaladığı güzel bir mazmunu başarıyla ve çarpıcı bir şekilde şiirinde dile getirmesi, söz oyunlarındaki hayran bırakan meziyeti onun ne kadar fırsatçı ve neticeye etkili bir şekilde gidebilecek bir golcü olduğunu göstermeye yeter. Ayrıca yalnızlığın ızdırâbını çok iyi dile getirmiş bu şâir, ileri uçta elbette yalnız oynayacaktır. Böyle bir golcünüz varsa çift değil, tek santraforla oynamalısınız. Zîrâ o Mecnunla bile eşit seviyede ve yanyana oynamayı kabul etmez, yalnızlığın zirvesindedir, yalnızlıkla şiriini (oyununu) beslemektedir. Bunlara da şâhid olarak şu iki beyt kâfîdir: 1. “Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var / Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var.” 2. “Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge/ Ne çalar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı”.

‘ÖZR EZ-ŞU’ARÂ-YI DÎGER (Diğer Şâirlerden Özür):

Bu kadroya almadığım ama her biri burada yer almaya lâyık şuarânın sayısıyı gayet füzûndur. Pek çok şâire gönüllü hâcelik etmiş Zâtî, ilk dönemlerin renkli şâiri Ahmed-i Dâî, hayal içre hayâlle şiirine reng ü fer vermiş Hayâlî, yazdığı şiir nev’inin kâmil mümessillerinden Nev’î, onun hayırlı oğlu hamse (5 mesnevî) sahibi Nev’izâde Atâyî, Edirne Mevlevîhanesi şeyhi ve derin mi derin güzel mi güzel beyit ve gazellerin şâiri Neşâtî, Kanûnî devrinin yiğit ve has şâirlerinden Taşlıcalı Yahya Bey, tezkire müellifi şâirler Latîfî, Âşık Çelebî, Hasan Çelebî, Ahdî, Riyâzî, Sâlim Safâyî, Esrar Dede, Güftî, yüksek lisans tezimde eseri ile tanışıp kaynaştığım ve Işk-nâmesi’nden feyz-yâb olduğum şâir Mehmed, şu’arâ-yı nisvândan hem müennesâne zarâfet ve inceliğe hem merdâne bir edâya sahip Zeynep Hanım, Mihrî Hâtun, Fıtnat ve Şeref Hanımlar vd., Bursa’daki güzel dört yılımdan ötürü bir çeşit hem-şehrîleri sayılma şerefini ümîd ettiğim Mevlîd Sahibi Süleymân Çelebî Hazretleri ve el’ân yeterince kıraat edemediğim kıymetli şiirler ve mesnevîler yazmış Burûsalı Lâmi’î Çelebî, altı yıldan efzûn ikâmet eylediğim Muğla’nın mânevî pîri Hazret-i Şâhidî-i Mevlevî vü Muğlavî, elyevm (bugün) bağlı bulunduğumuz vilâyet aynı oldıgından hem-şehrî add idilir isem şeref-yâb olacağım Yazıcızâde Ahmed ve Mehmed kardeşler (kuddise sırrahümâ) ile Gelibolılı ‘Âlî ve elbette her zaman ma’nevî feyizlerinden istifâde taleb ettiğimiz, sonda anışımızın ekâbirin meclise sonda gelişine te’vîl olunmasını murâd ettiğimiz şuarâ-yı meşâyıh ve ulemâ-yı fazîlet-meâb ve selâtîn-i devlet-i âl-i Osmân (aleyhimü’r-rahmet-i ve’l-gufrân) ve dahî ismini anamadığım pek çok kıymetli üstâddan afvımı istirhâm ediyor, her birine Cenâb-ı Erhamü’r-râhimînden afv ü mağfiret ve rahmet diliyorum.

HÂTİME ve ÂHİR DU’Â

Bu nükte dolu (pür-nükât) ve zevk-engîz yazının hitâmına gelmiş bulunuyoruz. Mevlâ burada adını andığımız ve anmadığımız bütün kadîm şu’arâmıza rahmet eyleye. Bizlere rûz-ı haşrde sâlih kulları ile bereber hep birlikte olmayı nasîb eyleye. Allah, bu yazıyı okuyanlardan ve yazandan, küçük büyük katkısı olandan râzı ola; günahlarını afv eyleye. “İrişmek isterdi hân-ı vasfına lîkin / Hemân nasîb-i Cem âhir du’â imiş ey dost” (Cem Sultan).

Kaynakça yerine:

Bu yazıda isti’mâl ettiğim (kullandığım) daha önce az çok okumuşluğum olan beyitleri envâi (çeşitli) file-i umûmî (genel ağ/ internet) sitesinden almış bulunuyorum. Her birine teşekkür ederim. Ayrıca bu yazıyı yazacak edebî ma’lûmât ve zevke erişmemde katkısı bulunan herkese teşekkür ederim. Lehü’l-hamdü ve’l-minneh.

Müellifi: Fahrî-i pür-kusûr (İsm-ı resmîsi ile: Fahri Kaplan).    [email protected]

 

 

18
Kas

Sonsuz Deryâyı Ara Bul

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Taşlıcalı Yahya Bey, ilim ehli olgun kişileri bulmanın, onlarla olmanın önemini vurgulayan bir beytinde şöyle diyor:

Ara bul deryâ-yı bî-pâyânı mânend-i Fırat

İttihâd eyle yüri bir âlim ü dânâ ile (1)

“Fırat Nehri’nin yaptığı gibi sonsuz denizi ara bul, yürü bir âlim ve ârif kimse ile birleş.”

İlim ve irfân ehli bir kişiyi bulmak… Zor olsa da öyle kişilerin yazdığı eserleri okumak. Ham kişiyi pişirir, olgunlaştırır, gönlünü gül bahçesine çevirir. Bir ârifin hoş kelâmı, bir âlimin hakikat ve marifet içeren nükte dolu sözü nice müşkülleri çözer, insanın içine ne inciler serper, onu nasıl bir huzûr iklimine erdirir. Rabbim kimseyi bu tür güzelliklerden mahrûm etmeye, ayırmaya!


(1) Beytin alındığı kaynak: Mehmed Çavuşoğlu, Yahya Bey ve Dîvânından Örnekler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1. Baskı, Haziran 1983,  Ankara.

 

Fahri Kaplan

[email protected]

9
Kas

“HAKK’IN DÎVÂNINA VARINCA”

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

       Geçen yazıda İbn Kemal Efendi (Kemalpaşazâde) ile Ebussuud Efendi’nin Osmanlı şeyhülislâmlarının ilmî yönüyle en öne çıkanlarından olduğunu söylemiş, bu iki şeyhülislâmın şiirler de yazdığını belirtmiş, ardından da İbn Kemal Efendi’nin bir şiirine temas etmiştik. Bu hafta ise Ebussuud Efendi’den şiir örneği sunmak istiyorum. Elbette bu zatların şâirliğiyle değil âlimliğiyle öne çıkan kimseler olduğunu tekrar kaydetmek gerek. Bununla birlikte güzel şiirler de kaleme almışlardır.

            Ebussuud Efendi, 1490’da İskilip’te (Çorum) dünyaya gelmiştir. Osmanlı’nın ondördüncü şeyhülislâmıdır. Asıl ismi Mehmed İmadî’dir. 1545’de şeyhülislam olan Ebussuud Efendi 25 Ağustos 1574’te vefat eder. En önemli eseri Arapça yazdığı Kur’ân-ı Kerîm Tefsîri olan Ebussuuud Efendi’nin fetvaları ve Duâ-nâme’si diğer eserlerindendir. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazmıştır.(1)

            Ebussuud Efendi’nin:

            Yine bir sevdâ-zede-i zülf-i siyeh-kâr oldum

            Yine bir olmayacak derde giriftâr oldum (2)

gibi âşıkâne şiirlerinin yanında:

            Hâb-ı gafletten uyan fehm it cihânun hâlini

            Ey zamâne devlet ü ikbâline mağrur olan (3)

            (Ey şimdiki baht ve saadetiyle gururlanan kişi, gaflet uykusundan uyan da cihanın hâlini [fânî olduğunu] anla!)

beytindeki gibi  nasihat ve hikmetin etkili bir edâ ile dile getirildiği şiirleri de vardır.

            Son olarak Kanuni Sultan Süleyman’ın ona sorduğu meşhur karınca fetvasını nakl edelim:

             Kanun Sultan Süleyman Han’ın Ebussuud Efendi ile hem bir dostluğu vardı hem de onun ilmî yönüne değer verirdi. Padişah, Topkapı sarayında sevdiği meyve ağaçlarını saran karıncaları öldürmenin câiz olup olmadığını şu beyt ile Şeyhülislâm’dan sual eder:

            Dırahta ger ziyân etse karınca

            Zarârı var mıdır anı kırınca

             (Karınca ağaca ziyan etse onu öldürmenin zararı var mıdır.)

            Ebussuud Efendi de, padişahın bu sualine bir beytle pek veciz bir cevap verir:

            Yarın Hakk’ın dîvânına varınca

            Süleyman’dan hakkın alır karınca (4)

            Cihan Devleti’nin padişahı olan Kanunî Sultan Süleyman Han’ın karıncanın hakkını gözetme hususunda gösterdiği hassasiyet bir yanda, ona adımını doğru atması konusunda âlim bir zatın hakkı söylemedeki inceliği diğer yanda… Onlar ne hâldeydi, bizler ne hâldeyiz. Bir daha muhasebe etmekte fayda var.

Notlar:

(1) Ebussuud Efendi ile ilgili bilgiler esas olarak şu kaynaktan alınmıştır: Şeyhülislâm Şairler, Ali Fuat Bilkan – Yusuf Çetindağ, Hece Yayınları, Ankara, Nisan 2006.

(2) Aynı eser, s.66.

(3) Aynı eser, s.77.

(4) Hadisenin anlatılışında şu linkteki bilgilerden de yararlanılmıştır: http://www.diyanetdergisi.com/diyanet-dergisi-143/konu-967.html


Fahri Kaplan, Biga Doğuş BİGA, Kasım/Aralık (?) 2014

[email protected]

Tags: , ,