Bugün daha ziyade “divan şiiri” olarak tabir ettiğimiz klâsik Türk şiiri, bazı şairlerin elinde iç içe manalarla bir girdabı andırırken bazı şairlerde de ses unsurunun öne çıktığı bir şiir olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğrusu bu şiir, gerek ses, gerek mânâ, gerek belâgat vb. açılardan çok doyurucu ve çeşitli örnekler vermiştir. Bu yazıda ele alacağımız şiir örneği ise kafiyedeki ses tekrarlarıyla dikkat çeken “kendine has/müstesnâ” bir şiir örneğidir. “Ferruh” mahlaslı şâire ait bu şiirin metnini, İskender Pala’nın “Divan Şiiri Antolojisi” adlı eserinden almış bulunuyoruz.(İskender Pala, Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi, Ötüken Yayınları, İstanbul 1999, sayfa 290)

Dilerseniz önce şiiri okuyalım ve ardından üzerinde konuşalım:

        GAZEL-İ FERRUH

Bir kezin hâlime ey şeh bak a bak bak bak a bak
Beni cevr odına yeter yak a yak yak yak a yak

Dün ü gün odda durur uş bu cefâ sac ayağı
Kaynadım gam kazanında laka lak lak laka lak

Dil ü cânın kahrın odına tutuşur kav gibi
Bu cefâ çakmağı dostum çak a çak çak a çak

Mihnetinden feleğin bir demir örs oldu yürek
Dokunur gam çekici tak taka tak tak taka tak

Eyle Ferruh kuluna şâhım inâyetle nazar
Boynuma zülf kemendin tak a tak tak tak a tak

*****

Şiirin kafiyesinin yansımalı seslerin tekrarlarıyla oluşmuş olması ve bu tekrardan oluşan -neredeyse tabîî- âhenk dikkatinizi çekmiş olmalıdır. Bu ritim üzerinde beyitleri değerlendirirken de durmak niyetindeyiz. Ancak bu şiiri kendine has kılan bu özelliği en başta da belirtmeden geçmek istemedik.

Şimdi beyit beyit şiiri ele alalım:

1. Bir kezin hâlime ey şeh bak a bak bak bak a bak

     Beni cevr odına yeter yak a yak yak yak a yak

Mânâ: “Ey sevgili bir kez hâlime bak ve beni cevr (sıkıntı, cefâ) ateşinde yak, yeter [artık]!”

Şair, sevgilinin yüz vermeyişinden şikâyetçi. Klâsik Türk şiirinde genellikle âşık sevgilinin cefâsından şikâyet etmez. Hatta çoğu kez onu lütuf bilir ve insanı olgunlaştıran aşk sürecinin tabîî bir hâli sayar ve seve seve kabullenir. Âşık için asıl kötü olan sevgilinin ona yüz vermemesi, onu muhatap almamasıdır. Burada da şair adeta: “Yeter, artık hâlime bak benimle biraz ilgilen ve beni gerekirse aşkının cefâ ateşinde yak, pişir olgunlaştır. [Bana istediğin cefâyı et, ama ne olur bir kez hâlime bak.]” demekte. “Bak a bak bak bak a bak” ifadesindeki ritmik seslerle sevgiliye dikkat çekici bir sesleniş çağrıştırılmış olunuyor. “Yak a yak yak yak a yak” kısmı ise yakmak fiiili etrafında bu ritmik sesin kafiyesi ve tamamlayıcısı durumunda.

2. Dün ü gün odda durur uş bu cefâ sac ayağı
Kaynadım gam kazanında laka lak lak laka lak

Mânâ: “Bu cefâ sac ayağı gece gündüz ateşte durur. (Böylece ben) Gam kazanında laka lak lak laka lak (sesleriyle) kaynadım.”

Cefâ, gam kazanını ayakta tutan bir sac ayağı olarak görülmekte. Âşık (şâir), bu gam kazanında laka lak lak laka lak kaynamakta. Bu mısralar bir bakıma âşığın aşk yolunda çekilen sıkıntılarla pişme macerasının bir ifadesi olarak da görülebilir. Kaynamanın ifade edilişi de suyun fokurdamasından mülhem ritmik seslerle yapılmış: laka lak lak laka lak! Böylece şiirin umumî âhengine de uyum sağlanmış, ritmin devamı tesis edilmiş oluyor.

3. Dil ü cânın kahrın odına tutuşur kav gibi
Bu cefâ çakmağı dostum çak a çak çak a çak

Mânâ: (Ey) Dostum! Bu cefâ çakmağı Gönül ve canın kahrının ateşine kav gibi çak a çak çak a çak tutuşur. 

Cefâ bu kez de yakıcılığı yönüyle çakmağa benzetilmiş. Kav kelimesinin anlamı ise Türk Dil Kurumu’nun internet sitesinde şu şekilde veriliyor(1): “Ağaçların gövdesinde veya dallarında yetişen bir tür mantardan elde edilen ve çabuk tutuşan, süngerimsi madde.”  Kavın kolayca tutuşan yapısı ile âşığın hassasiyet kazanmış yapısı arasında paralellik düşünmek mümkün görünüyor. Çakmak kelimesi adı üstünde “çak” sesi ve “çak-” fiili ile özdeşleşmiş bir kelime. Gazelin rediflerindeki ritmik seslerin de bu beyitte bu ses üzerinden gitmesi beyitteki manâ ve ses kaynaşmasını ikmâl eden bir hususiyet arz ediyor.

4. Mihnetinden feleğin bir demir örs oldu yürek
Dokunur gam çekici tak taka tak tak taka tak

Mânâ: “Yürek, feleğin mihnetinden bir demir örs oldu. Gam çekici (o örse) “tak taka tak tak taka tak” (sesleri ile) dokunur.

Örs, TDK’nın internet sitesinde: “Biçimleri yapılacak işe göre değişen, üzerinde maden dövülen, çelik yüzeyli, demir araç” (2) olarak tanımlanıyor. Şair, yüreğini bir demir örse, çektiği sıkıntıları da yürek örsünü döven bir çekice benzetmiş; bu çekici de gam çekici olarak adlandırmış. Bu gam çekici yürek örsüne vururken de “tak taka tak tak taka tak” şeklinde sesler çıkarmakta ki bununla demiri döven çekiç sesi bize verildiği gibi “canına tak etmek” deyimi de çağrıştırılmakta. Böylece hem şiirin redifindeki âhenk devam ettirilmiş ve hem ilk anlam hem de çağrışım ustaca kurgulanmış görünüyor.

5. Eyle Ferruh kuluna şâhım inâyetle nazar
Boynuma zülf kemendin tak a tak tak tak a tak

Mânâ: Ey şâhım [sevgilim]! Ferruh kuluna yardımınla nazar eyle ve boynuma saçının kemendini tak a tak tak tak a tak!

Sevgili şâh, âşık da şâhın (sultanın) kulu olarak ifade edilmiş. Şâir (âşık), şâh olan sevgiliden kuluna bakıp (onun hâlini görüp) yardım etmesini istiyor. Bu yardımın nasıl olacağı da ikinci mısrada ifade ediliyor. Şâir (âşık), sevilisinden saçlarının kemedini boynuna takmasını istiyor. Zira kullar (köleler), şâhlarının (efendilerinin) kaydı altındadırlar. Zaten ilk mısrada da âşık kendisini kul, sevgilisini şâh olarak ifade etmişti. Dîvân şiirinde çokça kullanılan bir güzellik unsuru olan saç, “perişan, düzensiz, dağınık,  uzun vs. durumlarıyla âşıkın aklını başından alır, esir eder, perişan eder.”(3) Burada şâirin, sevgilinin zülfüne (saçına) bağlanmayı bizzat istediği, bunu sevgiliden bir yardım talebi olarak dile getirdiği görülüyor. İlk beyitteki değerlendirmede de ifade edildiği gibi âşık için sevgilinin cefası onun âşığa olan ilgisini kesmediğinin göstergesi olduğu için âşık onu lütuf bilir, aşk yolunda pişme sürecinin tabiî bir hâli sayar. Yeter ki sevgili onu terkedip, ilgisiz bırakmasın.

Değerlendirme

Ferrruh’un bu gazelinin en belirgin özelliği kafiyesindedir. Şiirin kafiyesini “laka lak lak laka lak”,  “tak taka tak tak taka tak” gibi yansıma sesler, yâhud “bak a bak bak bak a bak”, “yak a yak yak yak a yak” gibi emir cümleleri  oluşturur. Bu da alışılagelmedik ve tek başına bir anlam ifade etmeyen kelimelerin gazele âhengini vermesi demek olur ki “müstesnâ ritimde bir gazel” dememizin sebebi de budur. Şiirde  âşığın çektiği ızdırâbın yansıma seslerle veya yansıma hissini veren emir ifadeleriyle çağrıştırıldığı dikkat çeker.

Şiirdeki duygular, klâsik Türk şiirinin en temel mevzuu olan aşkın ve aşka dair ızdırabın ortaya çıkardığı duygulardır. Âşık gam kazanında kaynar, cefâ çakmağıyla yanar, gam çekici canına tak eder, sevgilinin boynuna kemendini takmasına râzıdır; yeter ki bir kez hâline baksın. Ancak belirtildiği gibi bu şiirin orijinal tarafı, işlediği duygulardan ziyâde bu duyguları ifadede ve yansıtmada kullandığı müstesnâ yöntemdir. Bunu da edebî, estetik, güzel bir tarzda yapmıştır. Hakkında bu şiir dışında bilgi sahibi olmadığım Ferruh’a kalemine sağlık diyor, kendisine Cenâb-ı Rabbü’l-‘âlemîn’den ganî ganî rahmet diliyorum. Bu vesileyle bu güzel şiiri bir kez daha paylaşmak istiyorum:

    GAZEL-İ FERRUH

Bir kezin hâlime ey şeh bak a bak bak bak a bak
Beni cevr odına yeter yak a yak yak yak a yak

Dün ü gün odda durur uş bu cefâ sac ayağı
Kaynadım gam kazanında laka lak lak laka lak

Dil ü cânın kahrın odına tutuşur kav gibi
Bu cefâ çakmağı dostum çak a çak çak a çak

Mihnetinden feleğin bir demir örs oldu yürek
Dokunur gam çekici tak taka tak tak taka tak

Eyle Ferruh kuluna şâhım inâyetle nazar
Boynuma zülf kemendin tak a tak tak tak a tak

(Şiirin alındığı kaynak: İskender Pala, Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi, Ötüken Yayınları, İstanbul 1999, sayfa 290)


Atıflar:

(1) http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.4ffbe7118bcaa0.27442728

(2) http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5003c3d3baa060.41487199

(3) İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Kapı Yayınları, 13. Basım, Aralık 2004, İstanbul, sayfa 384.


* Tam metin olarak yayımladığımız bu yazı, daha önce yine “Lâfistan”da (www.lafistan.com) dört bölüm hâlinde yayımlanmış olup yazı üzerinde ufak düzenlemeler yapılmıştır.

 

Fahri Kaplan

[email protected]

Tags: , ,

Bu Yazı 14th Ağustos 2015 Cuma Saat 14:48 Edebiyat Kategorisine Yazıldı. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Lütfen Yorum Yaz

İsim
E-Posta Adresiniz
Websiteniz
Yorumunuz