Archive for Temmuz, 2015

30
Tem

UFUKLAR

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Yahya Kemal, “Ufuklar” şiirinde:

“Rûh ufuksuz yaşamaz.
Dağlar ufkunda mehâbet,
Ova ufkunda huzûr,
Deniz ufkunda tesellî duyulur.”(1) der.

Dağlar Ufkunda Mehâbet

Dağlar ufku mehîbdir. Dağlar ki arzı ayakta tutar; elbette mehâbet, vakar onlara lâyıktır: “Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?” (Nebe Suresi, 6. ve 7. ayet meali)(2)

Ova Ufkunda Huzûr

Ova, düz zemini ile tevazu’u, sükûnu, huzûru telkîn eder. İster bir tepeden seyredin geniş ovaları, isterseniz bizzat bu düz ve geniş vadinin içinden bakın… Ova havasında rûhunuza işlenen huzuru yudum yudum tadabilirsiniz.

Deniz Ufkunda Tesellî

Yaz vakti sâkin sâkin, salına salına dalgalanan deniz… Kışın sert rüzgârında köpüren, coşan, coştukça çalkalanan deniz… Her hâlinle bize aynasın, her hâlde hâlden anlayansın. Rabbim, öyle bir letâfet, öyle bir tatlılık vermiş ki denize; temâşâsı gönle ilhâmlar açar, meltemleri ile dış dünyamızın yanında iç âlemimize de ferahlık saçar. Denizde bir bakıma neşe ve huzur buudlu bir teselli duyulur; bir yönüyle de coşku, kaynayış ve belki de ızdırâb buudlu bir hâlden anlayış tesellisi:

“Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!
Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz.”(3)

Dost Ufku, Cânân Ufku

Yeryüzünü şenlendirip insana yeni pencereler açan bu ufukların yanında belki çok daha fazla ihtiyaç duyduğumuz dost ufku, cânân ufku vardır ki şâir, şiirinin bir bölümünü bu ufka ayırmıştır. Hem de ne güzel bir “ufuk”un izlerini sürerek:
Mânevî ufku çok engin ulu peygamberler
-Bahsin üstündedirler onlar-lâkin
Hayli mes’ud idiler dünyâda;
Yaşıyorlardı havârîleri, ashabıyle;
Ne ufuklar! Ne güzel rûh imiş onlar! Yarab!” (4)
Dağın, ovanın, denizin, dostun, cânânın, Rabbimin yarattığı bütün güzelliklerin ufku hayatımızdan eksik olmaya. Gözümüz güzel göre, zihnimiz güzel düşüne, gönlümüz güzelliklerle haşr u neşr ola,iç ve dış alemimiz güzellik dola. Âmin, yâ Cemîl!


 

Notlar:
(1) Yahya Kemal, “Ufuklar” şiiri, Kendi Gök Kubbemiz, Yapı Kredi Yay. Kasım 2004 İstanbul, s.63.
(2) Meal şu sayfadan alınmıştır: http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#78:7
(3) Yahya Kemal, “Açık Deniz” şiiri, adı geçen eser, sayfa 16.
(4) Yahya Kemal, “Ufuklar” şiiri, a.g.e. sayfa 63.

***

Deniz Ufkuna “Hâşimâne” Zeyl

Ahmet Hâşim, gurûb vaktinin hüznünü ve “Göl Saatleri”ni şiirlerinde güzel bir duyuşla işler. Hâşim, şiirlerinde daha ziyade gölleri temâşâ etse de gurub vakti deniz kenarında olduğumda çoğu kez Haşimâne duyuşlarla yeni ilhamların kapısının açıldığını hissederim. Sözü şiire bırakma vakti:

HÂŞİMÂNE DUYUŞLAR -1 
          -Yaz-
Turuncu ufuklar, kızıl nâlân kamışlar
Yâkut renkli âbın üstünde yüzen kuşlar
Her akşam vakti ilhâm ediyor rûha
Derin tahayyüller, Hâşimâne duyuşlar

HAŞİMÂNE DUYUŞLAR – 2
          -Kış-
Rüzgârı görmesin hemen azar dalgalar
Çetin kayalara çarpar haşîn vuruşlar
Yine “ufk-ı zulmet”, yine “bahr-i pür-hurûş”
“Yine akşam”, yine Hâşimâne duyuşlar

Not: “Hâşimâne Duyuşlar” başlığını taşıyan her iki şiir de Fahri Kaplan’a aittir.

Lûgatçe

mehabet: heybet; mehîb: heybetli, vakûr: ciddî, zeyl: ek; temâşâ: seyr, izleme; ufk-ı zulmet: karanlık ufuk, bahr-i pür-hurûş: coşku dolu deniz, âb: su, nâlân: inleyen; tahayyül: hayal etme

Fahri Kaplan

[email protected]


Yazının ilk yayım yeri: “Biga Doğuş BİGA” gazetesi, Mayıs 2014.

29
Tem

“Hoş Sadâ” İster isen “Berü Gel”

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Bir söz sultanının sevgiliye yalvarışını dile getiren zarif bir beyt… Bâkî’ye âit ve şöyle:

Nâz ile ‘âşıka kılmazsın dâd
Hey elâ gözlüm elüñden feryâd

Şâir der ki: “Naz ederek aşığa yardımda bulunmazsın. Hey, elâ gözlüm, elinden feryâd!…”

Sevgilinin naz edişi, âşığa yardım edişine engel olmakta ve zavallı muzdarib âşık da bu acıyla feryâd etmekte…
Şâir de bunu basit görünen ama ustaca bir üslûpla ifade etmekte.
Zaten şiirin son beytinde aşk fenninde üstâd olduğunu, bu yüzden de onun şiirine benzer şiir olmayacağını belirtmekte:

Şi’r-i Bâkîye nazîr olmaz hiç
Fenn-i ‘aşk içre olupdur üstâd

Bilemedim ki ne diyelim! En iyisi sözü yine şâire bırakalım.

Bu ‘arsada Bâkî nice üstâda yitişdi
‘Âlemde bu gün aña bir üstâd yitişmez

Varsa yetişen berü gelsün:

Gitdi hecr irdi dem-i vasl u telâkî berü gel
Olalum bezm-i mahabbetde mülâkî berü gel

Umaruz himmet-i merdân-ı tarîkat yitişe
Nâ-gehân bir gün efendüm diye Bâkî berü gel

Hoş geliyor, safâ veriyor şâir, sözün!

‘Aşk ehline şol câmı sunar sâki-i la’lüñ
Kim ‘akla cilâ kalbe safâ rûha gıdâdur

Gördün ya ben pek az kelâm ettim, yazıya lezzet ve revnâk veren hep senin beyitlerin oldu. Hoş sadâ gökkubbede işte böyle yankılanıyor:

Âvâzeyi bu ‘âleme Dâvûd gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş

 


Beyitlerin alındığı kaynak: Bâkî Dîvânı, Hazırlayan Dr. Sabahattin KÜÇÜK, Kültür Bakanlığı e-kitap

Bâkî Dîvânı’nın Kültür Bakanlığı sitesinde ücretsiz yayımlanan e-kitabına ulaşmak için link: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR,78361/baki-divani.html

Sitede pek çok divan, mesnevî ve tazkireye de e-kitap hâlinde ücretsiz ulaşabilirsiniz. Bu hizmeti sağlayanlara teşekkür ediyorum.

 

Fahri Kaplan

Tags: ,

23
Tem

Yaz, Yazmak, Nûra Gark Olmak

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Yazın orta deminde, temmuzun 23’ünde, yani milâdî takvime göre benim doğumumun tam otuzuncu senesinde, bir akşam üstü vaktinde… İşte o dem, bu demdir. Yazılası demdir bu dem. Memleketimde, izindeyimdir şimdi. Bu demlerde yazmak hem çok gelir içimden hem de kalemim (kalem derken klavye tabii ki) bir şeyler çiziktirme hususunda pek nazlanır. Sanki yazarlık da yazlanır, şöyle bir tatil yapmak ister. İyi de tatil gibi yazmak olmaz mı; yazarken yazmanın, üretmenin, paylaşmanın tadına varmak… Bunun hazzı bir tatile pek de iyi gelmez mi? Gelir dedim, yazayım dedim, hem nicedir yazmamıştım dedim, ortaya bu satırlar çıktı. Bir karalamamda şöyle bir cümle kullanmıştım -ki yine o cümleyi kullanmak istiyorum- : Yazmak üzerine yazmak da yazmaktır vesselâm.

Yazın güneşinin yanında ılık rüzgârı, temiz havası, deniz kıyısındaysanız meltemi, yakamozu sizle olsun efendim. Daha da önemlisi sağlık, huzur, mutluluk sizle, bütün insanlarla olsun. Ülkemizde de dünyamızda da sıkıntılara bu güzellikler sed çeksin, her yer güzelliğe gark olsun.

Gark olmak deyince… Bazı kelimeler hemen bazı sözleri anımsatabiliyor, hele hatırınızda bir miktar şiir varsa, bu böyledir. “Gark olmak” ifadesinin bana çağrıştırdığı beyit de Yahya Kemal’e ait ve şöyle:

Gök nûra gark olur nice yüz bin minâreden
Şehbâl açınca rûh-ı revân-ı Muhammedî  (Sallallhu aleyhi ve sellem)

Okunan ezanla  Hz. Peygamber’in  (Sallallhu aleyhi ve sellem) elçilik ettiği ilâhî davetin gökyüzünde kanat açıp pervaz edişi ve bu yükselişle gökyüzünün nûra gark oluşu… Şâir, ne hoş bir tablo sunar. Göze değil, rûha hitâb eden bir tablo!

Bu beyti yazmak hesapta yoktu. Ama ne güzel de pervâz edip şeref verdi yazının içine. Nûrlandırdı, sürûrlandırdı…

Fahri Kaplan

 

12
Tem

BOSNA’YI UNUTMA UNUTTURMA…..!

   Yazar: Okan Taştepe    Kategori Genel Güncel

11707500_1100946793253395_9210042703617536578_nS

FAZLA  SÖZE GEREK  YOK  HERHALDE   GÖNÜLDAŞLAR…………!

9
Tem

BOSNA’NIN 600 YILLIK ALPERENLER TEKKESİ

   Yazar: Okan Taştepe    Kategori Genel Güncel

11411847_847512475316955_9135327665574876892_o

BOSNA HERSEK’İN   HERSEK-NERETVA   KANTONUNDA   MOSTAR KENTİNİN GÜNEYDOĞUSUNDA BULUNAN

BLAGAY  İSİMLİ  BİR KASABANIN YAKININDADIR.BLAGAY   ALPERENLER    TEKKESİ   YAKLAŞIK   600 YIL   ÖNCE

ANADOLUDAN   BÖLGEYE  GELEN  DERVİŞLER   TARAFINDAN   BUNA  NEHRİNİN   KAYNAĞINA  KURULMUŞTUR.

YÜZYILLAR  BOYUNCA  BÖLGE  İNSANINA  HİZMET  VERMİŞTİR.

ESKİ YUGOSLAVYA  DÖNEMİNDE  KAPATILAN  TEKKE , BOSNA  HERSEK’İN BAĞIMSIZLIĞINDAN   SONRA

YENİDEN  TÜRKİYE  TARAFINDAN  RESTORE EDİLEREK  HİZMETE  AÇILMIŞTIR.TEKKEDE  AYRICA  SARI  SALTUK

HAZRETLERİNİN  TÜRBESİ  DE   BULUNDUĞU   RİVAYET   EDİLMEKTEDİR.

HER YIL   TÜRKİYE   BAŞTA  OLMAK  ÜZERE  DÜNYANIN  FARKLI  YERLERİNDEN  200 BİN  KİŞİ  TARAFINDAN

ZİYARET EDİLEN  TEKKE, ÜLKEDE GÖRÜLMESİ  GEREKEN  EN  ÖNEMLİ  YERLERDEN  BİRİ  KONUMUNDADIR.

11221431_847512478650288_4813864142888209468_o