Archive for Haziran, 2015

       Osmanlı padişahlarının onuncusu, Devlet-i Âlî’nin ihtişamlı devrinin hükümdârı Kânûnî Sultan Süleyman Han -aleyhi’r-rahmeti ve’l-gufran- pek bilinen bir şiirinde şöyle der:

“Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”

        Bugünün lisânıyla şöyle demek olur: “Halk içinde devlet gibi itibarlı bir nesne yok. (Halbuki) cihanda bir nefes sıhhat gibi devlet olmaz.” Devlet kelimesi bugün daha ziyade kullandığımız ülkede düzen ve yönetimi sağlayan yapı olduğu gibi “baht, saadet, mutluluk” mânâlarına da gelir. Dolayısıyla cihan develtinin başındaki padişah: “Dünyada bir nefes sıhhat gibi mutluluk da olmaz, devlet de” demektedir. Her bakımdan hikmetli ve mânidâr olan bu sözün bir padişah tarafından söylenmiş olması onu daha da mânâ yüklü hâle getiriyor.

          Devrinde ihtişamıyla göz dolduran, pek çok yer fetheden Kânûnî Sultan Süleyman Han’ın şu sözü söylediği rivayet edilir: “Bunca yıllık saltanatımda iki şeyle övünürüm. Biri Sinan gibi bir mi’mâra sahip olmak, diğeri de Bâkî gibi bir şâiri bulup çıkartmaklığımdır.” Dikkat buyurunuz, padişah, onca yer fethetmekle, ülkenin sınırlarını genişletmek, refah seviyesini yükseltmekle, “her yaneden ayağına altun akup gelmesiyle”* değil, kendi döneminde eser veren Sinan gibi bir mimar, Bâkî gibi bir şairle övünüyor. Bugün o fethedilen yerlerin pek çoğu elimizden çıkmış olsa da Sinan’ın mimarlığını yaptığı Süleymaniye, Selimiye camileri ve pek çok yapılar; Bâkî’nin mısraları bize o dönemin “kubbede bıraktığı hoş sadâyı”** duyuruyor da ecdâdı hayırla yâd ettiriyorsa Kanûnî’nin bu sözü söylemekle ne kadar firasetli davrandığı daha iyi ortaya çıkmış oluyor.

          Kanûnî Sultan Süleyman Han’ın yukarıda ilk beytini (matla beyti) verdiğimiz şiiri beş beyitten oluşuyor. Bâkî, bu şiirin her beytinin başına vezne ve kafiyeye uygun üç mısra ekleyerek şiiri tahmis etmiştir. “Beşleme” de diyebileceğimiz “tahmis”, divan şiirinde bir türdür ve bir şairin başka bir şairin bir gazelinin her beytine yukarıda bahsettiğimiz şekilde ekleme yapmasıyla yazılır. İşte şairler sultanı  Bâkî de, Sultan’ın şiirini, yukarıda ilk beyti verilen şiiri, tahmis eylemiştir. Dilerseniz şiirin ilk bendini, Bâkî’nin tahmisiyle okuyalım:

“Câme-i sıhhat Hudâ’dan halka bir hıl’at gibi
Bir libâs-ı fâhir olmaz cisme ol kisvet gibi
Var iken baht u saadet, kuvvet u kudret gibi
Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”

        “Sıhhat gömleği Allah’tan halka (lutfedilmiş) bir kaftan gibidir. (Dolayısıyla) Cisim (beden) için  o giysi gibi övünülecek bir elbise olmaz. Baht ve saadet, kuvvet ve kudret gibi şeyler var iken halk arasında devlet gibi itibarlı bir nesne yok. (Halbuki) cihanda bir nefes sıhhat gibi devlet olmaz.”

        Bir de üçüncü bendi okuyalım (yine ilk üç mısra Bâkî’ye son iki mısra Kanûnî Sultan Süleyman’a ait.)   :

“Tâat-i Hak mûnis-i bezm-i bekâdur âkıbet
Sıhhat-i cân u beden senden cüdâdur âkıbet
Bâd-ı sarsardur fenâ ‘âlem hebâdur âkıbet
Ko bu ayş u işreti çünkim fenâdur âkıbet
Yâr-i bâkî ister isen olmaya taat gibi”

      “Hakk’a ibâdet, ebediyet meclisinde can dostudur. Canın ve bedenin sıhhati sonunda senden ayrılacaktır. Fânîlik şiddetli bir rüzgâr olup âlem eninde sonunda hebâ olacaktır. Bu yiyip ve içmeyi bırak çünki akıbet fenâdır/fâniliktir. Ebedî Yar ister isen ibadet gibi (seni O’na ulaştıracak) olmaz.”

          Allah, Kanunî Sultan Süleyman Han’a ve şairler sultanı Bâkî Efendi’ye rahmet eylesin.


         Ek bilgi: Bu yazı, Biga Doğuş Zirve Gazetesi yazılarındandır. “OLMAYA DEVLET CİHANDA BİR NEFES SIHHAT GİBİ” başlığıya, Şubat 2014.


* Bâkî’nin “hazan gazeli” olarak bilinen şiirinin bir beyti şöyledir: “Her yanadan ayağına altun akıp gelür/ Eşcâr-ı bağ himmet umar cûybârdan”
** Bugün atasözü gibi kullanılan “Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” mısraı da şâir Bâkî’ye aittir.
Kaynaklar:
-Bâkî Divânı, Tenkitli Basım, Hazırlayan: Dr. Sabahattin KÜÇÜK, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2011.
-Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, Prof. Dr. İsmail Parlatır, Yargı Yayınevi, 3. Baskı, Ankara 2011.
                                                                                                                                                       Fahri KAPLAN

Tags: , , , ,

6
Haz

Ada Düşleri

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

Düş paragrafı:  Bir güneşli ada ve şarkılar… Her şey bıraktığımız gibi. Adaya yaz, hızlı adımlarla gelir. Sanki hoş bir rüzgârdır, lâkin hemen geçip giden bir rüzgâr sanmayın. Havaya nüfûz ede ede, insanın içine sine sine esen ılık ve tatlı bir rüzgâr… 

Aslında hayâllerdir; o adayı zenginleştirir. Adadır her şeyden önce. Dört tarafı denizdir. Sanki bağımsız bir kara parçasıdır. O yüzden rahatlığı, hürlüğü, âsûdeliği anımsatır. Anımsatmakla da kalmaz, çoğu kez içten içe bu duyguları işletir. Bu ne kadar böyledir bilmem. Çünkü bir kaç gün dışında bir ada mâceram da yoktur. Ama Hâşim’in “O Belde”sine benzer belki de “o ada” vardır. Hem içinde belki Sezen Aksu’nun kırlangıcı bile vardır:

“O sahil, o ev, o ada
O kırlangıç da mı küs bana.” (Sezen Aksu)

Ada vardır, şarkılar vardır. Yazılmış, yazılmamış şiirler… Meltem, yakamoz, deniz, mavi, sarı… Güzel düşler, sıcak yazlar, serin kışlar vardır. İkisi aynı üç harf vardır: Ada!

Diğer yerlerdeki gibi göçmen kuşlar vardır. Onlar hava yolunu kullandıklarından bu adaya pek rahat ulaşırlar. Ne dalgalarla uğraşırlar, ne suyun akışına uyarlar. Onlara yolculuk boyunca eşlik eden mavi, gök mavisidir.

Sâhil boyunca eşlik eden meltem vardır. Ve adada insana ferahlık veren nice dem… Rüzgâr olsa bile dalganın köpüre köpüre foşur foşur edişi… Tatlı havada ise ses, şırıl şırıla döner. Bu mavi, denizin mavisi, bu sarı kumun sarısıdır.

Adada şiirler, şarkılar, yankılar, belkiler, çünküler, sankiler, hayâller, melâller, hürriyet, sükûnet, huzûr, sürûr, gök, deniz, sarı, mavi, âzâdelik, âsûdelik, leylek, kırlangıç, güzelliklere başlangıç… Ne çok şey vardır bilseniz, düşleseniz ne çok tat vardır.

 

Fahri Kaplan

Tags: ,