10
Şub

Kış Nağmeleri ve Kar Mûsıkîleri

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

           Kış geldi.  Ayrı bir nimet, ayrı bir bereket! (Allah, kimseyi bu kışta açıkta bırakmasın demeyi de unutmadan…) Kış deyince yağmur gelir akla ve tabii kar gelir. Kar, beyaz örtüsünü çekince yeryüzüne, sokaklara tenhâlıkla birlikte çocuklar gelir. Kartopu gelir, kardan adam gelir… Ve soğuk kış gecelerinde sokaklara kömür kokusu buram buram gelir.

            Karın en göze çarpan yönü beyazlığıdır belki ama Cenap Şahabeddin ve Yahya Kemal’in “kar”lı şiirlerinin başlıklarında “kar”ın müzikalitesi öne çıkar. Cenab’ın şiiri “Elhan-ı Şita” (Kış Nağmeleri), Yahya Kemal’inki ise “Kar Mûsıkîleri” adını taşır. Cenab’ın şiirinde kış/kar kainattaki âhengin bu mevsimdeki tezahürü yönüyle işlenir. Şair, şiirde karın âhengini müzikal bir sesle vermek ister. Kar, bu şiirde “eşini gaib eylen bir kuş gibi” geçen ilkbahar günlerini aramaktadır:

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyâm-ı nev-bahârı arar.

             Yahya Kemal’in “Kar Musıkîleri”nde ise insanî duyarlılık ve gurbet, daüssıla gibi duygular  öne çıkar. Şâir bu şiiri Varşova’da elçilik görevinde bulunduğu 1927 senesinde yazmıştır. Şair, şiirde çizdiği manzarayla yaşadığı gurbeti ve daüssıla arzusunu dile getirir. Kar, bu Orta Avrupa şehrinde sanki hiç bitmeyecek gibi yağmaktadır:

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.  

Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.

            Varşova’da yağan bu kar, mekâna paralel olarak şairde bir manastır ayini ve İslav kederi hissi uyandırmaktadır. Farkına vardığı bu his, Yahya Kemal gibi bir İstanbul âşığının ve Türk-İslâm medeniyeti şairinin ruhunu cezbetmemektedir. Şair bunu:

Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden” mısraıyla ifade eder.

           Ve Yahya Kemal, bu dakikadan sonra eski plakta Tanburi Cemil Bey’i dinleyerek bu şehirden, bu devirden çok uzaklara gider, Müslüman Türk medeniyetinin kalbi olan İstanbul’un en özlü sesiyle adeta bütün bir geceyi Körfez’de geçirir:

Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,

Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.

Birdenbire mes’ûdum işitmek hevesiyle

Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle.

 Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,

 Uykumda bütün bir gece Körfez’deyim artık!

         Yahya Kemal’in zihninin şehirden (Varşova’dan) uzakta olmasının yanında devirden de uzakta olmasını ifade edişi dikkat çekicidir. Zira modern devir, klâsik dönemin muhteşem sesinin ve bütünlüğünün yerine bütünü parça parça ederken bir zevk çözülmesi yaşamış, çoğu kez de farklı fanteziler uğruna hakikat planında kendini zevksizliğe mahkûm etmiştir. Bu ise Yahya Kemal gibi bir medeniyet şairinin; mısraa ve dolayısıyla sanata haysiyeti gözüyle bakan bir sanatkârın gönlünde ma’kes bulacak bir zaman, bir devir değildir. O yüzden Tanburi Cemil Bey ile Klâsik Türk Mûsıkîsinin “bir altın anahtarla ruh ufuklarını açan” iklimine yani “Kendi Gökkubbemiz”e dönecektir. Rûhu şâd olsun!

           Hâmiş: Bu yazı, ilk olarak Ocak 2013’te Biga Doğuş Zirve Gazetesi’nde yayımlanmıştır. 

                                       Fahri KAPLAN

Tags: , , , , ,

Bu Yazı 10th Şubat 2015 Salı Saat 17:16 Edebiyat Kategorisine Yazıldı. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Lütfen Yorum Yaz

İsim
E-Posta Adresiniz
Websiteniz
Yorumunuz