Archive for Temmuz, 2014

Onuncu (hicrî) asır (milâdî onaltıncı asır)…  Osmanlı klasik şiirinin zirve asrı… Zirve asırda zirve şair: Mahmud Abdülbâkî Efendi, yani Bâkî…

Fetihten sonra İstanbul’un şiir ufkuna baktığımızda Ahmed Paşa’yı görürüz, sonrasında Necâtî Beg’i. Ve elbette pîr şâir Zâtî’yi. Hayâlî Bey ve Taşlıcalı Yahya Bey’i. Sonra, sonra bu kadar üstâdı gölgede bırakan bir şairi:

Bu arsada Bâkî nice üstâda yitişdi

Âlemde bugün ana bir üstâd yitişmez

Öyle bir üstâd ki üç asır boyunca bir medeniyet rüyasının yolunda ilerleyen gazel tarzının kemâl noktasında tecelli ettiği şiirleri kaleme almış şairler sultanı:

Meddah olalı çeşm-i gazâlânına Bâkî
Öğrendi gazel tarzını Rûmun şuarâsı

   (Ey sevgili!) Bakî senin ceylan gözlerinin övücüsü olalı beri Osmanlı ülkesinin şairleri gazel tarzını öğrendiler.

Böyle bir şairin şiirine elbet şiirden haz alan şiir erbâbı, saflık peşindeki safâ ehli teveccüh edecektir, bunda şaşılacak bir hâl olmaz:

N’ola meyl itseler eş’ârına erbâb-ı safâ

Bâkıyâ şiir değildir bu bir akar sudur

Bir akarsudur ki Bâkî’nin şiiri, asırlardır şiir deryasının dalgıçlarına birbirinden güzel sadefler sunmada, inciler mercanlar buldurmada. Böyle bir şiir cevheri pek az şaire nasib olur:

Çog olmaz bu tarza gazel Bâkıyâ

Güzel söz güherdür güher az olur

Aziz üstâd, güzel şâir, tab’ı mevzûn, sözü şirîn, edâsı hûb şairler sultanı… Rabbim ruhuna rahmet eylesin. Bezm-i ezelde mülâkî olma recası ile…

_______
Beyitlerin alındığı kaynak: Bâkî Divânı, Tenkitli Basım, Hazırlayan Dr. Sabahattin Küçük,Türk Dil Kurumu Yayınları

 

Fahri Kaplan

Tags: , , ,