Archive for Temmuz, 2012

4.Mihnetinden feleğin bir demir örs oldu yürek
Dokunur gam çekici tak taka tak tak taka tak

Mânâ: “Yürek, feleğin mihnetinden bir demir örs oldu. Gam çekici (o örse) “tak taka tak tak taka tak” (sesleri ile) dokunur.

Örs, TDK’nın internet sitesinde: “Biçimleri yapılacak işe göre değişen, üzerinde maden dövülen, çelik yüzeyli, demir araç”(2) olarak tanımlanıyor. Şair, yüreğini bir demir örse, çektiği sıkıntıları da yürek örsünü döven bir çekice benzetmiş; bu çekici de gam çekici olarak adlandırmış. Bu gam çekici yürek örsüne vururken de “tak taka tak tak taka tak” şeklinde sesler çıkarmakta ki bununla demiri döven çekiç sesi bize verildiği gibi “canına tak etmek” deyimi de çağrıştırılmakta. Böylece hem şiirin redifindeki âhenk devam ettirilmiş ve hem ilk anlam hem de çağrışım ustaca kurgulanmış görünüyor.

5.Eyle Ferruh kuluna şâhım inâyetle nazar
Boynuma zülf kemendin tak a tak tak tak a tak

Mânâ: Ey şâhım [sevgilim]! Ferruh kuluna yardımınla nazar eyle ve boynuma saçının kemendini tak a tak tak tak a tak!

Sevgili şâh, âşık da şâhın (sultanın) kulu olarak ifade edilmiş. Şâir (âşık), şâh olan sevgiliden kuluna bakıp (onun hâlini görüp) yardım etmesini istiyor. Bu yardımın nasıl olacağı da ikinci mısrada ifade ediliyor. Şâir (âşık), sevilisinden saçlarının kemedini boynuna takmasını istiyor. Zira kullar (köleler), şâhlarının (efendilerinin) kaydı altındadırlar. Zaten ilk mısrada da âşık kendisini kul, sevgilisini şâh olarak ifade etmişti. Dîvân şiirinde çokça kullanılan bir güzellik unsuru olan saç, “perişan, düzensiz, dağınık,  uzun vs. durumlarıyla âşıkın aklını başından alır, esir eder, perişan eder.”(3) Burada şâirin, sevgilinin zülfüne (saçına) bağlanmayı bizzat istediği, bunu sevgiliden bir yardım talebi olarak dile getirdiği görülüyor. İlk beyitteki değerlendirmede de ifade edildiği gibi âşık için sevgilinin cefası onun âşığa olan ilgisini kesmediğinin göstergesi olduğu için âşık onu lütuf bilir, aşk yolunda pişme sürecinin tabiî bir hâli sayar. Yeter ki sevgili onu terkedip, ilgisiz bırakmasın.

_______________________________

(2) http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5003c3d3baa060.41487199

(3) İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Kapı Yayınları, 13. Basım, Aralık 2004, İstanbul, sayfa 384.

 (“Beyitlerle ilgili değerlendirmenin ardından şiirle ilgili genel değerlendirmeye inşaallah bir başka yazıda geçme ümidiyle” diyelim.)

Müellifi: Fahri Kaplan

2.Dün ü gün odda durur uş bu cefâ sac ayağı
Kaynadım gam kazanında laka lak lak laka lak

Mânâ: “Bu cefâ sac ayağı gece gündüz ateşte durur. (Böylece ben) Gam kazanında laka lak lak laka lak (sesleriyle) kaynadım.”

Cefâ, gam kazanını ayakta tutan bir sac ayağı olarak görülmekte. Âşık (şâir), bu gam kazanında laka lak lak laka lak kaynamakta. Bu mısralar bir bakıma âşığın aşk yolunda çekilen sıkıntılarla pişme macerasının bir ifadesi olarak da görülebilir. Kaynamanın ifade edilişi de suyun fokurdamasından mülhem ritmik seslerle yapılmış: laka lak lak laka lak! Böylece şiirin umumî âhengine de uyum sağlanmış, ritmin devamı tesis edilmiş oluyor.

3. Dil ü cânın kahrın odına tutuşur kav gibi
Bu cefâ çakmağı dostum çak a çak çak a çak

Mânâ: (Ey) Dostum! Bu cefâ çakmağı Gönül ve canın kahrının ateşine kav gibi çak a çak çak a çak tutuşur. 

Cefâ bu kez de yakıcılığı yönüyle çakmağa benzetilmiş. Kav kelimesinin anlamı ise Türk Dil Kurumu’nun internet sitesinde şu şekilde veriliyor(1): “Ağaçların gövdesinde veya dallarında yetişen bir tür mantardan elde edilen ve çabuk tutuşan, süngerimsi madde.”  Kavın kolayca tutuşan yapısı ile âşığın hassasiyet kazanmış yapısı arasında paralellik düşünmek mümkün görünüyor. Çakmak kelimesi adı üstünde “çak” sesi ve “çak-” fiili ile özdeşleşmiş bir kelime. Gazelin rediflerindeki ritmik seslerin de bu beyitte bu ses üzerinden gitmesi beyitteki manâ ve ses kaynaşmasını ikmâl eden bir hususiyet arz ediyor.

____________________________

(1) http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.4ffbe7118bcaa0.27442728

 

(başka bir yazıda devam etme ümidiyle…)                           Müellifi: Fahri Kaplan