28
Kas

VE YOLLAR BÖYLE BİRŞEY İŞTE

   Yazar: Mevlüt Karakaplan   Kategori: Edebiyat, Genel Güncel

       Hayat bazı bazı vuruyor suratımıza görmek istemediğimiz görülmesi gerekenleri. Siyasi görüşler, ideolojiler, dünya görüşleri, vs… aramıza ne kadar da çok mesafe koymuşuz meğer! Meğer biz bizi bulmaya çalıştıkça uzaklaşmışız bizden, atmışız bir kenara ne varsa kendimizden. Hayatın etrafımızda döndüğünü düşünüyorken, hayat geriye bıraktıklarımızın etrafında dönüyor; hayatı kendimizin kendiliğine ulaşmış, kendimizden kopardıklarımız döndürüyor. Her zaman olduğu gibi yine aynı gaflete düştük; hayatın anlamını aramaya çıktığımız bu yolculukta uzaklara gitmemiz beyhudeymiş, anlam hayatımızın hemen yanı başındaymış meğer. Anlam basit gördüğümüz hayatların umut yüklü bekleyişlerindeymiş. O küçücük tek odalı evlerinde, daracık çadırlarındaymış…

         Endişe ve stres dolu çıktığım bir yolcuktayım. Özümün ait olduğu özlem hülyalarının pembe olmaktan çok uzak bilakis kıpkırmızı bir gerçeklikle tüm ruhumu sardığı bir yolculukta. Yollar böyle bir şey işte. Ve eğer kaybolursak bir gün yapılması gereken en güzel şey; tüm çılgınlığıyla bilmezliğe doğru yönünü çevirmiş, delidolu ve girdikten sonra çıkması mümkün olmayan bir yola girmek. Ya bizi kaybedecek; ya da bizi bize götürecek. Ya kendimizi bulacağımız, ya da kendimizden geçeceğimiz bu yollarda. Yol; o kadar duygusuz, o kadar taş kalpli ki: bunca kahrıma rağmen hiç tereddüt etmedi ve ilerledikçe ilerledi. O kadar sivri dilli, o kadar patavatsız ki; aniden çıkarıverdi karşıma beni çıkmazlara sürükleyecek olan gerçekleri. Çocukluğumu, küçüklüğümü, önümü kestiğinden dolayı kendisinden öte başka bir hayalim olmayan dağları ve daha nice küçüklüğümün büyük küçüklerini, haykırmaktan hiç çekinmeden, utanmadan çarptı yüzüme.

                 Büyüdükçe hayaller de küçülüyormuş meğer. Her şey düşlerle başlıyor ama hüsranlarla devam ediyormuş meğer. Meğer hazan en çok hüzne değil; insana yakışıyormuş ve en çok ümitlerin seyrekleştiği yerde seyir ediyormuş. Yollar o kadar alışık ki kendisinden bir şey istenmeye; artık duyarlılıklarını yitirmişler yollar. Her isteyene tamam diyip geçmeye… Beklentilerini yollardan ümit eden benim gibi umut fakirlerinin hüsran tarlası yollar. Bazen hazin hazin söylenen bir türkünün yanık dizelerinde, bazen acı acı feryat eden bir bebenin annesinden işittiği şefkat kokan ninnilerinde ve bazen de buram buram hasret kokan bir sevgilinin umut dolu gözlerinde başlar yollar. Buna mukabil bazen de tam bu noktalarda son bulur. Bazen bir otobüs biletinin arka yüzünde, bazen bir telefonun karşı avizesinde ve bazen de bir evladın serzenişlerinde başlar yollar. Ve yine bazen de tam bu başlangıçlarda tükenir yollar. Çoğu zaman bir çizgi gibi net bir başlangıcı olsa da, ne başı bellidir ne de sonu. Bazen tam bir muammadır yollar. Ve bazen gurbetin diğer adıdır yollar.

              Yollar; en çok da yalnızlara yoldaşlık yaparlar. Bazen hem bir izdir, bazen de bir arkadaştır yollar. Kimine göre ‘ince, uzun ’, kimine göre ‘ömürden daha uzun’. Ama bana göre hem ince, hem uzun, hem de ömürden daha uzun. Bazen de göz kapayıp açmaktan daha kısa daha yakın. Görmek istediklerimizle aramızda ince bir kıl olur. Yürünmeyecek kadar ince ve uzun. Görmek istemediklerimizle; ölümlerle, ayrılıklarla ise aramızda bir şimşek olur. Çakıp söner; bir ayağımız uzaklardadır, bir ayağımız da acılarımızın yanı başında. İşte bu kadar çok şeydir yollar.

           İşte hayat denen bu çizgi, yolların bir parçası, birgölgesi. Belki de yolların ta kendisi. Yürüyoruz, yürüyoruz… Ama ne yol bitiyor ne gidilecek yer çıkıyor karşımıza. Bazen patikalarda, bazen geniş otobanlarda, bazen dağ sırtlarında, bazen dik yokuşlarda, bazen sarp inişlerde ilerlemek , ilerlemek… Senin gibi, benim gibi, çiçek gibi, çocuk gibi sonunu göremediğimiz ama sonunu hissettiğimiz bu yol da bitiyor işte. Zaman bir yol, hayat bir yol, gençlik bir yol, düşüncelerin bile bir yolun bir parçası olduğu; hatta o da hayat gibi yolların kendisi olduğu bu dipsiz kuyular, bu keskin kılıçlar, bu zor imtihanlar bitiyor işe. Ve hepsi yanyana geliyor yavaş yavaş. Ve hepsi birleşiyor yavaş yavaş. Ve hepsi bir yere ; ‘O’na çıkıyor. ‘O’na giden yollarda sürünerek gitsek de, yerlerde gitsek de, çarparak gitsek de ‘O’ na gitmek, ve yolların en büyük hasleti; ‘O’na götürmek bizi…

     Mevlüt KARAKAPLAN

Tags: , , , ,

Bu Yazı 28th Kasım 2009 Cumartesi Saat 20:38 Edebiyat, Genel Güncel Kategorisine Yazıldı. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

2 comments so far

 1 

Öncelikle başlığa değinmek istiyorum: Tam beklediğim tarzda bir Mevlüt Karakaplan başlığı. Düşünce ummanının derin girdaplarında seyrederken dilin bağlanması neticesinde tıpkı Orhan Veli’deki “Anlatamıyorum” hâli… Bir gün kalbinizin dilini çözüp anlatacaksınız, biliyorum.
Yazıya gelince… Yolculuklar insanın kendi ruhuyla başbaşa kaldığı, hayata bakışını tazelediği eşsiz zamanlardır. Yolculuklar, insana daha önce haberi olmadığı şeyleri fısıldar, ilham eder. Yeter ki yolla arkadaş olabilelim. Siz bunu başarmışsınız ve ortaya bu güzel yazı çıkmış. Yolun size ilham ettiklerine ve bu ilhamı söze dönüştüren kaleminize sağlık!

Aralık 4th, 2009 at 04:15
mevlüt karakaplan
 2 

teşşekürler

Aralık 4th, 2009 at 16:38

Lütfen Yorum Yaz

İsim
E-Posta Adresiniz
Websiteniz
Yorumunuz