Bosna Hersek millî maçından sonra hangimiz kahrolmadık ki? Fahri Kaplan, geçen hafta Lâfistan’da “Seneler Dörder Dörder Geçerken” başlığıyla bu kahroluşu yazdı. Bu yazı, Dünya Kupası treninin neredeyse kaçması karşısında milletçe hissettiklerimizin tercümanıydı sanki. Bu yazıya dikkate değer bir yorum Uğur Dinç’ten geldi. Katıldığım ve katılmadığım yönleri olan bu yorum, üzerinde düşünmeye değer sorular içeriyor. Ben bu yazıda bu soruları kendimce cevaplamaya çalışacak, Uğur Bey ile birleştiğim ve ayrıştığım yönlere temas edeceğim.

   Öncelikle Uğur Bey’in  yorumu hatırlayalım:

   “İmdi, öncelikle ben futboldan ümidimi kesmiş bulunuyorum.İkinci olarak, biz o kadar sportmen millet miyiz ki, spora yatırımımız ne kadar ki büyük şeyler umuyoruz?

Üçüncüsünü de yazayım hadi, sanki bizde sporculuğun –çoğu diğer iş gibi– nasıl işlediğini bilmiyor muyuz? Yani torpille, adam kayırmayla, hiyerarşik yapıda üst seviyede olanların yetenekli gençleri ya şahsî hasedler ya da sevdiğini kayırma nedeniyle alaşağı etmesiyle.

Bu altyapısal sorunları halletmeden sporumuzdan, futbolumuzdan büyük şeyler ummayalım bence.

Bütün bu kazmalıklarımıza, toplum-çaplı ahlâkî zaaflarımıza rağmen bu kadar başarımız bile fenâ değil hani bence. Bence Allah bize güzel kabiliyetler vermiş, genlerini taşıdığımız eski atalarımızın başarıları da ortada zaten; ama biz ahlâkî zaaflarımız ve de insan bedeninin eğitimini ihmalimiz yüzünden yalpalayıp duruyoruz. Önce ahlâk, önce ahlâk ve sonra bilinç.

Saygılar, selâmetler.”

***

    Öncelikle yorumuyla bize farklı perspektifler sunduğu için Uğur Bey’e teşekkür ediyorum. Benim bu görüşlerle ilgili kendi düşüncelerime gelince:

1. Futboldan ümidi kesecek bir durum yoktur. Ümidi kesmek bize yakışmaz. 

2. Evet, biz sportmen milletiz. Tarihin eski dönemlerinden beri çevik, atılgan bir millet olduğumuz su götürmez bir gerçektir. Spora, özellikle futbola yatırımımız da azımsanmayacak kadar büyüktür. Bugün Turkcell Süper Lig, Avrupa’nın en pahalı 6. ligi. Karşılığını alabiliyor muyuz?

3. Hiyerarşik yapı ile ilgili görüşlerinizde doğruluk payı maalesef yüksek. Ama bu durum, ülkenin normalleşmesi ve şeffaflaşması ile ilgili bir durum. Türkiye içinden geçtiği kritik süreci başarıyla tamamladığı takdirde her alanda olduğu gibi sporda da bu tür sorunlar asgarîye inecektir.

4. Türk futbolunun en büyük sorunu altyapı ve sistemesizlik sorunu maalesef. Çok yetenekli oyuncularımız var, ama bunlardan tam verim alamıyoruz. Böyle plansız bir ortamda da istikrar yakalayamıyoruz.

 …ve son tespit: Türkiye, bütün bunlara rağmen iyi işler yapacak potansiyele sahiptir. Ülkemizin durumu, futbol şartlarımız, oyuncularımızın yeteneği vs. açılardan grupta gerisinde kaldığımız Bosna Hersek’ten çok daha iyiyiz. İspanya dışında bizim kalitemizde bir takımın olmadığı böyle bir grupta ilk 2’ye girmemizi beklemek hakkımız. Yapamazsak da hesabını sorarız.

  Bundan sonra gereğini yapıp yapmamak Fatih Terim’e kalmış. Ve tabii Özgener’e de…

Tags: ,

Bu Yazı 15th Eylül 2009 Salı Saat 12:01 Spor Kategorisine Yazıldı. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Yorum

Uğur Mustafa Dinç
 1 

Yazınızı haklı buluyorum, sağ olun.

Ben bugünkü toplumumuzun spora önem vermediğini belirtmek istedim, sanki sportmen millet miyiz derken.

Gerçi fiziksel işlerde çalışan insanlar beden eğitiminin âlâsını yapıyorlar bir bakıma, en azından bedenlerini çok çalıştırıyorlar. Lâkin onlarınki geçimlik davası çalışmak, sporu ilerletmekle alâkası yok.

Ve bilhassa büyük şehirlere sonradan göç etmiş insanlarımız (ki sanırım Türkiye’nin büyük bir oranını kapsıyorlar) spora ancak büyük bir para kaynağı olması çok muhtemelse hoş bakıyorlar. Böylece genel bir spor kültürümüz ve öz-disiplinimiz oluşmuyor. İyi spor yapanlar da birçok kez harcanıyorlar veya kendi hatalarıyla kendilerini harcıyorlar… Ben durumu bu şekilde anlıyorum.

Eylül 15th, 2009 at 12:55

Lütfen Yorum Yaz

İsim
E-Posta Adresiniz
Websiteniz
Yorumunuz