Archive for Eylül, 2009

30
Eyl

Rindlerin Ölümü

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

    Rind, hayatı gönlünce yaşadı. Ölümü karşılarken de eğilip bükülmedi, gönlünce bir tavır koydu. “Öleceksem de göğsümde açacak lâleler, güllerle ölürüm, yaşadığım ânı doldururum. Günü gelince de çeker giderim. Harâb olan tenim varsın bu yolda harâb olsun.” tavrıyla karşıladı ölümü. Rindin hayatı ve akşamı böyleyse ölümü bundan farklı olabilir mi? İşte Yahya Kemal’in “Rindlerin Ölümü” şiiri:

          RİNDLERİN ÖLÜMÜ

Hafız´ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz´ı hayal ettiren ahengiyle.

.

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar;her gece bir bülbül öter.

                                            Yahya Kemal

***

 (Hâfız’ın kabri)

    Rindlerin Ölümü, edebiyatımızdaki en güzel ölüm şiirleinden biridir. Bu şiirde ölüm bile güzelleşir. Âsûde bahar ülkesinde ebedî bir istirahat hâlini alır ve insan muhayyilesini kendine râm eder.

    Hâfız (Hâfız-ı Şirâzî), sadece 14. yüzyıl Fars edebiyatının değil, dünya edebiyatının yetiştirdiği en müstesna şairlerden biri, doğunun engin dünyasını şiirlerinde yansıtan büyük bir sanatkârdır. Rindlik ve rindâne duyuş onun şiirlerindeki derin aşkı ve his dünyasını besleyen en önemli unsurdur. Hâfız’a rindlerin has bahçesinin en müstesna gülü desek yanılmış olmayız. Yahya Kemal, bu büyük şâiri “Rindler” serisinin son şiirinde anarak ona asırlar sonrasından bir selâm yollamış, şiirin ilk kıtasında çizdiği ideal rind şahsiyet için onu seçmiştir. “Rindlerin Ölümü” asırlar önce ölmüş, ama ismi dünya durdukça var olacak bu büyük rindin, bu aşk erinin ismiyle başlar. Hafız’ın kabri, rindin ölümündeki kendine has edânın bir timsaline bürünür bu ifadelerde. 

    Hâfız’ın kabrindeki gülün her seher vaktinde kan kırmızı rengiyle açması, rindin bu dünyadan gitse de ruhunda taşıdığı güzelliklerin hâlâ şu kirlenmiş dünyaya güzellik kattığını fısıldar ruhlara. Hâfız gibi büyük rindler bu dünyadan gitseler de arkasında bıraktıkları eserlerle ruh dünyalarının derinliklerindeki mis kokuları yayarlar etrafa.

    Şair, Hâfız’ın bahçesindeki gülün kanayan rengiyle açtığını söylüyor. Bülbülünse eski Şiraz’ı hayâl ettiren nağmeleri terennüm ederken ağlamasından bahsediyor. Gülün kanaması, bülbülün ağlaması has rindliğin timsâllerinden olan Hâfız’ın artık bahçelerine uğramamalarından olsa gerektir. Bir rindin ölümü karşısında güller ve bülbüller mâtem tutmaktadır. Nasıl tutmasınlar? Gülü ve bülbülü sıradan bir çiçek ve kuş olmaktan kurtarıp aşkın en zarif sembolü hâline getiren şairlerin rind ruhundaki zarâfet değil midir? Rindler olmasa aşk olmayacağı gibi gülün kokusundaki vuslat tadını, bülbülün nağmesindeki aşk ızdırâbını bilen mi kalır? Kendini maddenin dar ufkuna hapsedip aşktan nasibini alamayan hissizler gülün bülbülün kıymetini ne bilir! O kabalık, o hissizlik değil midir ki cennete çevireceğimiz dünyada insanlığa zulüm üstüne zulüm gösteriyor. Rindin ölümü; bülbülün ağıtını, gülün kanlı gözyaşlarını beraberinde getirecektir elbet. 

    İkinci kıtada şâir, ölüme rindin açısından bakar. Ölüm, rind için kaçılacak, her dem korkusuyla yaşanacak bir şey değildir. Zaten rind kendisini mukadder olan bir âkıbetin korkusuyla yıpratarak hayatını zehredecek biri değildir. Aksine o, yaşadığı her ânı en güzel şekilde geçirir. Ve ölüm onun için bir son değil, âsûde bahar ülkesine açılan bir kapıdır. Şairin bu mısraı ölümü öyle güzelleştirir ki!… Şüphesiz edebiyatımızın en müstesna mısralarından biridir bu. Şu ifadeki tatlılığa ve onun insana telkin ettiği ebedî mutluluk hissine bakar mısınız: 

    “Ölüm âsûde bahâr ülkesidir bir rinde”

    Şair ölümün rindin yolunu gözlediği, gönlünün her yerde bir tütsüdeki duman gibi o ânın hasretiyle tüttüğünü söylerken, ölümü ne kadar da güzelleştirir. Ölümle ilgili çok sayıda şiir vardır. Ölümü yazmak kolaydır, ama güzelleştirmek?.. İnsan hayatının kaçınılmaz gerçeğini korkarak değil de aşk ve iştiyakla karşılamak? İşte bu rindâne duyuşun zirvesidir. Rind, hayatın her meselesini olduğu gibi ölümü de en dolu hislerle karşılar. Hatta şiirin ikinci kıtasından da cesaret alarak diyebiliriz ki o, ölmek için yaşar. Aslında hepimiz ölmek için yaşamıyor muyuz?Yaşamak için ölür rind ve ölmek için yaşar.

    Son iki mısra rindin ebedî istirahatgâhının tatlı iklimine götürür bizi:

    “Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar;her gece bir bülbül öter.”

    Az çaba harcamamıştır Yahya Kemal, bu enfes nağmelerinde bize rindin kabrindeki bu eşsiz tabloyu sunmak için. Önce “uzun serviler” demiştir. Demiştir ama içine sinmemiştir bu tarif. Bir şeyler eksiktir sanki, o tatlı iklimi tam veremediğini hisseder bu ifadenin. Daha sonra siyah serviler demiştir. Ama siyahın karanlığının ölüme kasvet katmakta oluşundan mıdır nedir bu ifade de yıllarca sinmemiştir içine Yahya Kemal’in. Ve her mısrayı binbir titizlikle kaleme alan bu dev şair, 8 yıl geçtikten sonra “serin serviler” ifadesinin bu şiiri lâyıkıyla taşıyacak ifade olduğunu bulmuştur. “Serin” sıfatı, âsude bahar ülkesindeki tatlı iklimi en güzel şekilde ifade etmektedir.

    Bugün, Yahya Kemal’in çok sevdiği İstanbul’u seyrettiği Rumeli Hisarı’ndaki kabrinde, bir rinde yaraşır şekilde -ve de kendi vasiyeti üzerine- “Rindlerin Ölümü” şiirinin ikinci kıtası yazılıdır. (Allah rahmet eylesin.)

                             (Yahya Kemal’in kabri)

                                                                                                 Fahri Kaplan

***

EK YAZI:   ÖYLE BİR MÛSIKÎYİ ÖRTEN ÖLÜM

   Ey, benimle bu satırları okuyan arkadaşım. Bilmem ki bu millet bir Yahya Kemal daha görür mü? Böyle büyük idrakler, böyle büyük ruhlar bizi bize anlatmazsa kaybolmuş kimliklerimize hangi sûretleri oturtacağız. İçimizdeki en hassas yere vurmuyorsa mızrap, bamteli senelerdir o mızrabın darbesine hasretse… Kim çalacak ruhlarımızın muhtaç olduğu o mûsıkîyi söyler misin?

   Şimdi bakıyorum da Yahya Kemal gideli ve onun yerine kelimeleriyle mızraba böyle bir ses verebilen bir şair gelmeyeli tam 51 sene olmuş. Rindliğin en zirve duyuşlarını yaşayan, asırlar boyunca yoğrula yoğrula kazandığımız medeniyetimizi oluşturan ruhu derinden kavrayan  ve bize bütün bunları eşsiz ifadelerle anlatan böyle bir sanatkârın ölümü insanda bir teselli bırakır mı? Şimdi ben Hâfız’ın bahçesindeki bülbül gibi her gece günün ağırdığı vakte kadar ağlasam yine de kâfî midir? Aziz Yahya Kemal, senin ve bütün rindlerin ruhu şâd olsun. Sana karşı olan hislerimin ifadesini yine ancak senin mısralarında buluyorum. Sen bu sözleri milletimizin iftihar vesilesi iki büyük bestekârın (Itrî ve İsmail Dede Efendi) ölümü karşısında söyledin, ben de senin ölümün karşısında yine bu sözleri söylüyorum:

  

“Öyle bir mûsikiyi örten ölüm,
Bir teselli bırakmaz insanda.
Muhtemel görmüyor henüz gönlüm.
Çok saatler geçince hicranda,
Düşülür bir hayâle zevk alınır.
Belki hâlâ o besteler çalınır,
Gemiler geçmiyen bir ummanda.” (“Itrî”, Kendi Gök Kubbemiz)

***

“Fânî ise öz bestelerin hallâkı/ Doğmak yaşamak nafiledir dünyâda”(“İsmail Dede”, Rubâîler)  

Tags: , , , , , , , ,

30
Eyl

Beşiktaş Buzları Eritmek İçin Moskova’da

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

    Geçen sezonun çifte kupalı şampiyonu Beşiktaş, bu sezon oynadığı 8 resmî maçta sadece 3 gol atabildi. Kara Kartal, bu akşam deplasmanda karşılaşacağı CSKA Moskova’yı yenerek hem kötü gidişe dur demek hem de gruptaki konumu adına avantaj yakalamak istiyor. Karşılaşma Şampiyonlar Ligi’nin standart saati olan 21:45’te değil, 19:30’da başlayacak. Bunun sebebi, Rusya’da havanın soğuk olması nedeniyle maçın geç saate sarkıtılmaması. UEFA, Rus takımlarının kendi sahalarındaki maçlarını bu sebeple 19:30’da başlatıyor. Karşılaşma Star TV’den canlı yayınlanacak.

    Bugünkü maç Beşiktaş teknik direktörü Mustafa Denizli için de ayrı bir önem taşıyor. Denizli, Fenerbahçe’nin başındayken Şampiyonlar Ligi grubunda 6 maçta “sıfır” çekmişti. Beşiktaş’ta da ilk Şampiyonlar Ligi maçında Manchester United’a 1-0 kaybeden Denizli, Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk puanlarını almak istiyor.

    Sezona kötü başlayarak taraftarlarını hayal kırıklığına uğratan Beşiktaş, Moskova soğuğundan galibiyetle çıkarak buzları eritmek istiyor.

    Haydi Beşiktaşım! Başaracak gücün var.

Tags: , , ,

24
Eyl

Yaz

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

 

    Şimdi bir yaz daha biterken ne zordur yazı yazmak bilir misin ey okuyucu? Peki ey yazı yazan, bilir misin ne ağırdır şimdi yazı okumak?

    Yaz bitmez yazdan hazlar biriktiren gönüllerde. Onlar hatıradan tohum ekmiştir içinde bir yerlere. Renk renk çiçek veren tohumlar… Mis kokulu çiçeklerle kışta baharı koklayanlar ne büyük bir nimete sahiptir. Erguvanlar mosmor açar mı bir kış gününde! Tabiat canlanır, börtü böcek uçuşabilir mi karlar içinde! Bize her yazdan kalan kârlar, karları eritecek kadar sıcaksa her kış bir bahar olur, içimizi ısıtır dışardaki soğukluğa aldırmadan.

    Ben yazlar yaşadım. Yazlar bitince de bana kattıklarıyla özge hazlar yaşadım. Ben ne yazlar yaşadım aslında yaşanmamış olan. Yaşanmamış yazlarda buldum nice hazları. Ve yaşanmamış yazlarda hep günleri saydım yaşamak için yeni yazları.

    “Yaz” beni anlatan kelime. Ben ki yazı da seviyorum, yazmayı da. O zaman yaz! Sımısıcak yaz. Kışta da yaz. Yaz, yaz kış yaz! Her yazda ve her yazıda biriksin binlerce haz. Kalemin kırılana dek, yaz! Kış soğukları bitince yaz, yaz!

 

  Ek “yaz”ı: Bayramda memleket ziyareti ve dönüş yolculuğu derken “Rindlerin Ölümü”nü yazmak haftaya kaldı. Tek başına bir şiir olan yaza yazdığım hâtimenin içinizi o güne dek sıcak tutması ümidiyle…

Tags: , ,

16
Eyl

BANA SILA OLMUŞ GURBET İLLERİ

   Yazar: Doğan ÖZÇELİK    Kategori Genel Güncel

“Ben gurbete aşıktım, gurbet beni seviyordu. En vefalı dostumdu. Dokuz yıl hiç ayrılmadık, her gece koyun koyuna yattık. Başımı dizine her yasladığımda  ılık bir rüzgarla  okşadı saçlarımı.”

  

Gurbet kelimesini ilk kez 6-7 yaşlarımda duymuştum. Bir klip vardı, gurbet vurgusu yapan. Erzincan’dan çok sayıda görüntü vardı. Sonunda sanatçı “kara tren’e” binip uzaklaşıyordu. Bizim evimizde bir mevlüt ya da ilahi bir seda dinlenir gibi dinlenir, büyükler gizli gizli ağlardı. Erzincan’dan göçeli o yıllarda henüz 3-4 yıl olmuştu. Yoksulluk illeti vurmuş, yakacak kömür bulamayacak konuma düşülmüştü. Ne güvenecek bir dost ne de yardım isteyecek bi hısım vardı ,zalim gurbette.

Yıllar geçti durumumuz düzeldi; dostlar, akrabalar geldi yerleşti Kocaeli’ye. Ben gurbeti görmeden önce Kocaeli’ye gurbet diyordum. Artık sıla diyorum.

İliklerime kadar hissettiğim ilk gurbet Gölcük Depremi’nin ardından geldi. Yatılı okulu yazdırıldım. Ailem beni bırakıp gidene kadar ağlamadım. Sonra çektim yorganı başıma; ağladım, ağladım, ağladım… Yalnızlığıma mı ağlıyordum yoksa ailemin benden uzaklaşmak için yatılı okula verdiği düşüncesine mi… (o dönem bu şekilde düşünsem de sonra hayatımı olumlu ettkileyen bir karar olduğunu idrak ettim.)

Bir yıl sonra lise için başka bir şehre, yeni bir gurbete yol aldım. Yavaş yavaş sindiriyordum gurbeti. Sevmeye başlamıştım çaresizliği…

Üç yıl sonra üniversite için başka bir şehir… Artık gurbete giderken çekinmiyordum, adımlarım geri gitmiyordu. Gurbet bana sıla olmuştu. Gurbetten sıla olur mu? Olmuştu işte…

Üniversiteden sonra tayinim Kocaeli’ye çıkmıştı. Ailemin yaşadığı şehir… Şaşırdım, afalladım, sudan çıkmış balığa döndüm. Kafamdaki aile kavramı karıştı. Eskiden para istenen, bayramda seyranda gidilip el öpülen bir müesseseydi. Şimdi beraber yaşayacak olmak… Nasıl bir şeydi acaba?

Ben gurbete aşıktım, gurbet beni seviyordu. En vefalı dostumdu. Dokuz yıl hiç ayrılmadık, her gece koyun koyuna yattık. Başımı dizine her yasladığımda  ılık bir rüzgarla  okşadı saçlarımı.

Ben gurbete aşıktım, gurbet beni seviyordu.Yine dayanamadı bensizliğe. Uzaktan çağırdı bu sefer, çok uzaktan… 1400km idi küsüratı saymayınca. Daha ilk günümde hasta oldum.  Gurbet üzüldü… Koluma serum bağlıyken gurbet illerinde yazdığım bu satırlarda tereddütsüz haykırıyorum;  gurbeti seviyorum. Öz vatanım; gurbet. Sılam ;gurbet…

gurbet.jpg

Tags: ,

16
Eyl

Rindlerin Akşamı

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

 

   Rindlerin Akşamı, hemen hepimizin az çok bildiği bir şiir. Bu muhteşem şiire Münir Nureddin Selçuk’un yaptığı nefis beste şiirle mûsıkînin enfes birleşmesinin bir örneği olduğu gibi, Rindlerin Akşamı’nın geniş kitlelerce daha da sevilmesini sağladı. Ancak şu da bir gerçek ki Yahya Kemal’in bu şiiri, kendisini destekleyen bir müziğe ihtiyaç bırakmayacak kadar muhteşem, Türk edebiyatının baş âbidelerinden biri! Şiire rindâne bir perspektifle yaklaşmadan önce, tek başına bir rindlik manifestosu olan bu şiiri okuyalım:

   RİNDLERİN AKŞAMI

Dönülmez akşamın ufkundayız.Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.

                     Yahya Kemal Beyatlı

   ***

   Başlıktaki akşam ifadesi dikkatinizi çekmiştir. Şiirde akşam ifadesi ömrün son demlerine işaret etmektedir. Zira akşam vakti güneşin battığı, yani günün bittiği demdir. “Rindlerin Akşamı” da rindin ömrünün son demidir. Zaten ilk iki mısra akşam ifadesinin şiirdeki anlamını bize veriyor. Dönülmez akşamın ufku, ömrün sonunu işaret etmektedir. İnsanoğlu dünyadan gidecek ve bir daha geri dönmeyecektir. işte o dönülmez ufka yaklaşmış bir rindin hayata bakışını ele alır bu şiir. Ve bir rindin, ömrün son faslını nasıl da kendine has bir duyuşla karşıladığını gösterirken bir manifesto niteliğine bürünür: Rindin manifestosu… Ölüme yaklaşırken de edâsını hiç bozmayan rind, bildiğince yaşamaya devam etmektedir. İsterseniz bu rindâne duruşu yorumlamaya şiir üzerinden devam edelim.

Dönülmez akşamın ufkundayız.Vakit çok geç;
 Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!”

   Şair, hayat yolunun sonuna geldiğinin farkında. Vakit hayli geç ve zamanı geri getirmek mümkün değil. Artık dünyada son demlerini yaşayan rind, bu son anlara “nasıl geçersen geç” derken aslında kendi tabii ve keyfince yaşama tavrını ortaya koyuyor. Rind hayatının hiçbir dönemi için aman şunu şöyle yapayım, şöyle bir yol çizeyim kendime vs. gibi planlar çizmez. Bildiğince yaşar, yaşadığı ânı en iyi şekilde değerlendirir. Zaten yaşadığı ânı doldurandır rind. Onun lûgatinde keşkeler, yapsamlar etsemler yoktur. Ömrünü yaşamaya bakar, hayatın nasıl geleceği, neler göstereceği onun işi değildir. Sezen Aksu’nun şu sözlerindeki gibi yaklaşır hayata: “Gelsin hayat bildiği gibi, gelsin / işimiz bu yaşamak!” Değil mi ki rind ne dünün kaygısında ne de yarın gelecek günün telâşındadır, öyleyse ömrünü yaşadığı ân nasıl olursa onu yaşamaya bakar. Nasıl geçeceğinin tasasını çekmez.

“Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
 Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.”

    İnsanoğlunun sınır bilmeyen hayâl gücü, o “dönülmez ufka” yaklaştığında bir gün geri dönülebileceği hayâlini kurabilse de şair, bir rindin böyle bir teselliyle avunmayacağını söylüyor. Böyle bir tesellinin bir fayda vermeyeceğini bilen rind, dünyadan gidecek olma karşısında da istifini bozup burada kalmak için can atacak değildir. Yine o tavizsiz ve kendince tavrını sürdürecektir. Bu mısralarda rindin: “Ölüm gelecekse gelir, eğer bu yoldan dönülmeyecekse biz de dönmeyiz, içi boş tesellilerle kendimizi avutmayız.” şeklindeki haykırışı yankılanmış adeta.   

“Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.”

 Bu mısralar yaklaşan ölüme yapılan vurgudur. Ve şair sanki bu mısraları  rindin felsefesini hülâsa edeceği son üç mısraya etkili bir geçiş yapmak için yazmış gibidir. Bilindiği gibi Yahya Kemal, gerektiğinde bir kelime için 8 sene bekleyecek kadar şiirini mükemmele erdirme uğraşı veren titiz bir sanatkârdır. Bu mısralar da ölümün heybetini ve kaçınılmazlığını bize duyurduğu gibi son üç mısraya geçmeden önce okuyucuyu ölüm duygusuyla sarsan, silkeleyen mısralardır. Bu sarsılmadan sonra sözü son üç mısraya getirmek doğru olacaktır.

“Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
 Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
 Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.”

    Bu üç mısra, tek başına bir rindlik manifestosudur. Yukarıda da değindimiz gibi şair sanki bundan önceki üç mısrayı bu mısralara kapı aralamak için söylemiş gibidir. Şair sözü getirmiş getirmiş, bu mısralarda okuyucuyu vurmuştur. Şiiri muhteşem bir sonla bitirmiş, perdeyi açarken yaptığı gibi kapatırken de okuyanı mest etmiştir. Sadece mest etmekle kalmamış, izahı ciltler sürecek rindâne hayat tarzını üç mısrada en güzel şekilde ifade etmiştir.

    Gurûb vakti güneşin battığı vakittir. Şair, burada “Gurûba karşı” ifadesiyle ömrün bitmesine yaklaşan vakti, yani şiirin başından beri vurguladığı vakti işaret etmektedir. Rind, ömrün bitişine doğru son kez yaşayacağı bu dünyada keyfince, bildiği gibi yaşamalıdır. Rind aşk adamıdır, şevk adamıdır. Yaşadığı her ânı ruhunda dolu dolu geçirir, kendi dünyasında mesttir. O yüzden şair gönlüne bu son anları keyfince; aşk içinde, şevk içinde geçirmesini söylüyor. Mâdem ki ölüm yakın, mâdem ki harâb olacak, öyleyse bu harâb oluş öyle sıradan olmasın. Harâb olacaksa aşk içinde harâb olmak istiyor rind, şevk içinde harâb olmak istiyor. Ruhundaki tutkusuyla, coşkusuyla harâb olmak istiyor. Bedeni yaşlansa bile her zaman taptaze olan ruhu, edâsı, tavrı içinde noktalamak istiyor hayatını. Böyle bir hayat algısı da insanın içinde ne lâleler, ne güller açtıracaktır.

… 

    Rind hayatı gönlünce yaşadı. Ölümü karşılarken de eğilip bükülmedi, gönlünce bir tavır koydu. “Öleceksem de göğsümde açacak lâleler, güllerle ölürüm, yaşadığım ânı doldururum. Günü gelince de çeker giderim. Harâb olan tenim varsın bu yolda harâb olsun.” tavrıyla karşıladı ölümü. Rindin hayatı ve akşamı böyleyse ölümü bundan farklı olabilir mi? “Rindlerin Ölümü”ne de haftaya bakalım isterseniz. 

                                           Fahri Kaplan

Tags: , , ,

 

   Bosna Hersek millî maçından sonra hangimiz kahrolmadık ki? Fahri Kaplan, geçen hafta Lâfistan’da “Seneler Dörder Dörder Geçerken” başlığıyla bu kahroluşu yazdı. Bu yazı, Dünya Kupası treninin neredeyse kaçması karşısında milletçe hissettiklerimizin tercümanıydı sanki. Bu yazıya dikkate değer bir yorum Uğur Dinç’ten geldi. Katıldığım ve katılmadığım yönleri olan bu yorum, üzerinde düşünmeye değer sorular içeriyor. Ben bu yazıda bu soruları kendimce cevaplamaya çalışacak, Uğur Bey ile birleştiğim ve ayrıştığım yönlere temas edeceğim.

   Öncelikle Uğur Bey’in  yorumu hatırlayalım:

   “İmdi, öncelikle ben futboldan ümidimi kesmiş bulunuyorum.İkinci olarak, biz o kadar sportmen millet miyiz ki, spora yatırımımız ne kadar ki büyük şeyler umuyoruz?

Üçüncüsünü de yazayım hadi, sanki bizde sporculuğun –çoğu diğer iş gibi– nasıl işlediğini bilmiyor muyuz? Yani torpille, adam kayırmayla, hiyerarşik yapıda üst seviyede olanların yetenekli gençleri ya şahsî hasedler ya da sevdiğini kayırma nedeniyle alaşağı etmesiyle.

Bu altyapısal sorunları halletmeden sporumuzdan, futbolumuzdan büyük şeyler ummayalım bence.

Bütün bu kazmalıklarımıza, toplum-çaplı ahlâkî zaaflarımıza rağmen bu kadar başarımız bile fenâ değil hani bence. Bence Allah bize güzel kabiliyetler vermiş, genlerini taşıdığımız eski atalarımızın başarıları da ortada zaten; ama biz ahlâkî zaaflarımız ve de insan bedeninin eğitimini ihmalimiz yüzünden yalpalayıp duruyoruz. Önce ahlâk, önce ahlâk ve sonra bilinç.

Saygılar, selâmetler.”

***

    Öncelikle yorumuyla bize farklı perspektifler sunduğu için Uğur Bey’e teşekkür ediyorum. Benim bu görüşlerle ilgili kendi düşüncelerime gelince:

1. Futboldan ümidi kesecek bir durum yoktur. Ümidi kesmek bize yakışmaz. 

2. Evet, biz sportmen milletiz. Tarihin eski dönemlerinden beri çevik, atılgan bir millet olduğumuz su götürmez bir gerçektir. Spora, özellikle futbola yatırımımız da azımsanmayacak kadar büyüktür. Bugün Turkcell Süper Lig, Avrupa’nın en pahalı 6. ligi. Karşılığını alabiliyor muyuz?

3. Hiyerarşik yapı ile ilgili görüşlerinizde doğruluk payı maalesef yüksek. Ama bu durum, ülkenin normalleşmesi ve şeffaflaşması ile ilgili bir durum. Türkiye içinden geçtiği kritik süreci başarıyla tamamladığı takdirde her alanda olduğu gibi sporda da bu tür sorunlar asgarîye inecektir.

4. Türk futbolunun en büyük sorunu altyapı ve sistemesizlik sorunu maalesef. Çok yetenekli oyuncularımız var, ama bunlardan tam verim alamıyoruz. Böyle plansız bir ortamda da istikrar yakalayamıyoruz.

 …ve son tespit: Türkiye, bütün bunlara rağmen iyi işler yapacak potansiyele sahiptir. Ülkemizin durumu, futbol şartlarımız, oyuncularımızın yeteneği vs. açılardan grupta gerisinde kaldığımız Bosna Hersek’ten çok daha iyiyiz. İspanya dışında bizim kalitemizde bir takımın olmadığı böyle bir grupta ilk 2’ye girmemizi beklemek hakkımız. Yapamazsak da hesabını sorarız.

  Bundan sonra gereğini yapıp yapmamak Fatih Terim’e kalmış. Ve tabii Özgener’e de…

Tags: ,

14
Eyl

Seviyorum Seni Ülkem

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Mizah

    Kız kulesi

Dil kursu için gitmiş olduğum İngiltere’den döndükten sonra bana komik gelen bir hadiseyi anlatarak yazılarıma burada pazardan pazara devam etmek istiyorum.

Bu yazın başında (27.06.2009) gitmiş olduğum İngiltere’den geçen hafta(05.09.2009) cumartesi akşamı döndüm. Daha uçaktan inmeden, yolda en uzun süre üzerinde uçtuğumuz şehrin İstanbul olup, bir süre gece alçaktan seyrini görme fırsatım olması ve uçakta bir müddet sohbet ettiğimiz Gürcistanlı arkadaşın Atatürk Havalimanı’na yaklaşırken “Tamamı İstanbul mu? Harika görünüyor” demesi demesi gerçekten beni onure etti. İstanbul’un gündüz seyrinin harika olduğunu biliyordum ama gecesinin de ondan aşağı bir tarafı yokmuş. Sonrasında havaalanına indikten sonra ikinci yolculuğuna devam edecek olan uçakta tanışıp samimi olduğum arkadaşı transfer bölümüne kadar geçirip pasaport kontrolüne geçtim. Ardından valizimi almak için yöneldiğim bölümde bulunan polis memuruna “-Londra’dan gelen uçağın valiz bölümü neresi” deme ihtiyacını kendimde hissettim. Polis memurunun el işaretinden sonra İngilterede uzun süre kullandığımız teşekkür sözcüğünü (Thank You) hiç anlamdan söyleyiverdim. Devamında Türk olduğumu daha öncesinden sezen polis memurunun hafif tebessümünü görünce “-Çaktırma abi ağız alışkanlığı” deyip valiz bölümüne yöneldim ve sonrasında da havalanındaki Metro durağına geldim. Durakta görmüş olduğum İstanbul resimlerine tren gelinceye kadar hayranlıkla baktım. Daha öncesinde kitaplarda veya internet ortamında görmüş olduğum bu resimler sanki daha bi güzel geldi bana. Gidiş yönüm olarakta Zeytinburnu durağında hattı değiştirip tramvaya binmem gerekiyordu. Metrodan inip tramvay durağına geçtikten sonra İngiltere’de alışageldiğimiz, ilk iş olarak Hareket cetveline baktım. Hareket cetvelinde son sefer olarak 00:00 ‘ ı gösteriyordu, baktığım zamanda da saat 23:56 idi, bir müddet bekledikten sonra 00:02 de artık tramvaydan umudu keserek orada bulunan bir adama “- Tramvayın son seferi kaçta dedim” o da bana “- Valla benim bildiğim on iki çeyrekte ama belli olmaz birde de gelir” dedi. (İlk zamanlar bir  iki otobüs kaçırdıktan sonra dakik olmaya çalışan ben içimden “- nasıl on iki çeyrekte olur bak buraya son sefer olarak 00:00 yazmışlar diyesim gelsede” hem adamın söylemiş olduğu “Belli olmaz birde de gelir” sözü amcanın söylediği şiveyle birlikte bana çok komik geldi ve bende burası Türkiye ne olacağı belli olmaz diyerek beklemeye devam ettim. Ardından tam 00:06 da tramvayın bu son durağa süzüle süsüle geldiğini görünce hem güldüm hem de bu olayın kendime yaramışlığına şaşırarak ne olursan ol Seviyorum seni ülkem demekten kendime alamadım.

(Bu yazıyı yazmaktaki amacım gelir gelmez ülkemdeki işleri eleştirmek değil, ülkeme indiğimde ilk anım olduğundandır. )

13
Eyl

Geçmiş Olsun Doğan

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Genel Güncel

 

 Yazarımız Doğan Özçelik, bir haftadır hastanede. Biraz üşütmüş. İnşallah en kısa zamanda toparlanıp, aramıza katlılacak ve yazılarıyla bizlerle birlikte olacak. Değerli yazarımıza geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyoruz.

Tags: , ,

13
Eyl

Şampiyon Takım

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

  İbrahim Toraman, İbrahim Üzülmez, Gökhan Zan, Cisse, Tello, Holosko, Nobre, Bobo…

  Bu isimleri niye mi sıralıyorum? Bunlar geçen sene Beşiktaş’ın şampiyon olurken ideal 11’indeki 8 futbolcusu. Ve Galatasaray karşısında bu oyuncuların hiçbiri ilk 11’de sahaya çıkmadı. Bu oyuncuların 2’si gönderildi (Zan ve Cisse), 1’i sakat(Toraman), 5’ini de Mustafa Denizli oynatmadı.

   Şampiyon takım nasıl bu duruma düşer sorusunun cevabını da bu tablo bize veriyor. Şampiyon takım sahada değil ki!..

Tags: ,

10
Eyl

Seneler Dörder Dörder Geçerken

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Genel Güncel

 

    2002 Dünya Kupası’nda İlhan Mansız’ın Senegal’e attığı golün videosunu ne zaman izlesem tüylerim diken diken olur. 7 yıl önce yaşadığımız o müthiş heyecanın, gördüğümüz o güzel rüyanın tadı hâlâ damağımdadır. Bir daha yer alacağımız Dünya Kupası’nı iple çekerim o günden beri.

    Aksaya aksaya ilerlediğimiz, hoca değişikliği ile toparlanmaya çalıştığımız 2006 Dünya Kupası elemelerinde baraj maçında İsviçre ile eşleşmiştik. İsviçre’yi elersek 4 sene sonra tekrar Dünya Kupası’ndaydık. İlk maçı deplasmanda 2-0 kaybetmiştik. İkinci maçta her şeyimizi ortaya koymamız gerekiyordu. Şükrü Saraçoğlu’ndaki maçın 1. dakikasında şok bir penaltı golüyle 1-0 geriye düşünce işimizi iyice zora sokmuştuk. Artık 3 farklı kazanmamız gerekiyordu. Bu da gol yemeden 4 gol atmak demekti. Ama Milli Takım’ımız öyle motive olmuş, öyle iştahlı idi ki kurduğumuz müthiş baskı ile 50.dakikada 3-1’lik üstünlüğe ulaşmıştık. Artık daha fazla inanıyorduk. Bu işi bitiriyoruz duygusu bize hâkim olmuştu. Ama bu duygudan sonradır ki tempomuz birden düştü. 30 dakika boyunca ilk 50 dakikadaki arzumuzdan eser yoktu. Ta ki 80. dakikada yediğimiz gole kadar. Bu golden sonra tekrar canlandık. Bir gol daha bulduk. Ama yetmedi. Tarihimizin en iyi oyunlarından birini, belki de en iyisini oynadık ama yetmedi. Ah o İsviçre maçı, öyle içimde kalmıştı ki. O gün maçı beraber izlediğim arkadaşlara söylediğim sözler hâlâ aklımda: “Ah ki ah! Bir Dünya Kupası’na katılmak için 4 sene daha bekleyeceğiz!”

    Bekledik, ama olmadı. Çok büyük bir sürpriz olmazsa da olmayacak. Dünkü Bosna beraberliğinden sonra  Dünya Kupası Kafdağı’nın ardında bir yerlere gitti. Masallar gerçek olur, Kaf Dağı’nın ardına ulaşılır mı? Zor, çok zor. İpler artık bizim elimizde değil ki! Hatta elimizden tamamen çıktı. 

    Haziran’da 32 ülkenin milli takımını izlerken içimiz içimizi yiyecekse yine… Ve Türkiyeli bir Dünya Kupası görmek için seneler dörder dörder gidiyorsa ömrümüzden. Yazık, çok yazık!

Tags: , , ,

9
Eyl

Rindlerin Hayatı

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

 

    Geçen haftaki yazımda “Rindlik” mefhumuna değinmiş ve üç hafta boyunca Yahya Kemal’in rindlik konulu şiirlerinden yola çıkarak bu kavramı yeniden ele alacağımı söylemiştim. Bugün o şiirlerden ilki olan “Rindlerin Hayatı” şiiri ile rindâne bir edânın kapılarını aralayacağız. İsterseniz önce şiiri okuyalım:

 RİNDLERİN HAYATI

                 -Hâlide Edib’e , sanatta ve fikirde ulvî varlığına derin hürmetle-

Ba’zan kader, gelen bora hâlinde zorludur.

Dağlar nasıl bakarsa siyâh ufka öyle bak.

Ba’zan da cevreden nice bir âdemoğludur,

Görmek değil düşünmeğe bigâne kal! Bırak!

 .

Dindâr adam tevekkülü, rikkatle, herkese

İsâ’yı çarmıhında, uzaktan, hatırlatır.

Bir arslan esniyor gibi engin vakar ise

Rindin belâya karşı kayıdsızlığındandır.

                   Yahya Kemal Beyatlı

***

    Dünya hayatı insana zaman zaman pek çok sıkıntı verir. Karşılaştığımız belâlar çeşit çeşittir. Şair, bir rindin hayatın sıkıntıları ile karşılaştığında dik duruşunu bozmaması gerektiğini söylüyor. Ufku siyah bulutların kapladığı bir günde dağlar, kara bulutlara aldırmadan nasıl dimdik duruyor, baş eğmiyorsa rindâne tavrın da böyle dik ve umursamaz bir duruşu gerektirdiği, ilk iki mısrada vurgulanıyor.

   İlk kıtanın son iki mısraında mesele, ilk mısralara benzer bir şekilde ama bu kez farklı bir açıdan ele alınıyor. İlk iki mısrada kaderin -yahud şiirdeki anlamını daha iyi ifade etmek için hayat şartlarının diyelim- bize getirdiği sıkıntılardan bahsediliyordu. Devamındaki iki mısrada ise insanoğlundan gelen sıkıntıları ele alıyor şair. Cevr sıkıntı, eziyet demektir. İnsan bazan başka bir şahsın verdiği sıkıntıya muhatap olur. Böyle durumlarda şair, karşındakinin sıkıntı verici tavrını görmezden gelmenin de ötesinde düşünmeye bile kayıtsız kalınmasının en doğru yol, en rindce tavır olduğunu söylüyor. Öyle ya, seni üzmek için türlü yöntemlere başvuran  zavalllıları en rahatsız edecek tavır, onu muhatap almamaktır.

    İkinci kıtada dindar adam ile rindin karşılaştırılmasına şâhid oluyoruz. Dindar adam, gelen musibeti tevekkülle karşılar. Allah’tan geldiğini bilir, musibete rıza gösterir. Aslında rind de musibet karşısında isyân etmez. Ama dindar adam musibeti kabullenmişlik içinde bir duruş sergilerken, rind musibetin varlığını veya yokluğunu hiç umursamaz. Onun için olsa da birdir olmasa da. Hatta “Hangi musibet?” der gibi bir tavır içindedir. Belâ karşısındaki tavrı bir arslanın esnemesine benzer. O kadar kayıtsızdır.

    Neticede rind kendi yolunda gidendir. Hayatını kendi anlamlandırdığı yolda sürdürendir. Başkalarının bakışı, dünyanın sıkıntıları, günlük hayatın basit kaygıları onun semtine uğramaz. 

    “Rindlerin Hayatı” böyledir işte. Akşamı ise dönülmez ufuklara gönderilen bir selâmdır. O “dönülmez akşamın ufkundaki” seyahati de haftaya bırakalım.

Tags: , , , , ,

9
Eyl

2010 Yolunda Tamam/Devam Maçı

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

   Milli Takımımız bugün 2010 Dünya  Kupası’na katılma yolunda çok kritik bir maça çıkıyor. 7 maçta 11 puan toplayan Türkiye, Bosna Hersek’in 4 puan gerisinde 3. sırada bulunuyor. Bu yüzden bugün kazanmak zorundayız. Kazanmak da yetmeyecek, Bosna’nın Estonya ve İspanya maçlarından birinde puan kaybetmesini bekleyeceğiz. Tabii bir de bizim Bosna maçıyla birlikte önümüzdeki ay oynanacak Belçika ve Ermenistan maçlarını da kazanmamız lâzım. Yani 2010 yolu kolay gömrünmüyor. Ancak ben de Terim gibi düşünüyor ve “Bu akşam Bosna’yı yenersek gruptan biz çıkarız.” diyorum.

    Düğümün çözüleceği maç bu akşam. Bosna deplasmanı kolay değil. Ama unutulmasın: “Biz zoru severiz.”

Bosna Hersek- Türkiye 

Tarih: 09.09.2009

Saat: 21:00

Stad: Bilino Polje

Yayın: Fox TV

Tags: , , , ,

7
Eyl

Güney Afrika’ya Uçanlar

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

   2010 Dünya Kupası’na katılmak için Milli Takımımız’ın da içinde bulunduğu pek çok ülke, büyük mğcadele veriyor. Bazı ülkeler ise şimdiden Dünya Kupası biletini cebine koydu. İşte Güney Afrika 2010’a katılmayı şimdiden garantileyen 8 ülke:

AFRİKA: Güney Afrika (ev sahibi olduğu için direk katılıyor), Gana.

ASYA: Avustralya, Güney Kore, Japonya, Kuzey Kore.

AVRUPA: Hollanda.

GÜNEY AMERİKA: Brezilya.

Tags: , , , , ,

7
Eyl

12 Dev Adam Galibiyetle Başladı

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

     Polonya’da düzenlenen Eurobasket 2009’da Basketbol Milli Takımımız gruptaki ilk maçında Avrupa basketbolunun önde gelen ekiplerinden Litvanya ile karşılaştı. Son saniyesine kadar nefes nefese devam eden karşılaşmadan 12 Dev Adam 84-76 galip ayrılmayı bildi. Türkiye böylece gruptan çıkma yolunda önemli bir rakibini yenmiş oldu. İnanıyoruz ki 12 Dev Adam turnuva boyunca yüzümüzü güldürmeye, bizi kenetlemeye devam edecek. 

     Grubumuzdaki diğer maçta ise ev sahibi Polonya, Bulgaristan’ı 90-78 mağlup etti. 

Tags: , ,

7
Eyl

Ramazan

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Edebiyat, Genel Güncel

 

Ramazan mübarek ay, müminlerin balayı;
Hatırla der, suyu bal kaybedilmi
ş sılayı…

                                Necip Fazıl Kısakürek

Tags: , , ,

4
Eyl

Ağlayan Buzul

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Coğrafya

    Norveç’te bir fotoğrafçının çektiği, ağlayan bir kadın yüzünü andıran buzul, görenleri şaşırtıyor. Buzulun döktüğü yaşlara bakarsak “buzul anne” sanki küresel ısınmanın başta buzullar olmak üzere bütün dünyayı tehdit etmesine üzülüp ağlıyor.

     

    

Tags: , ,

2
Eyl

Rind, Rindlik ve Yahya Kemal

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

İşrette keder bahsini açmaz bir rind

İçmez beşerin zehri katılmış bâde

                 Yahyâ Kemal

   Modern hayatın sunduğu ihtiras düzeni bize “rind” kavramını unutturmuş görünse de her devirde rindler yaşamıştır, yaşamaya da devam edecektir. Peki “rind” nedir, kimdir, kime denir?

     Rind, kısaca ifade etmek gerekirse dünya umurunda olmayan, gönlünce yaşayan kişinin sıfatıdır. Dünyanın getirdiği sıkıntılar, günlük hayatın içindeki koşuşturmaca rindin hayat tarzını bozamaz. O kendi gönlünde kurduğu dünyada mesuddur. Pervası yoktur. Başkalarının düzenine göre değil, keyfince yaşar. Onun için günlük hayatın karmaşasında boğulmak yoktur. Bildiğince, dilediğince yaşar. Rind, plan adamı değil; aşk adamıdır. Benzetmek gerekirse rind âlim değil, şairdir. Eğitimci değil, sanatkârdır. Günlük düzenin gerektirdiği dar ve yapmacık dünyaya hapsolan değil, kendine has bir hayat biçimi oluşturan, bununla ânını ân, gününü gün edendir.

    Rindin şâir, şâir olmasa bile şâir ruhlu, sanatkâr ruhlu olduğunu söylemiştik. Şairlerin büyük bölümü kendini rind olarak görmüşler, bununla iftihar etmişlerdir. Türk şiirinde de rindlik üzerine pek çok beyit ve ifade vardır.

   Rindlik ve rindlerden bahsedince Yahya Kemal’e ayrı bir yer açmak gerekir. Yahya Kemal, doğu edebiyatlarında asırlarca işlenen rindlik kavramına modern bir bakış getirerek, şiirimizde gerçekleştirdiği eski-yeni sentezi veya neoklâsik tarzın bir örneğini daha sunmuştur. Şairimiz, rindlere dair yazdığı üç şiirle rindâne hayat felsefesinin portresini çizmiştir adeta. Bu şiirler Rindlerin Hayatı, Rindlerin Akşamı, Rindlerin Ölümü adlarını taşımaktadır. Önümüzdeki üç yazıda bu şiirleri birer birer değerlendirerek rindlik kavramına ve rindâne hayata yeniden bakmayı düşünüyorum. Haftaya “Rindlerin Hayatı” yazısıyla rindâne duyuşlarda buluşmak ümidiyle…

Tags: , , , , , , , ,

1
Eyl

İbrahimovic, La Liga’ya Golle Başladı

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

    Geçen sene bütün kupaları toplayan Barcelona’nın  dünyanın en iyi santrforu olarak gösterilen İbrahimovic’i de kadrosuna katması büyük yankı uyandırmıştı. Kendisinden beklentiler yüksek olan Boşnak asıllı İsveçli golcü La Liga’da çıktığı ilk maçta golle tanıştı. İspanya Ligi’nin ilk haftasının kapanış maçında Barcelona Sporting Gijon’u 3-0 yenerken takımın son golü 82. dakikada İbrahimovic’den geldi. Barca’nın diğer golleri ise 18. dakikada Bojan Krkic ve 42. dakikada Keita’dan geldi.  

    Zlatan İbrahimovic öyle bir golcü ki 6 senedir hangi takımda oynasa o takım sezonu şampiyon tamamlıyor. Ajax, Juventus ve İnter’de bu böyle oldu. Bakalım Barcelona’da da seri devam edecek mi?

Tags: , ,