Archive for Ağustos, 2009

18
Ağu

Lig Yarışı

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

   İlk 2 haftadaki görüntüye bakınca şampiyonun kim olacağı ile ilgili yorum yapmak gerçekten çok zor. Bu sene Trabzonspor ve Sivasspor’un geçen seneki görüntülerinden uzak kalacağı görülüyor. Ancak üç büyüklerin arasında müthiş bir yarış bizi bekliyor. Bursaspor da bu sene Sivasspor’un son iki yılda yaptığını yapabilir. Ancak 5. şampiyon olmaları zor görünüyor. Çünkü Galatasaray ve Fenerbahçe yaptıkları transferler ve doğru hoca seçimleriyle çok iddialı konuma geldiler. Beşiktaş ise şampiyon takımının üstüne Nihat ve Fink gibi önemli isimleri transfer etti (yine de bir oyun kurucu ve bir golcüye ihtiyacı var siyah beyazlıların).

    Bu sezon bizi rekabetin yüksek olduğu bir lig bekliyor. Umarım bu rekabetin yanında kalite de eksik olmaz.

Tags: , , ,

14
Ağu

Gazete

   Yazar: Doğan ÖZÇELİK    Kategori Genel Güncel

 

    Terminaldeyim. Otobüsün kalkmasına kısa bir süre var. Gazete bayiine koştum. Son bir gazete kalmış, mecbur aldım. Elli kuruş…

    Sayfaları cicili bicili, kuşe kağıda… Türkiye’nin gelmiş geçmiş tek değişik gazetesi iddiasıyla çıkmış meydane. İlk görüşte farklı gerçekten. Ama içeriğe bakınca bildiğimiz boyalı saldırgan medyadan farklı değil. Bir gazetenin farklılığı nasıl kâğıda basıldığıyla değil, o kâğıtta neler basıldığıyla ilgilidir.

    Eşeğe altın semer vursan eşektir. Beyaz gelinlik giydirsen de… Kurbağa öküze benzemek istemiş, ciğerlerini hava doldurunca biraz irileşmiş ama sınırı geçince patlayıvermiş. Yalancı çobana herkes inanıyormuş, bir zaman sonra kimse inanmamış artık.

    En çok da doğkunduğumda elimin kaymasını seviyorum. Değişik bir duygu gerçekten.

    Farkı, ciciliği…

Tags: ,

12
Ağu

Balkanlar… Ah Balkanlar!

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat, Tarih

 

                                          ”Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum

                                Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum” (Yahya Kemal, “Açık Deniz” şiirinden)

 

    Balkanlar… 5 asır boyunca atlarımızı suladığımız Tuna nehri, şimdi bizim için akmıyor. Bir zamanlar dedelerimizin yaşadığı, bizden bir parça olan bu geniş coğrafyanın büyük bölümünü artık bizler, göç edilen diyâr olarak yâd ediyoruz.

    Göçler ve katliamlarla Türk ve müslüman nüfusun azaldığı Balkanlar’da 1300lerin sonundan 1900′lerin başına kadar Türklerin ve Müslümanların yoğun olarak yaşadığını, buraların da bizden bir diyâr olduğunu biliyoruz. Üsküp doğumlu şairimiz Yahya Kemal’in çocukluğunu geçirdiği Rumeli ile ilgili şu cümleleri dikkat çekicidir: “Rumeli’ye o zaman, ne kadar yerleşmişiz Yârabbi! Ve bu hakikati bugün ne kadar unuttuk. Meselâ Rumeli Türklerini ezelden ebede kadar muhacir telâkki etmeye alışmış olan İstanbul ve Anadolu milletdaşlarımız bu itikadlarında ne kadar yanılıyorlar.” (Yahya Kemal, Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebî Hatıralarım, İst. Fetih Cem. Yay. İst. 1997, s.54,55)

    Balkanların Edirne’den ötesindeki kısmına hiç gitmesem de dedelerimin 93 Harbi’nde (1877-78 Osmanlı Rus Savaşı) Balkanlar’dan Anadolu’ya göç etmesinden olsa gerek, o coğrafya her zaman bana binlerce hatıramı, neşemi, hüznümü, hayallerimi, çocukluğumu bıraktığım diyâr gibi gelir. Bu yüzdendir ki şâirin şu mısralarında sanki kaybolmuş çocukluğumu bulurum:

    Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum

    Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum.

    Nasıl bulmayayım! Beş asır dedelerim mahsulünü devşirmiş, koyununu otlatmış ovasında. Türkülerini, şiirlerini haykırmış semâsına o toprağın. Atını Tuna’da sulamış, bin atlı akınlarda dev gibi orduları yere sermiş o topraklarda. Ve bin bir milleti beş asır kardeşçe yaşatmış o bizden diyârda.

    Okuyucu, yaralıyım! Balkanları kaybettiğimizden beri, 90 senedir… Dedelerim Balkanları terk edeli, 130 senedir… Yaralıyım. Balkanları al kanlarla suladığımızdan beri yaralıyım. Düz cümleler yaramı tarife âciz. Belki şiir döker içimi dışıma, belki şiir hâlime tercümân olur. Ey Rumeli’nin Hasan Rızası! Sadece Hasan Rıza’ya değil bu sesleniş, dedeleri Rumeli’de yüzlerce yıllık hatıralarını bırakarak Anadolu’ya gelmişlere. Yâdınızda mı Üsküb’ün, Razgrat’ın, Vardar Yenicesi’nin fezâsı? Buralar birer müslümân şehirdi, yâdınızda mı bıraktığımız miras? İşte bamteline dokunan mısralar:

    HASAN RIZA’YA SESLENİŞ

    Ey Rûmelî’nin Hasan Rızâ ‘sı
    Yâdında mı Üsküb’ ün fezâsı
    Yâhut Kalkandelen kazâsı
    Vardar ve uzakta karlı dağlar

   

    Üsküb bir müslüman şehirdi
    Binbir türbeyle müştehirdi
    Vardar’sa önünde bir nehirdi
    Her an tekbîrlerle çağlar

                           Yahya Kemal Beyatlı

 

Tags: , ,

10
Ağu

Bu Sene Bursaspor’u İyi İzleyin

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

   Geçen sezon Ertuğrul Sağlam geldikten sonra büyük bir çıkış yakalayan Bursaspor, bu sezon da kadrosunu yerinde transferlerle takviye etti.

    Ertuğrul Sağlam geçen sezonun ortasında geldiği Bursaspor’la büyük bir çıkış yakalamış, Timsahlar ligi 6. sırada bitirmişti. Öyle bir çıkıştı ki ikinci yarının puan durumu yapıldığında Bursaspor Beşiktaş’ın ardından ikinci sırada yer alıyordu.

    Turkcell Süper Lig’de 2009-2010 sezonunun ilk haftasında evinde kazanan tek takım Bursaspor oldu. Timsahlar, 1-0 geriye düştükleri Kasımpaşa maçını Zapotocny ve Sercan’ın golleriyle çevirerek lige iyi bir başlangıç yaptılar.

    Büyükler arasında sıralama nasıl olur bilmem ama iki senedir Sivasspor’un yaptığını bu sene Bursaspor yapacak gibi görünüyor. Hatta belki de Sivas’ı da geçerek 5. büyük olmayı başarır Timsahlar. Fahri Kaplan’ın geçen haftaki güzel yazısında anlattığı Bursa şehri bu unvanı fazlasıyla hakediyor.

    Başarılar Ertuğrul Sağlam hocam! Bir Beşiktaşlı olarak seni her zaman destekliyorum. Adam gibi kişiliğinle bütün futbolseverlerin kalbinde taht kurdun. İnanıyorum ki Bursaspor’la hakettiğiniz başarıları yakalayacaksınız.

Tags: ,

5
Ağu

Bursa’da Dört Sene ve İki Gün

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat, Genel Güncel, Şehir

gunes-artik-guruba-kayarken-gunbatimini-en-iyi-seyredecegim-yerdeydim-tophanede.JPG  

    Bursa’yı görmeden geçireceğim bir yılı kendi adıma yaşanmamış sayarım. Kalabalıklar içinde dinlenebilir, huzur bulabilir, kendisiyle başbaşa kalabilir mi insan? Bursa’da kalır. Öyle bir iklimi var ki bu şehrin insanı kendine getiriyor, özüne döndürüyor. Bursa, Evliyâ Çelebi’nin onun için söylediği iki kelimede gizli: Ruhâniyâtlı şehir! 

   Geçen hafta Bursa’daydım. Böylece bu yılı da yaşamış, doldurmuş oldum. Eskisi gibi yılın büyük bölümünü değil, aksine bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar gününü geçiriyorum bu şehirde. O yüzden dolu dolu gezmek, Bursa’ya kanmak istiyorum gittiğimde. Bursa’ya doymak mümkün olmasa da…

    Salı akşamüstü Ulucamii’nin tazelenen yüzünü gördüm. Daha Bursa’daki öğrencilik yıllarımda (O yıllar ki 2003-2007 arasına tekabül eder) başlayan restorasyon çalışmaları nihayet bitmişti. Üsküp gibi Yıldırım Bâyezid Hân yâdigârı olan bu büyük mâbedi uzun bir aradan sonra tam hâliyle görebildim böylece.

     Güneş artık gurûba kayarken Bursa’da günbatımının en iyi seyredileceği yerdeydim. Tophane’ye çıktığımda koca şehir ayaklarımın altındaydı ve güneş bu güzel şehrin arkasına saklanırken Bursa’nın yeşili gittikçe koyulaşıyor, gecenin siyahına bürünmek için hazırlık yapıyordu. Günbatımının ardından Tophane’den Altıparmak’a indim ve kalacağımız eve (abimin evi) gittik abimle beraber. 

    Ertesi sabah buluşacağım arkadaşın Gemlik’teki akrabasının yanında olduğunu öğrenince haber ediyorum: “Sen gelme, ben geliyorum. Kahvaltıyı Gemlik’te yaparız.” Gemlik’te de nice hatıralarım var çünkü. Buraya kadar gelip de ona uğramadan, Gemlik’e doğru denizi görmeden olur mu? Otobüs Gemlik’e varmak için son tepeyi aşarken gözlerim her zamanki gibi Orhan Veli’nin mısralarının yazılı olduğu tabelada:

     ”Gemliğe doğru denizi göreceksin;

     Sakın şaşırma!”

     Artık âşinâsı olduğum için şaşırmıyorum ama karşıma bir anda çıkan denizin ve dibindeki şehrin muhteşem görüntüsü her zamanki gibi büyülüyor beni. İşte Gemlik’teyim. Gemlik’te deniz kenarında bir zamanlar müdâvimi olduğum Gurup Aile Çay Bahçesi’nde kahvaltının ardından çaylarımı yudumlarken içimde bir yerlere gizlenmiş bin bir hatıra gözlerimin önünde. Ah hatıralar! Siz ne eşsiz bir hazinesiniz. 

     Sabahı Gemlik’te geçen günün akşamında Bursa’daki eşsiz öğrencilik yıllarını beraber yaşadığım nadide arkadaşım Tuğrul’un düğünü var. Benle birlikte Bursa’da beraber öğrencilik yaptığımız iki candan arkadaşım daha geldi düğün için. Sabah Gemlik’te buluştuğum arkadaşlarım Doğan ve Mustafa (nâm-ı diğer Çakır). Düğün’e kadar Yeşil ve Emir Sultan’a uğruyor, Ulu Camii’de tekrar müstesna demler yaşıyoruz. İçimde buruk kalan tek şey hâlâ bakım nedeniyle kapalı olan Yeşil Türbe’ye giremeyişim oluyor. Osmanlı’yı ikinci kez kuran koca hünkâr Çelebi Mehmed Han’ın kabri hâlâ nurla dolmaktadır ben göremesem de, eminim.

     Akşam, Tuğrul’un düğünündeyiz. Biz onu görünce öyle mutlu oluyoruz ve o bizi görünce öyle seviniyor ki. İşte gerçek dostluk bu bakışlarda gizli. Dost bakışı, dost sıcaklığı… Aramızda ilk evlenen Tuğrul oluyor. Vay be Tuğrul diyoruz, seni – o tatlı, yer yer de uçukluğu seven ama bir o kadar da efendi aynı zamanda da tabii bir afacanlık taşıyan kardeşimizi – kaybettik demek! Ah be Bursa, keşke zaman iki sene önceki gibi dursa!.. Hayat boyu mutluluklar Tuğrulcuğum!

    Ertesi gün ayrılış günü. Ama ayrılmadan önce 2-3 saatlik bir vaktimiz var. Bursa’ya gelmişken değerlendirmemek olur mu? İnkaya’daki 700 yıllık Çınar’da meyve tatlısı yemeyeli de o kadar zaman olmuşken… Çınar’a çıkıyoruz. Ulu Çınar, Osmanlı’nın miras bıraktığı ihtişamı ve yüceliği simgeliyor. Tophane’de olduğu gibi şehre yine tepeden bakıyoruz. Yahya Kemal İstanbul için “Bir Tepeden”, “Bir Başka Tepeden” adlı şiirleri yazmamış olsa belki de Bursa’nın bu iki tepesi için aynı isimde şiirler yazılırdı. Ama bu iki şehirde de birbirine benzer ve birbirini tamamlayan unsurları düşününce şairlere benzer duyguları ilham etmesine şaşmamak gerek.

     …ve ayrılış. Kavurucu yazın rüya gibi iki günü geçti Bursa’da. Kalplerimiz hep onunla atıp dursa da bir daha ne zaman yürürüm bu yolları. Ya da Sezen Aksu’nun dediği gibi: “Bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm?” Yürürüm be Bursa, senin ikliminde olduktan sonra insanda heves olmaması düşünülebilir mi?       

    Bursa’da iki gün dediğime bakmayın! O iki gün dört senenin hatırasını da beraberinde getiren müstesna zamanlar benim için. Yemek yediği Lokanta’da ücret yerine garsonun resmini 1 dakikada çizen ressama yarım saat yemek yediğini 1 dakikada yapılan resmin bunu ödemeyeceğini söyleyen garsona tecrübeli sanatkârın “Hayır evlât, 60 yıl ve 1 dakika” demesi gibi. Sende bu yaz yaşadığım 2 gün değildir ey aziz Bursa! Bu yazın 4 sene ve 2 gününü sende geçirdimse Bursam,  ömrüme dört güzel yıl katmışım demektir.

***

Not: Kıymetli okurlar! Bundan sonra yazılarımı Çarşamba günleri yayınlamayı düşünüyorum. Her Çarşamba Lâfistan’da buluşmak dileğiyle… Kandiliniz mübarek olsun!

Tags: , ,

Lafistan.com Gizlilik Politikası