Archive for Ağustos, 2009

31
Ağu

Sezen Aksu’dan Sami Yusuf’a Hediye: “Giz”

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Müzik

    Yazdığı şarkı sözleri,  yaptığı besteler ve güçlü sesiyle Türk müziğinin son 30 yılına damgasını vuran Sezen Aksu, eserlerinde dinî-manevi konuları işleyen dünyaca ünlü sanatçı Sami Yusuf’un bestelediği İngilizce Without (Giz) şarkısının Türkçe sözlerini yazdı. Şarkı sözlerindeki derinlik ve duyarlılıkla ruhumuzu okşayan Sezen Aksu, “Giz”in sözlerinde de o şiir tadındaki üslûbunu konuşturmuş, bir dinlenme, arınma tohumu atmış içimizde bir yerlere: İşte Sezen Aksu’nun Sami Yusuf’a hediye ettiği sözler:

    GİZ

Eser bir yel dağılır sis

Ne iz bırakır ne bir Giz

Yine o derin dipsiz

O şefkatle affeden

.

Evvelim şimdim ahirim

Benim sevgili sahibim

Bir okula misafirim

Mezuniyet bekleyen

           Sezen Aksu

          

Tags: , , , , ,

28
Ağu

Yasak

   Yazar: Doğan ÖZÇELİK    Kategori Genel Güncel

 

    Otobüste yolculuk yapıyordum. Arkada üç kişi Almanca konuşuyordu. Sadece birisi gurbetçiydi, ikisi yabancı. İlerleyen dakikalarda host gelerek telefonlarını kapatmasını, bilgisayarın elektronik felan filan anlattı uzun uzun sonuç olarak “Arabada tel yasak” dedi. Grup şaşırmıştı. Türkçe bilen itiraz etti: “Ben Almanya’da bu arabaların o dediğiniz sistemini yapıyorum ama telefonun zarar verdiğine dair hiçbir bulgu yok.” Zaten Avrupa’da da hiçbir ülkede böyle bir yasağın bulunmasını anlatmaya çalıştıysa da görevli sesini yükselterek “Yasak kardeşim, yasak” dedi. Şaşırmışlardı. Yurdum insanı da şaşırmalarına şaşırdı. Burası Türkiye, herkes gücünü göstermek için bir şeyler yasak eder. Muavin telefonu, müdür saç uzatmayı, YÖK baş örtüyü, RTÜK tartışmayı… Herkes kendi alanında bir şeyi yasaklar burada ben varım demek için.

    Zamanında adamın biri tuvaletçilik yapıyormuş mıllete sen şu ibriği sen bu ibriği kullan diye talimat veriyormuş. Adamın bırı aceleden dediği ibriği değil diğerini almış adam başlamış bağırmaya “Ulen beni dinlemezseniz ibrikçibaşılığım nerde kaldı”.   

    Yasaklar delinmek için değil. Şu yasakları azaltalım, daha özgür bir hayat sunalım. Azaltalım ki asıl yasaklara uyulsun. Kırmızı ışıkta duruldun,hız sınırına uyulsun. Her yasağa uyarsak hayat işkenceye döner demeyelim.    

    Yasak demişken sigara yasağına da değinmek gerek . Muzdarip olduğum bir meseleydi gerçekten rahat nefes almaya başladım. Buna kapalı alanda sigara yasağı demeyelim de, kapalı alanda temiz hava özgürlüğü diyelim.

 

Tags: , , ,

28
Ağu

Beşiktaş’ın Rakipleri

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

   2009-2010 sezonu Şampiyonlar Ligi grup kuraları çekildi. Beşiktaş, B grubunda Manchester United, CSKA Moskova ve Wofsburg ile eşleşti. Bu takımları kısaca değerlendirecek olursak;

    Manchester United: İngiltere’de son 3 sezonun şampiyonu. Geçen yılın Şampiyonlar Ligi finalisti. Futbolseverlerin yakından tanıdığı United hakkında fazla söze gerek yok. Birinci torbanın hepsi güçlü takımlar olduğu düşünülürse United’ın gelmesinden şikâyetçi olmanın da anlamı yok. İlk maçta İnönü’de tarihî bir zafer bekliyoruz Beşiktaş’tan.

   CSKA Moskova: İkinci kategoride gelebilecek en uygun rakiplerden biriydi. Canımı sıkan tek yanı ise Fenerbahçe’yi çalıştırdığı dönemde Beşiktaş’a karşı devamlı kazanan Zico’nun CSKA’nın başında olması. Ama Mustafa Denizli’nin tecrübesi de Zico’dana z değil.

   Wolfsburg: Beşiktaş, dördüncü torbanın en güçlü takımı ile eşleşti. Böylece kuralardaki şanssızlığı bir kez daha Kartal’ın yakasını bırakmadı. Ama şikâyet etmek yersiz. Sonuçta başarı hedefleniyorsa bahanelerden uzak durulmalı, engeller bertaraf edilmeli.

   Beşiktaş’a Şampiyonlar Ligi’nde başarılar. İnanıyoruz sana Kara Kartal! 

Tags: , ,

26
Ağu

Bakmak ve Görmek

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Genel Güncel

 

                                                                               -dîvâne yazılara bir yenisini daha eklerken…-                                                                               – dîvâne yazılara bir yenisini daha eklerken..-                                                         -dîvâne yazılara bir yenisini daha eklerken…-    

    Bak, ama görmüyorsan bakmanın da bir faydası yok. Bakmak ayrı görmek ayrı. Bakmakla olsa köpeklerin kasap olacağını söylemiş kudemâ. Bakmakla değil; akmakla, nüfûz etmekle açılır kapılar.                   Bak, ama göremiyorsan bakmanın da bir faydası yok. Dar ufuklarda hapsolmaya mahkum kalanlar ne talihsizdir. Güneşi balçıkla sıvamaya çalışanlar nice bir muhâlin peşindedir. Bak! Bakmakla yetinme ak, nüfûz et! Perdeler, nüfûz ettikçe aralanır elbet.

    Bak, ama göremiyorsan bakmanın da bir faydası yok. Görmeden bakma diyemem çünkü bakmadan göremezsin. Her bakan göremez ama görenlerin hepsi bakmıştır. O yüzden sen de bak! Bakmakla yetinme ak, nüfûz et! Dünya, baktığını görenlerle aydınlanır elbet.

     Fahri yeter bu kadar divanelik, artık aklını da al yanına.  Bir de gönlünü, basiretini al öyle bak!

           Bak, ama görmüyorsan bakmanın da bir faydası yok. 

                                                                               Fahri Kaplan         

                                                                                   

Tags: ,

21
Ağu

Sivil Hayat İçinde Asker

   Yazar: Doğan ÖZÇELİK    Kategori Genel Güncel

 

    Arkadaşım içlerinde asteğmenin de bulunduğu bir grupla damsız girilmeyen bir bara gitmişler. Kapıdaki görevli nazikçe damsız girilemeyeceğini ifade etmiş. Bunun üzerine asteğmen olan askeri kimliğini göstererek girmelerine izin verilmesini istemiş. Görevli kuralları uygulamak zorunda olduğunu giremeyeceklerini belirtmiş. Bunun üstüne birkaç defa daha kimliğini gösteren asteğmene görevlinin cevabı şu olmuş: “Arkadaşım niye ikide bir kimliğini gösteriyorsun. Burası kışla mı?”

    Demek ki Türkiye’mizde de bir şeyler normalleşmeye başlamış. Taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor. Askerin asker olduğu yer kışla. Dışarıda sivil , siviller gibi sivil. Üstünlüksüz,ayrıcalıksız. Sonuçta kast sistemi kaç ülkede kaldı ki?

    Askerin görevi kendi vatandaşının değil düşman ülkelerin kalbine korku salmaktır. Gücünü düşmana göstermek, görevine kenetlenmek, siyasetten, ülke yönetme hevesinden uzak durmak.    

     Evet askerden korkmuyoruz ama askeri seviyoruz. Devlet yönetme hevesiyle genç Osman’ı katleden orduya duyulan öfkeden uzağız. Fatih’in ordusuna duyulan sevgi gibi sevgimiz. Kanunî’nin ordusuna duyulan güven gibi güvenimiz.

Tags: , ,

21
Ağu

Ramazan’ınız Mübarek Olsun

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Genel Güncel

 

    Onbir ayın sultanı Ramazan ayınızı tebrik eder; bu mübarek ayın ülkemize ve bütün İslâm alemine bereket getirmesini temenni ederiz.

                                  Lâfistan Site Yönetimi

Tags: , ,

20
Ağu

Dört Koldan Avrupa Ligi’ne

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

   Bu akşam Avrupa Ligi gruplarına katılmak için mücadele veren 4 takımımızın maçı var. Futbolseverler, büyük bir heyecanla bu maçları bekliyor. İşte günün programı:

   19:45 Trabzonspor – Toulouse  (Futbol Smart)

   21:00 Sivasspor – Shakhtar Donetsk (Show Tv)

   21:30 Sion – Fenerbahçe (Euro Futbol)

   21: 45 Galatasaray – Levadia Tallinn (Futbol Smart)

   Tahminlerime gelince: Fenerbahçe ve Galatasaray fazla zorlanmadan turu geçerler. Sivasspor’a ne yazık ki pek şans veremiyorum. Trabzonspor, Toulouse karşısında favori değil, ancak Touluse’u eleyebilecek potansiyele sahip. Benim sonucunu en fazla merak ettiğim ve kestirmekte zorlandığım maç Trabzonspor – Toulouse karşılaşması.

   Bütün takımlarımıza başarılar.

Tags: , , , , , , ,

19
Ağu

Kanûnî Devrinde

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat, Tarih

    Kanûnî devri  siyasî, kültürel, askerî vb. hemen her alanda zirveyi yaşadığımız bir dönemdir. Öyle bir dönemdir ki bu, Sinan gibi bir mimarı, Bâkî gibi bir şairi yetiştirmiştir. Zaten Kânûnî Sultan Süleyman bu ifadeleri bizzat kendisi kullanmıyor mu: “Bunca yıllık saltanatımda iftihar ettiğim iki şey vardır: Biri Sinan gibi bir mimarın benim dönemimde yaşaması, diğeri de Bâkî gibi bir şairi bulup çıkartmaklığımdır.”

    Maziye takılıp kalmak doğru değil. Ancak maziden yüzünü çevirerek geleceğe yön vermek de mümkün değil. Eskisi gibi her alanda söz sahibi olmak isteyen milletimize şanlı mazi ilham kaynağı olacaktır. Geçmişin birikimini yıkanlar her zaman yeniden temel atmak durumundadır. Ardında büyük bir birikime sahip olanlardır ki binalarını en yüksek ufuklara taşıyabilirler.

    Kanûnî Devri (şiirimdeki ifadeyle devr-i Süleyman), hayâl dünyamda yer yer seyahat ettiğim, beni zamanın kasvetinden arındıran, milletçe mesut günlerimize seyahat ettiğim müstesna bir devirdir. Hani Yahya Kemal’in dediği gibi:

    Çık tayy-ı zaman et açılır her perde

    Bir devr geçir istediğin her yerde

    Ben hicret edip zamanımızdan yaşadım

    İstanbul’u fethettiğimiz senelerde

    Üstâd, İstanbul’u fethettiğimiz seneleri tercih etmiş. Zaten eserlerinde bu büyük fethi tarihimizin dönüm noktası olarak da sık sık anar. Ben de tayy-ı zaman ederek (zaman değiştirerek) hayâl ufkumda farklı devirlere seyahat eder, o dönemi adeta yeniden yaşamaya çalışırım. İşte Kanûnî Devri’nin daha ziyâde edebî ortamına yaptığım  seyahatlerin bu hayal ufkunda sınırlı kalmasının içimdeki ukdeyi deştiği bir zamanda (dört sene önce) kaleme aldığım bir şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum:

 

     KÂNÛNÎ DEVRİNDE

Söz sultanları son ufka varmışlardı beyânda;
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!
Bulunur mu ki bir daha bunca üstâd bir anda!
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!

O devirde hem Fuzûlî hem Bâkî yaşar idi,
Zâti Pîr’in dükkânına şairler koşar idi,
O şiirler okundukça gönüller coşar idi,
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!

O zaman bu topraklarda büyük ihtişâm vardı,
Bütün dünyâya hükmeden şâh-ı muhteşem vardı,
Bir devlet ki; hem İstanbul hem Üsküb hem Şam vardı,
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!

İstanbul şiir diyârı: Bâkî, Nev’î, Hayâlî…
Bağdat ızdırâb mekânı: Rûhî ile Fuzûlî.
Aslı nasıldı kim bilir; mest ediyor hayâli,
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!

İstesen de gelmez geri konuşursun nâfile.
Nerelerde kaldın Fahri; geçti gitti kaafile.
İçimde bir istek kaldı – olmazsa da lâf ile -:
Ne hoş olurdu gelseydim âh devr-i Süleyman’da!

                    Fahri Kaplan  

 

    Hâmiş: Ramazan ayınızı şimdiden kutlar, onbir ayın sultanının iç ve dış dünyamıza bereket getirmesini temenni ederim.

Tags: ,

18
Ağu

Bolt İstediği Gibi Uçuyor

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Genel Güncel, Spor

 

    Yediğim yemekten sonra rehavet basmış, uzandığım kanepede yarı uyur yarı uyanık vaziyetteydim. Ekranda 9:58’i görünce birden fırladım yatağımdan. Gözlerime inanamadım! Nasıl bir adam bu dedim kendi kendime. Az önce yavaş yavaş kapanan gözlerim bir anda fal taşı gibi açılmıştı. Tamam, 100 metre rekoru kırılırdı. Hele rekorun sahibi Usain Bolt, tekrar kırardı. Kırardı da bu rekor hep 1-2 salise, olmadı 3 salise geliştirilirdi. Maurice Green 1999’da Donovan Bailey’in rekorunu 5 salise geliştirerek 100 metreyi 9:79’da koştuğunda bu rekorun kolay kolay kırılamayacağı konuşuluyordu. Asafa Powell, o rekoru iki kez kırmıştı. Ama Jamaikalı Usain Bolt, iki senedir herşeyi alt üst etti. Geçen sene önce 9:72 sonra da etrafına bakınarak, şovunu yaparak 9:69 koşmuştu. Bu sene biraz daha ciddiye aldı ve rekorunu tam 11 salise; evet, evet tam 11 salise geliştirerek 100 metreyi 9:58’de koştu. Geçen sene şov yapmak yerine daha ciddi koşsan daha iyi derece yapardın diyen gazetecilere verdiği cevap hâlâ aklımda: “Rekor benim değil mi istediğim gibi kırarım size ne!”

    Usain Bolt, rekorları istediği gibi kırıyor. Böyle bir atleti izleyebildiğimiz için çok şanslıyız.

    ***

100 metre dünya rekorları:

 9″95 Jim Hines (Usa), 14/10/68 a Città del Messico
9″93 Calvin Smith (Usa), 03/07/83 a Colorado Springs (Usa)
9″92 Carl Lewis (Usa), 24/09/88 a Seul
9″90 Leroy Burrell (Usa), 14/06/91 a New York
9″86 Carl Lewis (Usa), 25/08/91 a Tokyo
9″85 Leroy Burrell (Usa), 06/07/94 a Losanna (Svizzera)
9″84 Donovan Bailey (Can), 27/07/96 ad Atlanta (Usa)
9″79 Maurice Greene (Usa), 16/06/99 ad Atene
9″77 Asafa Powell (Jam), 14/06/05 ad Atene
9″74 Asafa Powell (Jam), 09/09/07 a Rieti
9″72 Usain Bolt (Jam), 31/05/08 a New York
9″69 Usain Bolt (Jam) 16/08/08 Pechino
9″58 Usain Bolt (Jam) 16/08/09 Berlino

         Kaynak: acetobalsemico.blogspot.com

Tags: , , , , ,

18
Ağu

Lig Yarışı

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

   İlk 2 haftadaki görüntüye bakınca şampiyonun kim olacağı ile ilgili yorum yapmak gerçekten çok zor. Bu sene Trabzonspor ve Sivasspor’un geçen seneki görüntülerinden uzak kalacağı görülüyor. Ancak üç büyüklerin arasında müthiş bir yarış bizi bekliyor. Bursaspor da bu sene Sivasspor’un son iki yılda yaptığını yapabilir. Ancak 5. şampiyon olmaları zor görünüyor. Çünkü Galatasaray ve Fenerbahçe yaptıkları transferler ve doğru hoca seçimleriyle çok iddialı konuma geldiler. Beşiktaş ise şampiyon takımının üstüne Nihat ve Fink gibi önemli isimleri transfer etti (yine de bir oyun kurucu ve bir golcüye ihtiyacı var siyah beyazlıların).

    Bu sezon bizi rekabetin yüksek olduğu bir lig bekliyor. Umarım bu rekabetin yanında kalite de eksik olmaz.

Tags: , , ,

14
Ağu

Gazete

   Yazar: Doğan ÖZÇELİK    Kategori Genel Güncel

 

    Terminaldeyim. Otobüsün kalkmasına kısa bir süre var. Gazete bayiine koştum. Son bir gazete kalmış, mecbur aldım. Elli kuruş…

    Sayfaları cicili bicili, kuşe kağıda… Türkiye’nin gelmiş geçmiş tek değişik gazetesi iddiasıyla çıkmış meydane. İlk görüşte farklı gerçekten. Ama içeriğe bakınca bildiğimiz boyalı saldırgan medyadan farklı değil. Bir gazetenin farklılığı nasıl kâğıda basıldığıyla değil, o kâğıtta neler basıldığıyla ilgilidir.

    Eşeğe altın semer vursan eşektir. Beyaz gelinlik giydirsen de… Kurbağa öküze benzemek istemiş, ciğerlerini hava doldurunca biraz irileşmiş ama sınırı geçince patlayıvermiş. Yalancı çobana herkes inanıyormuş, bir zaman sonra kimse inanmamış artık.

    En çok da doğkunduğumda elimin kaymasını seviyorum. Değişik bir duygu gerçekten.

    Farkı, ciciliği…

Tags: ,

12
Ağu

Balkanlar… Ah Balkanlar!

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat, Tarih

 

                                          “Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum

                                Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum” (Yahya Kemal, “Açık Deniz” şiirinden)

 

    Balkanlar… 5 asır boyunca atlarımızı suladığımız Tuna nehri, şimdi bizim için akmıyor. Bir zamanlar dedelerimizin yaşadığı, bizden bir parça olan bu geniş coğrafyanın büyük bölümünü artık bizler, göç edilen diyâr olarak yâd ediyoruz.

    Göçler ve katliamlarla Türk ve müslüman nüfusun azaldığı Balkanlar’da 1300lerin sonundan 1900’lerin başına kadar Türklerin ve Müslümanların yoğun olarak yaşadığını, buraların da bizden bir diyâr olduğunu biliyoruz. Üsküp doğumlu şairimiz Yahya Kemal’in çocukluğunu geçirdiği Rumeli ile ilgili şu cümleleri dikkat çekicidir: “Rumeli’ye o zaman, ne kadar yerleşmişiz Yârabbi! Ve bu hakikati bugün ne kadar unuttuk. Meselâ Rumeli Türklerini ezelden ebede kadar muhacir telâkki etmeye alışmış olan İstanbul ve Anadolu milletdaşlarımız bu itikadlarında ne kadar yanılıyorlar.” (Yahya Kemal, Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebî Hatıralarım, İst. Fetih Cem. Yay. İst. 1997, s.54,55)

    Balkanların Edirne’den ötesindeki kısmına hiç gitmesem de dedelerimin 93 Harbi’nde (1877-78 Osmanlı Rus Savaşı) Balkanlar’dan Anadolu’ya göç etmesinden olsa gerek, o coğrafya her zaman bana binlerce hatıramı, neşemi, hüznümü, hayallerimi, çocukluğumu bıraktığım diyâr gibi gelir. Bu yüzdendir ki şâirin şu mısralarında sanki kaybolmuş çocukluğumu bulurum:

    Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum

    Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum.

    Nasıl bulmayayım! Beş asır dedelerim mahsulünü devşirmiş, koyununu otlatmış ovasında. Türkülerini, şiirlerini haykırmış semâsına o toprağın. Atını Tuna’da sulamış, bin atlı akınlarda dev gibi orduları yere sermiş o topraklarda. Ve bin bir milleti beş asır kardeşçe yaşatmış o bizden diyârda.

    Okuyucu, yaralıyım! Balkanları kaybettiğimizden beri, 90 senedir… Dedelerim Balkanları terk edeli, 130 senedir… Yaralıyım. Balkanları al kanlarla suladığımızdan beri yaralıyım. Düz cümleler yaramı tarife âciz. Belki şiir döker içimi dışıma, belki şiir hâlime tercümân olur. Ey Rumeli’nin Hasan Rızası! Sadece Hasan Rıza’ya değil bu sesleniş, dedeleri Rumeli’de yüzlerce yıllık hatıralarını bırakarak Anadolu’ya gelmişlere. Yâdınızda mı Üsküb’ün, Razgrat’ın, Vardar Yenicesi’nin fezâsı? Buralar birer müslümân şehirdi, yâdınızda mı bıraktığımız miras? İşte bamteline dokunan mısralar:

    HASAN RIZA’YA SESLENİŞ

    Ey Rûmelî’nin Hasan Rızâ ‘sı
    Yâdında mı Üsküb’ ün fezâsı
    Yâhut Kalkandelen kazâsı
    Vardar ve uzakta karlı dağlar

   

    Üsküb bir müslüman şehirdi
    Binbir türbeyle müştehirdi
    Vardar’sa önünde bir nehirdi
    Her an tekbîrlerle çağlar

                           Yahya Kemal Beyatlı

 

Tags: , ,

10
Ağu

Bu Sene Bursaspor’u İyi İzleyin

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

   Geçen sezon Ertuğrul Sağlam geldikten sonra büyük bir çıkış yakalayan Bursaspor, bu sezon da kadrosunu yerinde transferlerle takviye etti.

    Ertuğrul Sağlam geçen sezonun ortasında geldiği Bursaspor’la büyük bir çıkış yakalamış, Timsahlar ligi 6. sırada bitirmişti. Öyle bir çıkıştı ki ikinci yarının puan durumu yapıldığında Bursaspor Beşiktaş’ın ardından ikinci sırada yer alıyordu.

    Turkcell Süper Lig’de 2009-2010 sezonunun ilk haftasında evinde kazanan tek takım Bursaspor oldu. Timsahlar, 1-0 geriye düştükleri Kasımpaşa maçını Zapotocny ve Sercan’ın golleriyle çevirerek lige iyi bir başlangıç yaptılar.

    Büyükler arasında sıralama nasıl olur bilmem ama iki senedir Sivasspor’un yaptığını bu sene Bursaspor yapacak gibi görünüyor. Hatta belki de Sivas’ı da geçerek 5. büyük olmayı başarır Timsahlar. Fahri Kaplan’ın geçen haftaki güzel yazısında anlattığı Bursa şehri bu unvanı fazlasıyla hakediyor.

    Başarılar Ertuğrul Sağlam hocam! Bir Beşiktaşlı olarak seni her zaman destekliyorum. Adam gibi kişiliğinle bütün futbolseverlerin kalbinde taht kurdun. İnanıyorum ki Bursaspor’la hakettiğiniz başarıları yakalayacaksınız.

Tags: ,

5
Ağu

Bursa’da Dört Sene ve İki Gün

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat, Genel Güncel, Şehir

    Bursa’yı görmeden geçireceğim bir yılı kendi adıma yaşanmamış sayarım. Kalabalıklar içinde dinlenebilir, huzur bulabilir, kendisiyle başbaşa kalabilir mi insan? Bursa’da kalır. Öyle bir iklimi var ki bu şehrin insanı kendine getiriyor, özüne döndürüyor. Bursa, Evliyâ Çelebi’nin onun için söylediği iki kelimede gizli: Ruhâniyâtlı şehir!

   Geçen hafta Bursa’daydım. Böylece bu yılı da yaşamış, doldurmuş oldum. Eskisi gibi yılın büyük bölümünü değil, aksine bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar gününü geçiriyorum bu şehirde. O yüzden dolu dolu gezmek, Bursa’ya kanmak istiyorum gittiğimde. Bursa’ya doymak mümkün olmasa da…

    Salı akşamüstü Ulucamii’nin tazelenen yüzünü gördüm. Daha Bursa’daki öğrencilik yıllarımda (O yıllar ki 2003-2007 arasına tekabül eder) başlayan restorasyon çalışmaları nihayet bitmişti. Üsküp gibi Yıldırım Bâyezid Hân yâdigârı olan bu büyük mâbedi uzun bir aradan sonra tam hâliyle görebildim böylece.

     Güneş artık gurûba kayarken Bursa’da günbatımının en iyi seyredileceği yerdeydim. Tophane’ye çıktığımda koca şehir ayaklarımın altındaydı ve güneş bu güzel şehrin arkasına saklanırken Bursa’nın yeşili gittikçe koyulaşıyor, gecenin siyahına bürünmek için hazırlık yapıyordu. Günbatımının ardından Tophane’den Altıparmak’a indim ve kalacağımız eve (abimin evi) gittik abimle beraber.

    Ertesi sabah buluşacağım arkadaşın Gemlik’teki akrabasının yanında olduğunu öğrenince haber ediyorum: “Sen gelme, ben geliyorum. Kahvaltıyı Gemlik’te yaparız.” Gemlik’te de nice hatıralarım var çünkü. Buraya kadar gelip de ona uğramadan, Gemlik’e doğru denizi görmeden olur mu? Otobüs Gemlik’e varmak için son tepeyi aşarken gözlerim her zamanki gibi Orhan Veli’nin mısralarının yazılı olduğu tabelada:

     “Gemliğe doğru denizi göreceksin;

     Sakın şaşırma!”

     Artık âşinâsı olduğum için şaşırmıyorum ama karşıma bir anda çıkan denizin ve dibindeki şehrin muhteşem görüntüsü her zamanki gibi büyülüyor beni. İşte Gemlik’teyim. Gemlik’te deniz kenarında bir zamanlar müdâvimi olduğum Gurup Aile Çay Bahçesi’nde kahvaltının ardından çaylarımı yudumlarken içimde bir yerlere gizlenmiş bin bir hatıra gözlerimin önünde. Ah hatıralar! Siz ne eşsiz bir hazinesiniz.

     Sabahı Gemlik’te geçen günün akşamında Bursa’daki eşsiz öğrencilik yıllarını beraber yaşadığım nadide arkadaşım Tuğrul’un düğünü var. Benle birlikte Bursa’da beraber öğrencilik yaptığımız iki candan arkadaşım daha geldi düğün için. Sabah Gemlik’te buluştuğum arkadaşlarım Doğan ve Mustafa (nâm-ı diğer Çakır). Düğün’e kadar Yeşil ve Emir Sultan’a uğruyor, Ulu Camii’de tekrar müstesna demler yaşıyoruz. İçimde buruk kalan tek şey hâlâ bakım nedeniyle kapalı olan Yeşil Türbe’ye giremeyişim oluyor. Osmanlı’yı ikinci kez kuran koca hünkâr Çelebi Mehmed Han’ın kabri hâlâ nurla dolmaktadır ben göremesem de, eminim.

     Akşam, Tuğrul’un düğünündeyiz. Biz onu görünce öyle mutlu oluyoruz ve o bizi görünce öyle seviniyor ki. İşte gerçek dostluk bu bakışlarda gizli. Dost bakışı, dost sıcaklığı… Aramızda ilk evlenen Tuğrul oluyor. Vay be Tuğrul diyoruz, seni – o tatlı, yer yer de uçukluğu seven ama bir o kadar da efendi aynı zamanda da tabii bir afacanlık taşıyan kardeşimizi – kaybettik demek! Ah be Bursa, keşke zaman iki sene önceki gibi dursa!.. Hayat boyu mutluluklar Tuğrulcuğum!

    Ertesi gün ayrılış günü. Ama ayrılmadan önce 2-3 saatlik bir vaktimiz var. Bursa’ya gelmişken değerlendirmemek olur mu? İnkaya’daki 700 yıllık Çınar’da meyve tatlısı yemeyeli de o kadar zaman olmuşken… Çınar’a çıkıyoruz. Ulu Çınar, Osmanlı’nın miras bıraktığı ihtişamı ve yüceliği simgeliyor. Tophane’de olduğu gibi şehre yine tepeden bakıyoruz. Yahya Kemal İstanbul için “Bir Tepeden”, “Bir Başka Tepeden” adlı şiirleri yazmamış olsa belki de Bursa’nın bu iki tepesi için aynı isimde şiirler yazılırdı. Ama bu iki şehirde de birbirine benzer ve birbirini tamamlayan unsurları düşününce şairlere benzer duyguları ilham etmesine şaşmamak gerek.

     …ve ayrılış. Kavurucu yazın rüya gibi iki günü geçti Bursa’da. Kalplerimiz hep onunla atıp dursa da bir daha ne zaman yürürüm bu yolları. Ya da Sezen Aksu’nun dediği gibi: “Bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm?” Yürürüm be Bursa, senin ikliminde olduktan sonra insanda heves olmaması düşünülebilir mi?

    Bursa’da iki gün dediğime bakmayın! O iki gün dört senenin hatırasını da beraberinde getiren müstesna zamanlar benim için. Yemek yediği Lokanta’da ücret yerine garsonun resmini 1 dakikada çizen ressama yarım saat yemek yediğini 1 dakikada yapılan resmin bunu ödemeyeceğini söyleyen garsona tecrübeli sanatkârın “Hayır evlât, 60 yıl ve 1 dakika” demesi gibi. Sende bu yaz yaşadığım 2 gün değildir ey aziz Bursa! Bu yazın 4 sene ve 2 gününü sende geçirdimse Bursam,  ömrüme dört güzel yıl katmışım demektir.

***

Not: Kıymetli okurlar! Bundan sonra yazılarımı Çarşamba günleri yayınlamayı düşünüyorum. Her Çarşamba Lâfistan’da buluşmak dileğiyle… Kandiliniz mübarek olsun!

Tags: , ,