29
May

Kendi Gök Kubbemiz ve (K)öksüzlük

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

 

     Bizi biz yapan pek çok şeyden yüz çevrildiği bir devirde bir şair “Kendi Gök Kubbemiz” altında yaşadığımız en mesut demleri yâd ediyor, geleceğe yön vermek için ruhlarımızın muhtaç olduğu mâzîden alınacak ilhâmları bize sunuyordu. Mâzîye saplanıp kalmış bir adam değildi. Ama kendi kültür ve medeniyetine sırt çevirerek hiçbir atılımın yapılamayacağının da farkındaydı. Kendisini harâbîlik (harâb olmuş şeylerle uğraşma) ile suçlayan Ziya Gökalp’e verdiği şu cevap onun maziye dönüşünün istikbâle açılan bir kapı olduğunu bize gösteriyor:

         Ne harâbîyim ne harâbâtîyim  /                    Kökü mâzîde olan âtîyim.  

         Ya şimdi bu köksüzlük nedir cancağızım! Ya bu şuur ve idrâk kaybı nedir? Niye bu gençliğe sahip çıkılmaz? Niye nesiller “Kendi Gök Kubbemiz”in atmosferinden habersizdir?       TRT 2’de her pazar akşamı yayınlanan, bir çok akademisyenin Yahya Kemal’i anlattığı programda akademisyen bir milletvekilimiz –ismini hatırlayamadığım için özür dilerim- özetle şunları söylüyordu:   .

    “Almanya’da Goethe bir dönem ders olarak okutulmakta, bir genç Goethe’yi bilmeden üniversiteyi bitirememektedir. Çünkü  Goethe’yi anlamak Alman medeniyetini, Hıristiyan Batı medeniyetini anlamak demektir. Bizim üniversitelerimizde çoğunlukla önceki öğretilenlerin tekrarı olarak okutulan Türk Dili dersi yerine bir dönem Yahya Kemal anlatılsa, gençlerin onu okuması sağlansa  gençliğin ufkunun gelişmesi, kendi iklimini  idrak etmesi  yolunda önemli bir adım atılmış olacaktır. Çünkü Almanya için Goethe neyse bizim için Yahya Kemal odur. O, bizim medeniyetimizin şairidir.       .

       Biz edebiyatımızda aşk deyince Faruk Nafiz’i, din deyince Mehmet Âkif’i, derinlik deyince Necip Fazıl’ı, milliyetçilik deyince Ziya Gökalp’i hatırlarız. Yahya Kemal’in şiirinde ise bunların hepsi en güzel hâliyle mevcuttur.”

.

            Kültür hazinemiz olan eserleri kütüphanelerin tozlu raflarına terk ettikçe gelişmemiz, dünya devlet ve medeniyetleri arasında geçmişte ulaştığımız yerlere ulaşmamız ve yeni ufuklara yelken açmamız mümkün değildir. Hiçbir bina temelsiz kurulmaz, hiçbir meyve tohumsuz yetişmez.           Ey okuyucu! Üç kıtaya ikliminin anber kokusunu götürmüş bir milleti böyle sıradan hâle düşüren sanma ki dünyanın parasıdır. Bil ki bağrımızda kanayan şey, köksüzlüğün yarasıdır. Kökünden kesilmiş ağaca benzediğimizden olsa gerek bazı saatler içimizi dayanılmaz bir acı sızlatıyor. Böyle demlerde hâlimize yine “Kendi Gök Kubbemiz”den mısralar tercüman oluyor:  
  .
          Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
        Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
        Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
        Budur âlemde hudutsuz ve hazîn öksüzlük.
        Sızlatır bâzı saatler dayanılmaz bir acı,
        Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
  
 
       Rûh arar başka tesellî her esen rüzgârda.

        Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!

Tags: , ,

Bu Yazı 29th Mayıs 2009 Cuma Saat 11:28 Edebiyat Kategorisine Yazıldı. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Yorum

bekir poyraz
 1 

Haklısın Fahri Bey.Dediklerine bütün kalbimle katılıyorum ama bence Yahya Kemalden de önce bence insanın kendisini çok iyi tanıması,bilmesi lazım..Yunuz Emre de öyle demiş zaten.Kendini bilmeyen hiçbirsey bilemez….

Haziran 4th, 2009 at 16:42

Lütfen Yorum Yaz

İsim
E-Posta Adresiniz
Websiteniz
Yorumunuz