Archive for Mayıs, 2009

29
May

Kendi Gök Kubbemiz ve (K)öksüzlük

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat

 

     Bizi biz yapan pek çok şeyden yüz çevrildiği bir devirde bir şair “Kendi Gök Kubbemiz” altında yaşadığımız en mesut demleri yâd ediyor, geleceğe yön vermek için ruhlarımızın muhtaç olduğu mâzîden alınacak ilhâmları bize sunuyordu. Mâzîye saplanıp kalmış bir adam değildi. Ama kendi kültür ve medeniyetine sırt çevirerek hiçbir atılımın yapılamayacağının da farkındaydı. Kendisini harâbîlik (harâb olmuş şeylerle uğraşma) ile suçlayan Ziya Gökalp’e verdiği şu cevap onun maziye dönüşünün istikbâle açılan bir kapı olduğunu bize gösteriyor:

         Ne harâbîyim ne harâbâtîyim  /                    Kökü mâzîde olan âtîyim.  

         Ya şimdi bu köksüzlük nedir cancağızım! Ya bu şuur ve idrâk kaybı nedir? Niye bu gençliğe sahip çıkılmaz? Niye nesiller “Kendi Gök Kubbemiz”in atmosferinden habersizdir?       TRT 2’de her pazar akşamı yayınlanan, bir çok akademisyenin Yahya Kemal’i anlattığı programda akademisyen bir milletvekilimiz –ismini hatırlayamadığım için özür dilerim- özetle şunları söylüyordu:   .

    “Almanya’da Goethe bir dönem ders olarak okutulmakta, bir genç Goethe’yi bilmeden üniversiteyi bitirememektedir. Çünkü  Goethe’yi anlamak Alman medeniyetini, Hıristiyan Batı medeniyetini anlamak demektir. Bizim üniversitelerimizde çoğunlukla önceki öğretilenlerin tekrarı olarak okutulan Türk Dili dersi yerine bir dönem Yahya Kemal anlatılsa, gençlerin onu okuması sağlansa  gençliğin ufkunun gelişmesi, kendi iklimini  idrak etmesi  yolunda önemli bir adım atılmış olacaktır. Çünkü Almanya için Goethe neyse bizim için Yahya Kemal odur. O, bizim medeniyetimizin şairidir.       .

       Biz edebiyatımızda aşk deyince Faruk Nafiz’i, din deyince Mehmet Âkif’i, derinlik deyince Necip Fazıl’ı, milliyetçilik deyince Ziya Gökalp’i hatırlarız. Yahya Kemal’in şiirinde ise bunların hepsi en güzel hâliyle mevcuttur.”

.

            Kültür hazinemiz olan eserleri kütüphanelerin tozlu raflarına terk ettikçe gelişmemiz, dünya devlet ve medeniyetleri arasında geçmişte ulaştığımız yerlere ulaşmamız ve yeni ufuklara yelken açmamız mümkün değildir. Hiçbir bina temelsiz kurulmaz, hiçbir meyve tohumsuz yetişmez.           Ey okuyucu! Üç kıtaya ikliminin anber kokusunu götürmüş bir milleti böyle sıradan hâle düşüren sanma ki dünyanın parasıdır. Bil ki bağrımızda kanayan şey, köksüzlüğün yarasıdır. Kökünden kesilmiş ağaca benzediğimizden olsa gerek bazı saatler içimizi dayanılmaz bir acı sızlatıyor. Böyle demlerde hâlimize yine “Kendi Gök Kubbemiz”den mısralar tercüman oluyor:  
  .
          Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
        Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
        Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
        Budur âlemde hudutsuz ve hazîn öksüzlük.
        Sızlatır bâzı saatler dayanılmaz bir acı,
        Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
  
 
       Rûh arar başka tesellî her esen rüzgârda.

        Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!

Tags: , ,

28
May

Avrupa’nın Kralı Barca

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

    Dün akşam oynanan Şampiyonlar Ligi finalinde Barcelona Manchester United’ı ezici bir oyunla 2-0 yenerek kupaya ulaştı. Barcelona’nın golleri Etoo ve Messi’den geldi. 9 golle Şampiyonlar Ligi gol kralı olan Messi maç öncesindeki Messi mi Ronaldo mu sorusuna en güzel cevabu verdi. Maçı yorumlayan Rıdvan Dilmen’in dediği gibi: “Şu an dünya üzerindeki futbolcular ikiye ayrılıyor. Messi ve diğerleri…”

    Barcelona böylece Avrupa’nın en büyük kupasını 3. kez kazanmış oldu. Tebrikler Barca!

Tags: , ,

27
May

Tebrikler Luce!

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 Lucescu pişmanlığı ilk değilmiş...

   Galatasarayla Süper Kupa’yı aldı, şampiyon oldu, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadı gönderildi. Beşeiktaş’la şampiyon oldu, UEFA Kupası’nda çeyrek final oynadı gönderildi. Türkiye’den ayrılınca Shakhtar Donetsk’in yolunu tutan Lucescu 5 yılda 3 şampiyonluk yaşadı.

    Ve geçen hafta tekrar Türkiye’ye geldi Lucescu. Ancak bu sefer bir Ukrayna takımının, Sahakhtar Donetsk’in başında. Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynanan UEFA Kupası finalinden zaferle ayrıldı.  Tebrikler Luce! Seni gönderenlere güzel bir ders verdin. Tüm bu başarılarına rağmen o mütevazi ve olgun tavrın gerçekten takdiri hakediyor. Umarım bir gün tekrar Türkiye’ye dönersin.

15
May

Fenerbahçe ve Türkiye Kupası Geyikleri

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Genel Güncel, Spor

 

 En son 1983 yılında Türkiye Kupası’nı kazanan Fenebahçe’nin önceki akşam finalde Beşiktaş’a 4-2 yenilerek kupa hasretini giderememesi üzerine yazılı ve görsel bir çok ”geyik” üretiliyor.

    İşte bunlardan bazıları:

Fenerbahçe’nin Türkiye Kupası’nı kazanması en çok hangi kitapta geçer?
Rüya tabirleri kitabında.

***
Arşimet bugün yaşasaydı neyi bulamazdı?
Fenerbahçe’nin Türkiye Kupası’nı kaldırma kuvvetini.
***

Fenerbahçe için Türkiye Kupası neden önemli değil?
Çünkü ‘elle tutulur bir başarı’ değil.

***

Fenerbahçeli genç taraftarların en çok kullandıkları cümle nedir?
“Bana Türkiye Kupası’nı anlatsana dede…”

***
Türkiye Kupası’nı kazandıklarını görmüş iki Fenerbahçeli yan yana gelince ne yapılır?
Aralarına girip dilek tutulur ve fotoğraf çektirilir.

***

   Fenerbahçelilerin çoğu neden Türkiye Kupasının rengini gri olarak hatırlıyor?
Cevap:Çünkü kupayı en son kazandıklarında televizyonlar siyah beyazdı…

***

‘Kupa’ yaz ‘1907′e gönder, Kayahan’dan ‘Bana yine hüsran, bana yine hasret var’ melodisi cebine gelsin.

Tags: , , , , , ,

14
May

Bu Kupa Herkese Nasip Olmaz

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Genel Güncel, Spor

    Beşiktaş, Fenerbahçe’yi 4-2′lik skorla hüsrana uğrtarak son 4 yılda 3. kez Türkiye Kupası’nı kazandı. Bir Beşiktaşlı olarak çok keyifli bir akşam yaşadığımı söylemeliyim. Daha ilkokula bile gitmeyen Beşiktaşlılar 3 tane Türkiye Kupası görmüşken 25 yaşına gelmiş Fenerli dostların kupayı görememiş olması da futbolun güzelliğinin bir başka yönü.

    Tebrikler Beşiktaş! Nice 26 senelere Fenerbahçe… :D

Tags: , , ,

11
May

Avrupa Yakası 7 Bölüm Sonra Veda Ediyor

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Televizyon

 

 Üzücü ama gerçek. Gülse Birsel, Sabah’ta yayınlanan bugünkü yazısında Avrupa Yakası’nın Haziran ayı sonunda ekranlara veda edeceğini açıkladı. İşte Gülse Birsel’in veda mektubu niteliğindeki yazısı:

 VEDA ETMEK FUZULİ ÜZÜNTÜ AMA

Tam 6 yıl önceydi. Gazeteci ve Gag programının metin yazarı ve sunucusuydum. Sinema eğitimi aldığımı çok kişi bilmiyordu. Plato Film ekibi ve Sinan Çetin, daha önceden yazılmış ve bir kısmı çekilmiş bir uzun metraj filmin senaryosunu revize etmem ve komedi dozunu arttırmam için Cihangir’deki ofise davet ettiler beni. Bir iki ay sonra senaryoyu elimden geldiği kadar istedikleri hale getirmiş durumda aynı ofisteydim. Herkesin o film hakkında söyleyecek bir sözü vardı, fikirler değişiyordu, bazı karakterlerin tamamen çıkarılması konuşulmaya başlandı.Bir an sıkılıp dedim ki, “Ya siz bu filmi boşverin, ben en iyisi size sıfırdan bir sitcom yazayım”! Avrupa Yakası fikrinin doğduğu gündü. Beş altı ay sonra, uzun ve çok titiz bir casting dönemi sonunda, 11 Şubat 2004′te, bir Çarşamba akşamı, saat sekizde ATV’de, Avrupa Yakası’nın birinci bölümü yayındaydı! Hümeyra’nın canlandırdığı İffet Sütçüoğlu telefonla konuşarak kahvaltı sofrasını hazırlıyor, bu esnada Aslı’yı istemeye gelecek bir aile olduğu öğreniliyor, Volkan ve Aslı salona giriyor, kavgaya başlıyor ve apartmanı teftişten dönen babaları Tahsin Bey’in fırçasıyla susup hizaya geliyorlardı. Sanırım ilk beş dakikada seyirciyi yakalayıp, onların komşuları, akrabaları, dostları olmayı başarmıştık.Aradan yaklaşık altı yıl geçti. Avrupa Yakası bu hafta 187. bölümünü yayınlayacak. Sanıyorum Türk televizyon tarihinin en uzun ömürlü sitcom’u olarak kayıtlara geçeceğiz. Ama daha da önemlisi, bu dönemde, hatırlayabildiğim “sahneye giriş” sırasıyla İfo, Volkan, Aslı, Tahsin Bey, Selin, Şesu, Yaprak, Sadettin bey, Fatoş, Cem, Bülent Bey, Sedef Hanım, Kubilay, Tacettin, Sertaç, Burhan, Gülenay Abi, Sacit, Makbule, Gaffur, Tanrıverdi, Zeynep, Nilay, Sabit, Hediye, İzzet, Şahika, Cesur, Osman, Dursun, Dilber Hala karakterleri, hem benim, hem sizin hayatlarınıza iz bırakacak şekilde girdiler.

Yazarken, bazen sanki kulağıma kendi repliklerini, kendi şakalarını fısıldadılar, kendi hikayelerini yarattılar. Olağanüstü oyuncular tarafından canlandırıldılar. Çoğu, yakın arkadaşlarımdan, ailemden daha sık haşır neşir olduğum kişilikler haline geldi! Çoğu zaman sabahın beşinde kendimi bilgisayar başında, Dilber Hala gibi soru sorup, Burhan gibi cevap verirken buldum! Uzun zaman olimpiyatlara hazırlanan bir sporcu gibi yaşadım. Şu anda bu yazıyı okuyan ve Avrupa Yakası’nı bu kadar yıldır “hiç kaçırmadan”, “fanatiklik derecesinde”, “fırsat buldukça” veya “izlediği tek Türk dizisi” olarak takip eden milyonlarca seyirciye bu dostluk ve kahkaha ortaklığı için teşekkür ederim. “Televizyonun kalıcılığı yoktur, bir dizi bittikten altı ay sonra kimse hatırlamaz” denir. Ama sanırım Avrupa Yakası uzun zaman unutulmayacaklar kategorisinde çoktan yerini aldı. Harika bir altı yıldı benim için. Çok hızlı, çok heyecanlı, çok eğlenceli, çok yoğun, zaman zaman çok gergin, olağanüstü ve olağandışı. Bu kadar zaman popülarite ve kalitenin kesişim kümesinde yer almak ve orada kalmaya çalışmak, hem çok gurur vericiydi, hem çok yorucu. Bir süre durup nefes almak istiyorum. Sanırım birçok oyuncu arkadaşım için de aynı şey geçerli. Artık başka hikayeler anlatmak lazım.

Sezon başında verdiğimiz karara uyuyor farklı yönlerden gelen tüm muhalefete ve iyi giden reytinglere rağmen Haziran sonu Avrupa Yakası’nı bitiriyoruz. Şimdilerde sette bir burukluk var. Herkes hem son yedi bölüm için işini en iyi şekilde yapmaya uğraşıp sonraki projeleri düşünürken, bir yandan da son çekim günü ne hissedeceğini kestirmeye çalışıyor. Bir dizi ekibinden çok, altı yıldır yakın dost olmuş bir tiyatro topluluğu dağılıyor gibi aslında. Artık 10 metrekarelik koridordan bozma oyuncu odamızda ezber yapmayacağımızı, sabahın altısında hala acaip bir enerjiyle oynayıp kahkaha krizine girmeyeceğimizi, Çarşamba akşamı diziyi seyredip sonra birlikte parti yapmayacağımızı, ve artık haftada üç gün birbirimize ve birbirimizle gülemeyeceğimizi kabullenme aşamasındayız! Kendi hesabıma, dizinin yazarı olarak, daha mantıklı çalışma saatleri, Burhan, Şahika ve Dursun’dan ziyade, etten kemikten, gerçek insanlarla görüşebilmek, sinemaya gidebilenleri, kafede oturup gazete okuyabilenleri kıskanmamak ve en önemlisi, aynı iştah ve heyecanla başka diziler, kitaplar, tiyatro oyunları, sinema filmleri yazabilmek, başka karakterler oynayabilmek için, bu altı yıllık maratona son (ya da ara diyelim) vermek istiyorum.

Bir yandan da belki de hayatımın en tuhaf, en heyecan verici, en benzersiz dönemlerinden birini bitirdiğimi de biliyorum. Uzun uzun veda etmeyi sevmem. Fuzuli üzüntüdür. “Görüşürüz, konuşuruz” filan demek daha çok hoşuma gider benim. Daha yedi hafta birlikteyiz. Ama ondan sonrası için… Orada, burada, şu veya bu şekilde… Görüşürüz, konuşuruz…

Tags: , , ,

11
May

Üç Çarşamba Üç Final

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

  Futbolseverleri bu haftadan itibaren 3 hafta boyunca çarşamba günleri müthiş finaller bekliyor. Sözü fazla uzatmadan bu 3 maça göz atalım isterseniz:

 13 Mayıs 2009: İki ezelî rakip, Türk futbolunun iki güzide kulübü Beşiktaş ve Fenerbahçe saat 20:00′de İzmir Atatürk Stadı’nda Türkiye Kupası için karşı karşıya geliyor. İki takım 2006 senesinde de Türkiye Kupası finali oynamış, kazanan Beşiktaş olmuştu. Fenerbahçe kupayı 26 yıldır müzesine götüremiyor. Bu durumun rakip taraftarlarca alay konusu olması (bkz. en alttaki fotoğraf) Fenerbahçe’yi ne kadar hırslandıracak göreceğiz.

20 Mayıs 2009: Kadıköy’de Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynanacak UEFA Kupası finalinde Türkiye’de iki takımı şampiyon yapan Mircea Lucescu’nun takımı Shakhtar Donetsk ile Werder Bremen saat 21:45′te karşı karşıya geliyor. Başarılar Luce! (Kupa yabancıya gitmesin değil mi? ;) )

27 Mayıs 2009: Futbol kalitesinin en yüksek olduğu turnuva olan Şampiyonlar Liginin en önemli maçı, yani finali… Barcelona ile Manchester United’ın karşı karşıya geleceği bu müthiş karşılaşma Roma Olimpiyat Stadı’nda saat 21:45′te başlayacak.

      KİM KAZANIR?

    Böyle finallerde ne olacağını kestirmek pek mümkün olmasa da bu 3 finalde kazanacağını düşündüğüm takımlar Beşiktaş, Shakhtar Donetsk ve Barcelona.

      Peki sizce kimler kazanır? Yorumlarınızı bekliyorum.

 

Tags: , , ,

10
May

Klas Demir Doğrama

   Yazar: İbrahim ARSLAN    Kategori Genel Güncel

Artık demir doğrama, pvc, çelik kapı, kepenk ve küpeşte ihtiyaçlarınızı internet üzerinden sipariş verebilecek veya bilgi alabileceksiniz!

Gün geçiyor dünya değişiyor ve buna paralel olarak online dünyadaki işlerde tüm hızıyla mesafe kat etmekte. Daha düne kadar mail atmak, resim bakmak, yazı okumak için kullandığımız internet artık tüm ihtiyaçlarımıza cevap vermek için olanca hızıyla ilerliyor.

30 Nisanda google’ın İstanbul gran cevahir otel kongre merkezinde ikincisini düzenlemiş olduğu internet reklamcılığı programından sonra bize dağıtılan klasördeki su tesisatçısının başarı öyküsünü okurken birden aklımda yeni bir fikir belirdi. İstanbul’daki bir yakınımızın sahibi olduğu Klas demir doğrama atölyesi için bir site yapmaya kadar verdim. Hazır İstanbulda iken de hemen ona fikrimi anlattım. Başlangıçta bu konularda pek bilgisi olmayan bu yakınımız olaya sıcak baktı fakat site için gerekli bilgi yazı ve metaryeller olmadığı için konuyla pek alakalı olamadı ama ben hemen o gun içinde aklıma gelen düşünceyi gerçekleştirmek istedim ve akşam onlara fisafir oldum. Çay, çerez faslında  atölyenin kuruluş bilgilerini ve ne işler yaptığına dair yazıları not defterime kaydederek sabahleyin ufak bir tasarım yaparak klas demir doğramanın; anasayfa, hakkımızda ve iletişimden oluşan 3 sayfalık sitesini hazırladım. İki gün içinde de yazı ve fotoğraflarıda tamamlayarak alan adını alıp kullanmış olduğum sunucudan bir hesap tanımlayarak siteyi yayına koydum. Bugünlerde de 3 ytl lik günlük bütçeyle çelik kapı, demir doğrama, demir küpeşte kelimelerinde Adworse reklam vererek sonuçları izlemeye koyuldum, umarın en kısa zamanda sipariş almaya başlar.

Darısı internete girmeyi düşünen diğer küçük işletmelere. Ayrıca buradan belirtmek isterim ki yaz döneminde (8 hazirandan sonra şimdi sınavlar var) google’nin gap sınavını geçip internette küçük işletmelere reklamcılık konusunda hizmet vermek istiyorum. Birşeyler üretmek için gecesini gündüzünü çalışmakla geçirek küçük işletme sahiplerine yardımcı olmak bana mutluluk verecektir.

İbrahim ARSLAN (iletişim:ibrahimarslan191@hot…..com)

Tags: , , , , ,

8
May

Hakem Kaçıyor, Ballack Kovalıyor

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

 

     Önceki akşam Barcelona’nın son dakika golüyle tur atladığı Chelsea-Barcelona karşılaşmasına maçın hakemi Norveçli Ovrebo damga vurdu. Chelseali futbolcuların penaltı beklediği 5 pozisyonun hiçbirinde düdüğünü çalmayan Ovrebo’ya maç sırasında ve maç sonrasında Chelsealilerden büyük tepki vardı. Bu tepkilerin en ilginci ise Barcelona’nın son dakika golünden sonra 90+5. dakikada hakemin gözünün önündeki elle müdahaleye penaltı düdüğü çalmaması sonrasında Michael Ballack’ın hakemi kovalaması oldu. Hakemin üzerine yürüyen Ballack tam hakemi sarsacaktı ki son anda kendisini tuttu ve hakemi yakın temasa alarak kovalamaya başladı. Ovrebo ise geriye dönüp Ballack’ı uyarma cesaretini kendinde bulamadı ve güya pozisyonu takip etmek için hızla kaçmaya başladı. O kaçarken Ballack arkadan kovalıyordu.

Tags: , , , , , ,

7
May

Barca, Chelsea’yi Son Dakikada Devirdi

   Yazar: Metin Topçu    Kategori Spor

 

   Bir çok kişi tarafından erken final olarak nitelendirilen Chelsea-Barcelona eşleşmesinde gülen taraf Barca oldu. İlk maç Nou Camp’ta 0-0 sonuçlanırken Londra deplasmanında Barcelona İniesta’nın fotoğrafta görülen son dakika golüyle 1-1lik beraberliği sağlayarak adını finale yazdırdı.

    Avrupa’nın en iyi hücum gücüne sahip takımı olan Barcelona’yı 180 dakika boyunca çok iyi durduran Chelsea ikinci maçın uzatma dakikalarında yediği golle yıkıldı. Bazı kimseler Chelsea’nin bu katı futbolunu eleştirseler de Barcelona’ya karşı ancak böyle oynanabilirdi. Aksi takdirde Real Madrid”in yaşadığı 6-2lik hezimetin bir benzerini Hiddink’in göze alması gerekirdi.

     Geceye damgasını vuran isim ise maçın hakemi Ovrebo oldu. Chelsea’nin 2’si net 3′ü tartışmalı 5 tane penaltısını es geçen Ovrebo’nun Barcelonalı Abidal’e göstrdiği kırmızı kart da tartışmalıydı. Maçtaki en ilginç kare ise 90+5. dakikada hakemin Chelsea’nin 5. penaltısını da vermemesi üzerine Ballack’ın hakemi tartaklamak üzere üstüne yürümesi ama son anda hakemi dövmekten vazgeçip sadece kolları arasına almasıydı.

      Bu unutulmaz maçın ardından 27 Mayıs 2009′da oynanacak Şampiyonlar Ligi finalinin adı belli oldu: Manchester United-Barcelona.

Tags: , , , ,

Lafistan.com Gizlilik Politikası