02.22.08

Yahya Kemal ve İstanbul

Posted in Edebiyat at 2:16 pm yapan fahrikaplan

     

 

    Türk edebiyatının en büyük şâirlerinden Yahya Kemal, Üsküdar’dan bahsederken:

Üsküdar, bir ulu rü’yayı görenler şehri!

Seni gıpta ile hatırlar vatanın her şehri.

 

Hepsi der: “Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?

Bizim İstanbul’u fethettiğimiz mutlu günü!”

  der. Üsküdar Sahili’ni ne zaman hatırlasam bu mısralar ruhumda canlanır da hem büyük fethi hem de bu güzel şiiri yeniden yaşarım.

    Fatih, İstanbul’u akan suları tersine çevirerek fethetti. O’nun yaptığı bu fetih sayesinde İstanbul, altı asırdır Müslüman Türk’ün zevkiyle yoğrulmuş durumda. Ancak bir de İstanbul’un ruhunu ve zevkini fethedip bunu şiirleriyle gönüllere duyurmuş “İstanbul’un güzelliklerinin fâtihi” şâirimiz var ki sadece Üsküdar’a bakışı bile onun İstanbul’u ne kadar kavradığını bize anlatır.

    Yahya Kemal’e gelene kadar birçok şâir İstanbul’a şiirler yazmıştır. Ancak hiçbiri İstanbul’un güzelliğini, mânâsını, onun fetihten bu yana gelen tarihî misyonunu ruhlarımıza Yahya Kemal’in duyurduğu keyfiyette duyuramamıştır. Hatta Lâle Devri’nin büyük şâiri Nedim’in İstanbul için yazdığı o şahâne beyitler bile Lâle Devri’nin zevk dünyasıyla sınırlı kalmış, -birkaçı müstesnâ- dönemini aşamamıştır.

   Tevfik Fikret’in kaleminde  İstanbul, Sis’in üzerine çökmesi gereken bir şehir hâlini almıştır. Bu bahtsız şâirimize göre sis İstanbul’u örtmeliydi ki onun kötülükleri görünmesin.  Tabii ki bu “sis”in uzun sürmesi düşünülemezdi. Yahya Kemal sisi şu mısralarla dağıtacaktı:

“Hayır bu hal uzun süremez, sen yakındasın;
Hala dağılmayan bu sisin arkasındasın.

Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl
Berraklığında bilme nedir hafta, ay ve yıl.

Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın,
Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın.”

  ( İnsan bu mısraları okuyunca İstanbul’u örten Sis’in dağılmasıyla coşsun mu, yoksa Türkçe’nin böyle bembeyaz sözlerinin büyük şâir tarafından aruza nasıl ustalıkla döküldüğünü görmekle hayrete mi düşsün doğrusu karar veremiyor. ) 

   Artık İstanbul’da sisler dağılmıştı. Binbir tepeyle yükselen boğazdan baktıkça engin vatan görünür olmuştu. İstanbul’a bir tepeden bakmanın hazzı, Süleymâniye’de bir bayram sabahında vecdle alınan tekbirlerin verdiği mânevî coşku, beş asırlık tarihin sindiği bu azîz şehirde kendini ecdâdla beraber yaşıyor hissetmenin sarhoşluğu İstanbul’u hiç görmeyenleri bile bu şehre hayran bırakıyordu. 

   Yahyâ Kemal, bize öyle bir İstanbul aşkını miras bıraktı ki, bu güzel şehirde yapılan onca tahribat bile o aşkı kalbimizden söküp atamıyor. 

                                                                                                Fahri Kaplan

5 Yorum »

  1. merve said,

    Şubat 25, 2008 at 1:04 am

    Yahya Kemal şiirlerini büyük bir titizlikle yazmış. Bazı şiirlerini 30 yıl gibi bir sürede tamamladığını duymuştum bir edebiyatçı arkadaşımdan.. Buda Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirlerini nasıl titizlikle yazığını, yazdığı şiirlerinde vermek istediği anlamı tam hakkıyla vermek için nasıl çalıştığını gösterir.. gerçekten mükemmel bir şairmiş. “Siste Söyleniş” adlı bu şiiride bence en anlamlı şiirlerinden birisi. Keşke İstanbul, Yahya Kemal’in şiirlerinde olduğu gibi hayran kalınası bir şehir olarak kalabilse.. Ben yaşadığım bu şehri Yahya Kema’lin dizelerinde daha çok yaşıyorum.. Şairimizi Rahmetle anıyoruz, mekanı cennet olsun..

  2. farukk said,

    Şubat 25, 2008 at 10:09 am

    hey istanbul.
    şehr-i şairân.
    üstüne neşiirler yazıldı. ne şiirler de yazılacak. yıllardır fotoğraflar hep senin güzelliğini anlatıyor. söz üstadları dudaklarından senin ihtişamını haykırıyor. karikatürlerde, gravürlerde, resimlerde hep güzel şehirsin sen.
    bir sengine yekpare acem mülkü fedadır senin.

    kim derse desin sen dünyanın en güzel yerisin İstanbul.

  3. Ali Altan said,

    Şubat 25, 2008 at 7:21 pm

    Büyük üstad Orhan velide bu şehirden etkilenerek ne güzel sözler söylemiş.

    İSTANBUL’U DİNLİYORUM

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar, ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda,
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Kuşlar geçiyor, derken
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda
    Bir kadının suya değiyor ayakları
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Serin serin Kapalıçarsı
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Los kayıkhaneleriyle bir yalı
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere
    Bir gül olmalı
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde
    Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum
    Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vurusundan anlıyorum
    İstanbul’u dinliyorum.

  4. trkecemen said,

    Mart 8, 2008 at 1:39 pm

    bunu açik lamasinida koyun lütfen

  5. Gürkan said,

    Mart 9, 2008 at 12:56 am

    ecemen kardeş!

    apaçık bir yazı. neresini açıklayacaklar anlamadım…

Leave a Comment