02.27.08
Posted in Spor at 11:18 am yapan metintopcu


Yabancı oyunculardan bir süre mahrum oynayan Galatasaray, 11 yerli oyuncusuyla çok iyi bir seri yakalamıştı. Tâ ki Leverkusen maçına kadar. Galatasaray’ın ilk maçtaki güzel futbolundan sonra böyle farklı bir mağlubiyeti kimse beklemiyordu. Ardından ligin dibine demir atmış Kasımpaşa’ya Ali Sami Yen’de mağlup olmak ikinci bir şoktu Sarı-Kırmızılılar için. Yoksa Kalli’nin sene başından beri yaptığı garip uygulamaların bedeli yavaş yavaş ödeniyor mu?
Feldkamp maalesef Galatasaray’a bir Avrupa takımı vizyonu kazandıramadı. Leverkusen maçının ilk 25 dakikasındaki gollerin bir iş kazası olduğunu düşünenlere Sion maçını hatırlatmak yeter sanırım. Sion’a karşı da film aynen başlamıştı. Şükür ki o zaman rakip güçsüzdü ve Galatasaray daha sonra bulduğu gollerle farkı indirmiş , İstanbul’da da işi bitirmişti. Gruptan nasıl çıktığı ise herkesin mâlumu. Üstelik gayet basit bir gruptan. Zira o gruptan çıkan diğer iki takım Bordeaux ve Helsingborg da tıpkı Galatasaray gibi sonraki turda elendiler. “Avrupa Fatihi” Galatasaray’ın Gerets ve Kalli dönemlerinde Avrupa’da yaşadığı hüsran karşısında hayıflanmamak elde mi?
Feldkamp’ın Galatasaray’ının ligde şu ana dek iyi bir performans sergilediğini söyleyebiliriz. Ancak son iki şoktan sonra bundan sonrası için emin konuşabilmek kolay değil. İşte tam bu arada Galatsaray’ın 4 gün arayla ezelî rakipleri Fenerbahçe ve Beşiktaşla iki kritik maçı var. Bu iki maç ve sonrasındaki Kayserispor maçı için Galatasaray’ın tamam mı devam mı mücadelesi desek abartmış olmayız sanırım. Bu maçların kazanılması durumunda Galatasaray çok büyük bir avantaj elde edecek. Üçü birden kaybedilirse de 10 gün sonra Kalli’nin gittiğini bile görebiliriz. Ancak bana içimden bir ses Galatasaray’ın bu süreçte olumlu ve olumsuz sonuçları birarada yaşayacağını ve tamam mı devam mı mücadelesinin lig souna dek süreceğini söylüyor. Bakalım zaman ne gösterecek.
Metin Topçu
Permalink
02.22.08
Posted in Edebiyat at 2:16 pm yapan fahrikaplan
Türk edebiyatının en büyük şâirlerinden Yahya Kemal, Üsküdar’dan bahsederken:
Üsküdar, bir ulu rü’yayı görenler şehri!
Seni gıpta ile hatırlar vatanın her şehri.
Hepsi der: “Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?
Bizim İstanbul’u fethettiğimiz mutlu günü!”
der. Üsküdar Sahili’ni ne zaman hatırlasam bu mısralar ruhumda canlanır da hem büyük fethi hem de bu güzel şiiri yeniden yaşarım.
Fatih, İstanbul’u akan suları tersine çevirerek fethetti. O’nun yaptığı bu fetih sayesinde İstanbul, altı asırdır Müslüman Türk’ün zevkiyle yoğrulmuş durumda. Ancak bir de İstanbul’un ruhunu ve zevkini fethedip bunu şiirleriyle gönüllere duyurmuş “İstanbul’un güzelliklerinin fâtihi” şâirimiz var ki sadece Üsküdar’a bakışı bile onun İstanbul’u ne kadar kavradığını bize anlatır.
Yahya Kemal’e gelene kadar birçok şâir İstanbul’a şiirler yazmıştır. Ancak hiçbiri İstanbul’un güzelliğini, mânâsını, onun fetihten bu yana gelen tarihî misyonunu ruhlarımıza Yahya Kemal’in duyurduğu keyfiyette duyuramamıştır. Hatta Lâle Devri’nin büyük şâiri Nedim’in İstanbul için yazdığı o şahâne beyitler bile Lâle Devri’nin zevk dünyasıyla sınırlı kalmış, -birkaçı müstesnâ- dönemini aşamamıştır.
Tevfik Fikret’in kaleminde İstanbul, Sis’in üzerine çökmesi gereken bir şehir hâlini almıştır. Bu bahtsız şâirimize göre sis İstanbul’u örtmeliydi ki onun kötülükleri görünmesin. Tabii ki bu “sis”in uzun sürmesi düşünülemezdi. Yahya Kemal sisi şu mısralarla dağıtacaktı:
“Hayır bu hal uzun süremez, sen yakındasın;
Hala dağılmayan bu sisin arkasındasın.
Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl
Berraklığında bilme nedir hafta, ay ve yıl.
Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın,
Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın.”
( İnsan bu mısraları okuyunca İstanbul’u örten Sis’in dağılmasıyla coşsun mu, yoksa Türkçe’nin böyle bembeyaz sözlerinin büyük şâir tarafından aruza nasıl ustalıkla döküldüğünü görmekle hayrete mi düşsün doğrusu karar veremiyor. )
Artık İstanbul’da sisler dağılmıştı. Binbir tepeyle yükselen boğazdan baktıkça engin vatan görünür olmuştu. İstanbul’a bir tepeden bakmanın hazzı, Süleymâniye’de bir bayram sabahında vecdle alınan tekbirlerin verdiği mânevî coşku, beş asırlık tarihin sindiği bu azîz şehirde kendini ecdâdla beraber yaşıyor hissetmenin sarhoşluğu İstanbul’u hiç görmeyenleri bile bu şehre hayran bırakıyordu.
Yahyâ Kemal, bize öyle bir İstanbul aşkını miras bıraktı ki, bu güzel şehirde yapılan onca tahribat bile o aşkı kalbimizden söküp atamıyor.
Fahri Kaplan
Permalink
02.20.08
Posted in Genel Güncel at 1:54 am yapan feyza
RADYO TELEVİZYON VE SİNEMA BÖLÜMÜ
Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Türkiye’de kitle iletişim yayıncılığı alanında nitelikli ve yaratıcı bireyleri yetiştirmeyi öncelikli hedef olarak kendisine belirlemiştir.Bu nedenle Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü akademik ve mesleki uygulamaların iç içe geçtiği bir eğitim programını uygulamaktadır.
Bölüm uygulamaya yönelik derslerde radyo ve televizyon program yapımcılığı ve yayıncılığı açısından zengin teknik altyapısını da kullanmaktadır.
Öğrenciler mezun olduktan sonra çalışmayı düşündükleri alanda uzmanlaşmaya yönlendirilmekte, seçmeli dersleri radyo programcılığı, TV programcılığı, radyo-TV haberciliği ve TV gazeteciliği, ,TV reklamcılığı, grafik tasarım, fotoğraf ya da film ile iletişim çalışmaları ağırlıklı olmak üzere seçebilmektedir. Tüm bu uzmanlaşmaya yönelik dersler ardışık bloklardan oluşmaktadır
FEYZA KAPLAN
Permalink
Posted in Genel Güncel at 1:45 am yapan feyza
Gazetecilik,basın sektörünün gereksindiği mesleki bilgi ve becerileri, haberciliğin toplumsal boyutunu da kapsayacak biçimde araştırmak ve öğretmek amacıyla öğretime başlamıştır.Bölümün iletişim ve genel kültür dışındaki vurgu alanları; fotoğrafçılık, bilgisayarla tasarım, radyoculuk, gazetecilik ve televizyon haberciliğidir.
Bu bölüm, belirtilen alanlarda, bir gazetede yer alan haber öğelerinin toplanması, yazımı, tasarımı ve basımına ilişkin kuramsal ve uygulamalı bilgileri ve haber içeriğinin uygun bir biçimde kodlanarak yorumlanmasını öğretmektedir. Ayrıca toplumsal bir kurum olarak basının ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarına ilişkin bilgileri vermektedir.
Bölümden mezun olan öğrenciler, haber ajanslarında, ulusal ve yerel gazetelerde, kamu ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarında; kısacası basın yayın ile ilgili her alanda çalışabilirler. Öğrenciler muhabirlik, haber fotoğrafçılığı, editörlük, radyo yayıncılığı, TV haber programcılığı ve görsel yönetmenlik gibi görevleri başarıyla üstlenebilecek bilgi ve beceriye sahip olarak mezun olmaktadırlar.
Bölümden mezun olan öğrencilerin büyük çoğunluğu medya sektöründe çalışmaktadır.
Gazetecilik Bölümü öğrenciye genel bir sosyal bilim formasyonu kazandırma amacını gütmektedir.Bunun yanında öğrencinin iletişim bilimine ilişkin gerekli kuramsal bilgileri alması ve alanda sağlam bir altyapı kazanması amaçlanmaktadır.
Bu nedenle ilk dönemden itibaren genel sosyal bilim formasyonuna yönelik derslerin arasına iletişim alanına ilişkin dersler de serpiştirilerek bir yandan da öğrencinin iletişim alanına yönelmesi sağlanmaktadır.
Böylece öğrencinin hem genelde sosyal bilimler alanındaki bilgi birikiminin artırılması hem de iletişim alanında eleştirel ve analitik düşünüş yeteneğinin geliştirilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.
Diğer yandan Bölümde gerek kuramsal düzeyde gerekse uygulamaya dönük olarak verilen derslerle öğrencinin mesleğe daha donanımlı bir biçimde hazırlanmasına, meslekte yaratıcı ve sorun çözücü bir kişilik olarak kendisini ortaya koymasına katkıda bulunulmaya çalışılmakta.
Programda yer alan Gazeteciliğe Giriş, Haber Toplama ve Yazma Teknikleri, Gazete Yazı Türleri, Masa Üstü Yayıncılık, Web Tasarımı, İnternet Gazeteciliği, Konuşma ve Röportaj Teknikleri gibi derslerle de öğrencinin gazetecilik mesleğine uygulama alanında da en donanımlı biçimde hazırlanmasına katkı sağlama hedefi güdülmektedir.
Permalink
02.19.08
Posted in Spor at 8:53 am yapan faruk

Malum, son yıllarda Şükrü Saraçoğlu Stadyumu ve Atatürk Olimpiyat Stadyumu ile epey güzel stadyumlarımız olduğunu zannediyoruz.
Fakat durum hiç de öyle değil. Dünyanın en güzel stadyumlarıyla Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nu kıyasladığımızda Stadyumumuzun epey kötü olduğunu görebiliriz. ulaşımı bir taraf bırakalım. üstünün açık olması stadyumu kötü kılan nedenlerden bir tanesi
Gelelim Şükrü Saraçoğlu’na. Epey güzel bir stadyum ama dünya klasmanında dudak uçuklatan bir durumu da yok. Amasterdam Arena, Schalke Arena, Allianz Arena ve İngilrtere’deki stadyumlar yanında çok da mükemmel değil. Ama kötünün en iyisi. Diğer stadyumlarımızı anlatmaya zaten gerek yok.
Ligimizde seyirci azlığının en büyük nedeni stadyumların kötü olmasıdır. Başka bir neden aramaya gerek yok sanırım.
Permalink
02.15.08
Posted in Edebiyat at 3:13 pm yapan fahrikaplan

Meşhur seyyâhımız Evliyâ Çelebi ne güzel tanımlamış Bursa’yı: Ruhâniyatlı şehir. Ne kadar beton yapılarla doldurulsa da güzel ve yeşil kalabilmeyi başaran bu şehre ecdâdın havası öyle sinmiştir ki insan onu gezdikçe Osmanlı’nın rûhunu ve medeniyetini inşâ edenlerin nefeslerini duyar gibi olur.
Ben öyle inanıyorum ki Bursa’yı kavrayan kişi tarih şuurunu elde etmiş, Osmanlı’yı ayakta tutan o rûhânî gücü anlamıştır. İlk altı pâdişâhın Bursa’da olması bir yana; Emir Sultan, Üftâde, Süleyman Çelebi gibi mânevî kutupları bağrında taşıması bu şehri azîz yapmaya yeter. Evet, İstanbul gibi Bursa da azîzdir. Bursa da azîz ve köklü. Ve o da İstanbul gibi tüm tahribâta rağmen hâlâ güzel, hâlâ rûhânî, hâlâ ecdâdın sesi, soluğu.
Bursa mutlaka gezilmeli. Hem de defalarca… Her gezişte de ecdâdın nefesi aranmalı, ayak seslerine kulak verilmeli. İşte o zaman bizi cihan devleti yapan rûhu ve medeniyeti kavramış oluruz. Bugün başkalarının incik boncukları karşısında ağzı açık kalan insanımızın kendi hazînelerinin farkına varmaya çok ihtiyâcı var. Bursa o hazinenin en önemli parçalarından biri. Onu keşfetme vaktimiz hâlâ gelmedi mi?
Fahri Kaplan
Permalink
Posted in Genel Güncel at 4:53 am yapan ibrahim
Site editörlerinden Feyza KAPLAN’ın Hepsi Gurubu hakkında hazırlamış olduğu yayını, sitenyi asıl amacında uzaklaştırdığı için sildik. Ama yinede Siteye katkısından dolayı Sn. Feyza KAPLAN’a teşekkür ve özürü borç biliyoruz. Umarız en kısa zamanda tekrar aramıza katılır.
Lafistan Site yönetimi adına İbrahim ARSLAN.
Permalink
02.11.08
Posted in Bilgisayar at 9:45 pm yapan ibrahim

Benim için bilgi bellek, senin için flash bellek, literatürde USB (Universal Serial Bus) bellek. Hangisini kullanalım sizce.
Üniversite birinci sınıftaki Edebiyat dersi “Yabancı kelimelerin Türkçe karşılıkları” konusunu işlerken, aklım derste oynadığım … belleğe takılmıştı. Bu kadar sözden sonra elimdeki küçük depolama aygıtına anlamlı bir söcük bulmaya karar verdim. Çok geçmeden zihnimde beliriverdi ve “Bilgibellek” demeye başladım. Ardından bilgisayara ilk oturduğumda “Taşınabilir USB bellek” disk adını “Bilgibellek” olarak değiştirdim ve halen de bu şekilde kullanmaktayım.
Geçelim bu hikayeyi niye anlattığıma; Sonrasında hızımı alamayarak Türk Dil Kurumu’na birkaç gün aralıklarla güzel güzel cümleler kurarak USB bellek ismine karşılık Bilgibellek ismini öneriyorum diye iki e-posta gönderdim, ama ne fayda hiç cevap yok. Zahmet edip bu artık dilimize girmiş bir kelime deselerdi bile hiç üzülmeyecektim. Şimdi merak ediyorum Türkçeleşen bazı teknolojik kelimeler nasıl (Bilgisayar=Computer) Türkçeleşmiş, ya da şuan kullandıımız bir çok terim ismi niye uygun anlamlarda Türkçeleşmiyor?
Hadi kalın sağlıcakla.
Birde unutmadan öğrenirseniz nedenini bana yazın
İbrahim ARSLAN
Permalink
02.10.08
Posted in Spor at 1:07 pm yapan metintopcu

ALMANYA: Bayern Münih. Bu takım bu haliyle Alman Ligi için fazla. B.Münih, güçlü kadrosu ve yakaladığı havayla şampiyonluğu rahat kazanır.
FRANSA: Lyon. Son altı yılın şampiyonunun 7. şampiyonluğunu da zorlanmadan kazanacağı düşüncesindeyim.
HOLLANDA: Zaten şimdiden arayı açmış PSV şampiyon olacaktır.
İNGİLTERE: Arsenal. En iyi kadro ve göze en hoş gelen futbol Manchester’da. Ancak Arsene Wenger genç oyunculardan çok iyi bir takım oluşturdu. Arsenal’in Şampiyonlar Ligi’nde bu kadroyla işi zor olsa da ligde Manchester United’ı geçip şampiyon olacağını düşünüyorum.
İSKOÇYA: Her yıl olduğu gibi Celtic ve Glasgow Rangers çekişiyor. Celtic 4 puan geride. Ancak ben tecrübeli kadrosundan dolayı mutlu sona onları daha yakın görüyorum.
İSPANYA: Real Madrid. Barcelona’nın kadrosu çok güçlü, sayrine doyum olmaz oyuncuları var. Ancak burada da daha ”takım” olabilmiş Real Madrid ipi göğüsleyecektir. Schuster gerçekten -hiç beklemediğim şekilde- çok başarılı.
İTALYA: Zaten İnter almış başını gidiyor. Fazla yoruma gerek yok sanırım. İkinci olurlarsa büyük sürpriz olur.
TÜRKİYE: Ne mutlu ki Avrupa’nın en çekişmeli ligi bizde. Sivasspor’a pek şans vermiyorum. Diğer 3 takım da sene sonuna dek büyük çekişme yaşayacak. Beşiktaş, rakipleriyle İnönü’de karşılaşacak. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Avrupa maçlarıyla yıpranabileceğini de düşünürsek -çünkü kadroları üç kulvarı kaldırmada zorlanabilir- ben puan dezavantajına rağmen Beşiktaş’ı bir adım önde görüyorum. Ancak tekrar söylüyorum: Ligimizde bu yıl müthiş rekabet var. Hiçbir sonuç sürpriz olmaz.
ŞAMPİYONLAR LİGİ: Liverpool. İngiltere’de kötü olsalar da Şampiyonlar Ligi’nde başka oynuyorlar. Anfield Road’dan rakiplerinin kolay çıkabileceğini zannetmiyorum. Belki bir İngiliz takımı çıkarsa sorun oluşturabilir Liverpool’a. Ama benim favorim Liverpool. Sürpriz adayımsa Sevilla. Daha önce de belirttiğim gibi Fenerbahçe’nin ikinci turda Sevilla’ya eleneceğini düşünüyorum maalesef.
UEFA KUPASI: Bayern Münih. Çok iyi bir kadro, iyi bir takım oyunu ve keyif verici bir futbol. Bu sene Şampiyonlar Ligi’nde onları izleyememek büyük şanssızlık futbolseverler için. UEFA Kupası’nda favorim Bayern Münih. Galatasaray’ın Leverkusen karşısında şansı %50. Temsilcimizin bu turu geçerse bir sürpriz yapabileceği düşüncesindeyim. Kolay değil ama, umarım 2000′deki başarılarını tekrar ederler.
EURO 2008: Turnuvaya daha 4 ay var. Ligler bitince turnuvaya dair fikirlerimi bu sitede açıklayacağım zaten. Bir tahminde bulunmak için henüz erken. Ben de sabırsızlıkla bekliyorum 7 Haziran’ı.
METİN TOPÇU
Permalink
02.04.08
Posted in Edebiyat at 4:57 am yapan fahrikaplan
Birçok edebiyatta olduğu gibi bizim edebiyatımızda da âşık dâimâ gam içindedir. Aşk onu öyle devâsız bir derde salmıştır ve âşık, bu hastalığın ateşiyle sürekli yanmakta, ızdırâb çekmektedir. Acaba zâhirdeki bu hâl hakîkaten böyle midir? Şeyh Gâlib’i dinleyelim:
“Âşıkda keder n’eyler gam halk-ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz pîr-i mugânındır”
Aşk medeniyetinin en büyük âşıklarından “Hüsn ü Aşk” şâiri: “Âşıkda keder n’eyler?” diyor. Yanlış mı söylüyor? Asla! Âşık aşkı yaşarken rûhunu kaplayan vecd sayesinde kederden eser bile duymaz. Bu haldeyken kederin bile ayrı bir tadı olur. Aşk, âşık için öyle bir derttir ki bin zevke tercih olunur. Yahyâ Kemal bunu ne güzel ifâde ediyor:
“Cümle lezzetten lezîz iksirsin ey zehr-i aşk
Zevki derinden alan her rûh dermândan geçer”
O yüzden eller âşığı ızdırâba mübtelâ bir dîvâne sansa da âşık, zevkini aşk derdinden almanın mestliği ile madde âleminin çok fevkinde yaşar. Tabii ki böyle bir aşk, nefsânîliği aşmayı gerektirir. Günümüzde sık sık gördüğümüz şahsî dürtülerini tatmîn etme arzusundan kaynaklanan sevmenin çok üstündedir bu aşk. Fuzûlî bu iki aşkı kıyaslarken şöyle der:
“Canı kim cânânı için sever cânânın sever
Canı için kim ki cânânın sever cânın sever”
Her güzel şey gibi aşkın da madde kafesine sokulduğu devrin âşıkları! Kaçınız kendinizi “canı cânânı için seven âşık” sınıfına koyabilirsiniz. Eğer koyabiliyorsanız siz de aşkın mestliği içinde yol alıp Gâlib-misâl: “Âşıkda keder n’eyler” diyebilirsiniz. Öyle ya, sevgiliye adanmış bir can niye keder duysun ki? Can senin mi ki onu kederle heder edeceksin?
“Yoluna cânâ revân etsem gerek cânım dedim
Yüzüme bin hışm ile bakdı dedi cânın mı var”
(Zâtî)
Fahri Kaplan
Permalink