01.26.08
Posted in Edebiyat at 4:54 pm yapan fahrikaplan
Ali Bey, “Münâcât” adlı şiirim hakkında güzel düşüncelerini ifâde ettikten sonra: “Fakat bazı kısımlarda açıklamaya ihtiyaç duydum. Yardımcı olacak var mı? Acizane şiirdeki kelimelerin bir kısmını kullanmadığıma tam manasını kavrayamadım.” demiş. Bu sebeple ben de bu şiirim için bir şerh (açıklama) yazmaya karar verdim. Öncelikle anlayamadığımız kelimeler hususuna değinmek istiyorum. Aslında bu kelimeler çok değil 50-60 yıl öncesinin edebî dilinde kullanılıyordu. Ahmet Hâşim’in millî şâirimiz Mehmed Âkif’in şiirlerine bakın bundan çok daha ağır bir üslûba rastlarsınız. Yeryüzünde 50-60 yıl önceki şâirlerinin dilini anlamayan başka bir millet de yoktur sanırım. Bu konuda asıl vebâl elbette öztürkçecilik adı altında güzel dilimizin içini boşaltan sözümona “aydın”ların boynundadır. Ben eğer bu şiiri günlük hayatta kullandığımız Türkçe ile yazsa idim anlatım gücümü epey kısıtlamış olurdum. Çünkü şiirde kullandığım o kelimelerin çoğunun günümüz Türkçesi’nde tam karşılığı yok, karşılığı olanları da yeni şekliyle kullandığımızda genellikle içi boş kalıyor. O yüzden birçok şiirimde olduğu gibi bu şiirde de ifade ve sanat gücünün yüksek olduğu böyle bir üslûbu tercih ettim. Şiire gelince: 1. bölüm: İlk mısrâda Mevlâ varken Leylâ’nın anılmaması, ifadeden de anlaşılacağı üzere Allah aşkı yanında diğer aşkların bir kıymet ifade etmeyeceği belirtilmektedir. Ayrıca Leylâ Mecnûn aşkı gibi büyük bir aşk hikâyesine gönderme yapılarak o aşkın bile Hakk aşkının yanında anılmasının uygun olmayacağından bahsolunmuştur. “Ne ben varım ne bu eşyâ var” ifadesiyle de bizim varlıklarımızın fânî olduğu, sonradan yaratıldığı ezelden ebede kadar varolan yegâne varlığın da Allah olduğu ifâde edilmek istenmiştir. Ayrıca bu ifadeyle tasavvuftaki vahdet-i vücûd görüşüne de bir gönderme yapılmıştır. “Günahım çok fakat sahib-i nâr Sensin” mısrâında nâr ateş demektir. Sahib-i nâr da ateş sahibi demektir. Ben günahkâr bir kulum ancak bir büyük ümidim var ki günahkârların cezalandırılacağı ateşin sahibi Sensin. Sen, Rahîm olan, bağışlayıcı olan, merhamet sahibi olan. İşte o yüzden günahım çok fakat ateşin senin elinde olduğunu bildiğim için o engin rahmetin o ateşe girmeme ümidimi hep canlı tutuyor. Şiirin nakarat kısmında zikredilen beytte: “Yâ Râb! Şu mücrîmi affet Gaffâr Sen’sin” Mücrîm cürm (günah) sahibi demektir yani günahkâr. Gaffâr ise çok bağışlayıcı olan demek olup Allah’ın 99 isminden biridir. Burada da yine günahların çokluğuna rağmen Mevlâ’nın bağışlayıcılığına olan ümit vurgulanmıştır. “Günâhımı benim setret Settâr Sensin” ifaedesinde setr örtmek demektir. Settâr da yine Allah’ın isimlerinden olup “ayıpları örten” mânâsına gelir. Bu beyitte de bir üst mısradakine paralel bir düşünce dile getirilmiştir. (Bu kısım her makaratta aynı şekilde tekrar edildiğinden ileriki tekrarlar için açıklama yapılmamıştır.) 2.bölüm: Hak yolda yürürken bâtıla meyletmek ifadesi anlaşılacağı üzre doğru yolda giderken yanlış yollara meyil gösterdim demektir. İkinci mısrada “zeyl” etmek eklemek demektir. “Veyl” ise yazık demektir. Kişi işlediği günahlarla en çok kendisine zarar vermektedir. 3. bölüm: Buradaki ifadeler sanırım gâyet açık. Fânî dünyâya aldanan insan aslında şeytanın tuzağına düşmüştür. Neyse ki ölene kadar tevbe kapısı açıktır. Burada da bu aldanışın fark edilmesiyle duyulan pişmanlık ve yakarış söz konusu. Yine Rabb’in rahmetine olan ümit vurgulanıyor üçüncü mısrâda. 4.bölüm: Bu bölümde Hakk’a karşı vazifelerde edilen kusurlardan doğan bir pişmanlık söz konusu. Mevlâ’nın sunduğu bunca nîmete karşı insanoğluna düşen onun yolunda gayret göstermek, onun aşkıyla yanmaktır. Burada bu noktadaki konumumuz sorgulanıyor ve tekrar münâcât (dua) ‘a geçiliyor. 5.bölüm: Burada da yine şiirin bütününde yer alan duygular hâkim. Sana hakkıyla kul olamasak da rahmetinden de hiç ümit kesmedik. Sen de zaten kuluna isteyin vereyim diyorsun. Vazîfemizi hakkıyla edâ edemesek de belki niyetlerimizdeki istikâmet bize birçok kapıyı açacak. Bu yüzden Senin rahmetinden asla ümit kesmiyoruz yâ Erhamü’r-Râhimîn! Niye ümit keselim ki. Peygamberimiz demiyor mu: “Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler ümit keser.” diye. Şeytan bile hesap günü rahmet sağanağını görünce bir ara ümitlenmeyecek mi? Öyleyse biz elbet ümidimizi kesmeyeceğiz. Kaysak da devrilmeyecek, doğrulmayı bileceğiz. Çünkü bizim her şeye kâdir olan bir Rabb’imiz var. Elbet O’na gönülden yakarabilirsek bizi affedecektir. İşte bu ümitle şiir nakarat kısmındaki dualarla bitirilmiştir. Fahri Kaplan
Permalink
Ali said,
Ocak 27, 2008 at 4:51 pm
Fahri Bey, Açıklamalarınız için size çok teşekkür ederim. Çok yerinde bir yazı olmuş, şiiri okumaya gelenler açıklamasınıda görünce çok sevineceklerdir.