Lâfistan

Söz Sultanları’nda Aşk

24th Ocak, 2008

Şâirin en büyük aşkı gökkubbeye bırakacağı bir hoş sadâdır. Zaten o hep bu hoş sadâyı yakalamak için kelimelerle mısralar, beyitler, şiirler yazar. Zira bilir ki boş sadâ kaybolur ancak hoş sadâ bâkî kalacaktır. O yüzden şâirler bir güzel sözün, bir güzel sesin peşinden aşkla koşarlar. En büyük ses şâirlerimizden, Kanûnî devrinin yüzakı, şâirler sultanı (Sultânü’ş-Şuarâ) Bâkî bakın ne diyor:“Avazeyi bu aleme Davud gibi sal
Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş”
  Devrinde yaşayan nice devlet adamının bugün adlarının anılmadığını gözönüne alırsak adını hoş sadâsı ile gökkubbeye nakşetmiş Bâkî’nin ne kadar haklı olduğu ortadadır.    20. asra geldiğimizde mısralarında sözün mûsikîye dönüştüğü şâirimiz Yahyâ Kemâl, saf şiirin kaynağı olan güzel sese aşkını bir rubâîsinde şöyle anlatıyor:“Yâ Râb ne müsavâtı ne hürriyyeti ver
Hattâ ne o yoldan gelecek şöhreti ver
Hep neşve veren aşkı terennüm dilerim
Ya Rab bana bir ses yaratan kudreti ver”

Büyük şâirlerimize bir de bu yönden bakarsak onlara böyle güzel sözleri söyletenin aşkın ta kendisi olduğunu görmüş oluruz.                                                                          Fahri Kaplan

Tags:

Fuzûlî’de Aşk

24th Ocak, 2008

Aşkın bir diğer çeşidi de aşka âşık olmadır. Evet, edebiyatımız bu konuda da güzel örneklerle doludur. Bunu en iyi edebiyatımızın en büyük şairlerinden, şiirlerinde aşkın ızdırâbını mukaddesleştirerek sanatta zirveye ermiş Fuzûlî’de görürüz. Fuzûlî aşk derdini talep ettiği bir beytinde der ki:

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb
Kılma dermân kim helâküm zehri dermânundadur

.
(Aşk derdiyle hoşum ey tabip bana ilaç verme, derdime derman olma. Çünkü beni helâk edecek şey, derman dediğin o zehirdedir.)      Fuzûlî aşk derdinden hasta olmuş. Ama onun diğer hastalardan mühim farkı var. O, hastalığından kurtulmak istemiyor. Aksine hep bu hastalıkla yaşıyor ve bu hastalıktan kurtulmanın kendisi için aslında ölüm olduğunu söylüyor. Bir başka beytinde de Fuzûlî Allah’a şöyle yalvarır:

.

“Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ meni 
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ meni”
.

( Ya Rab aşk belasıyla içli dışlı kıl beni, bir dem aşk belasından ayırma beni)  

.

    Bu dünyayı mihnet yurdu görmüş Fuzûlî. Tâ ki özge yerlerde özge safâlar sürebilsin. İşte bunu terennüm ettiği beyti:

.

“Gelin ey ehl-i hakikat, çıkalım dünyadan
Gayr yerler görelim, özge safalar sürelim”

.

İşte Fuzûlî’de gördüğümüz aşk, aşkın kendisine, aşkın kendisinde olan derde aşktır. Demek ki aşk  öyle tatlı bir belâ ki onu tadanın gözü başka şey görmüyor.

                                                                                                   

                                                                             Fahri Kaplan

Tags: ,

Yunus’da Aşk

24th Ocak, 2008

    Yunus Emre’nin edebiyatımızda şüphesiz ki apayrı bir yeri vardır. O basit gibi görünen ifadelerle gönlün en derin sırlarını söylemiş müstesnâ bir şahsiyettir. Yunus’un aşkı her türlü beşerî aşkın ötesinde gönlünde Hakk’ın tecellîleriyle mest olmuş bir dervişin Mevlâ’ya olan aşkıdır. O, Mevlâ’ya öyle âşıktır ki bu aşkın karşılığında cennetin bile kendisi için hedef olmayacağını söyler ve tek arzusunun Hakk’a kavuşmak olduğunu şu enfes dörtlükte belirtir:

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni

    Ey Yunus! Şimdi arzuladığın vuslata ermiş bir şekilde gönlünün sırlarını orada da nasıl döküyorsun kimbilir? Şu üç günlük dünyâda bunları gören sen özge diyarlarda nice ufuklara yelken açıyorsun kimbilir? Selam olsun sana! Teşekkürler, bize bıraktığın bu eşsiz mirasa.                                                                                           Fahri Kaplan

Tags: , ,

MECNÛN’DA AŞK

24th Ocak, 2008

    Aşkın faklı tecellîlerinden bahs açmıştık. İşte kimin söylediğini bilmediğimiz, divân şiirinin gülbahçesinden bir yaprak olan şu beyit Mecnûn’da Leylâ aşkının ne derecede olduğunu gösteriyor bize:

“Mekteb-i aşk içre Mecnun ile birlikte okudum
Ben mushafı hatmeyledim Mecnun velleyl’de kaldı.”

    Mânâ murâd olundukta: “Mecnun’la aynı aşk mektebinde okuduk. Ben Kur’ân’ı hatmettim, o ise “Ve’l-Leyl” ayetinde kaldı.”

    “Ve’l-Leyl” Leyl sûresinin ilk ayetidir. Mecnûn bu ayete gelince Leylâ’yı hatırlıyor ve heyecândan dili tutuluyor, okumaya devam edemiyor. Bu göze abartılı bir sevgi gelebilir ama aşk da budur zaten. Herşeyden geçip de sevmek. Ve âşık, bir mecnûndur. Mecnûn ise deli demektir; aşk delisi. Ve iradesi elinden gitmişi ayıplamak da mümkün değildir. Ne diyordu Nef’î:

    “Âşığa tân eylemek olmaz mübtelâdır neylesün”     İşte Mecnûn’da da aşk böyle tecellî ediyor.

                                                          Fahri Kaplan

Tags: , , , ,

Akıncı’da Aşk

24th Ocak, 2008

    Aşk, çok geniş bir kavram. Onu sadece karşı cinse olan alâka (beşerî aşk) olarak düşünmemek lâzım. Evet beşerî aşk da aşktır ancak aşkın sadece bir çeşididir.Şahsî sayfama da eklediğim bir şiirimde aşk için şunları söylemiştim:


“Aşk iledir varsa rind gönülde keyf
Ulemâda kalem akıncıda seyf”
    Evet aşkın çok farklı tecellîleri olabiliyor. Aşk Mecnûn’da Leylâ’ya, Yunus’da Mevlâ’ya, âlimde ilme, akıncıda gazâya yönelebiliyor. Edebiyatımızda akın aşkını işleyen çok güzel şiirler vardır. Bunlar içinde en müstesnâlarından biri de Kırım Hanı Gazî Giray’a ait bir gazeldir. Baştan sona akın aşkıyla dolu olan şiiri günümüz Türkçesi’ne çevirisiyle birlikte paylaşmak istiyorum. Akıncıdaki aşkı anlamak için sanırım bu şahâne (şâha yaraşır) gazeli okumak yeterlidir. İşte o enfes şiir:GAZEL

1Râyete meylederiz kâmet-i dil-cû yerine
Tûğa dil bağlamışız kâkül-i hoş-bû yerine

2Heves-i tîr ü keman çıkmadı dilden aslâ
Nâveg-î gamze-i dil-dûz ile ebru yerine

3Süreriz tîğimizin zevk ü safâsın her dem
Sîm-tenlerle olan lezzet-i pehlû yerine

4Gerden-i tevsen-i zîbâda kutâs-i dil-bend
Bağladı gönlümüzü zülf ile gîsû yerine

5Severiz esb-i hünermend-i sabâ-reftârı
Bir perî-şekl sanem bir gözü âhû yerine
6Gönlümüz şâhid-i zîbâ-yı cihâda verdik
Dil-ber-i mâh-rub ü yâr-i perî-rû yerine

7Seferin cevri çok ümmîd-i vefâ ile velî
Olduk âşüftesi bir şûh-i cefâ-cû yerine

8Olmuşuz cân ile billâh Gazâyî teşne
Kanını düşmen-i dînin içeriz su yerine

Gâzî Giray

 

***                                                   Fahri Kaplan

 

Hâmiş: Şiir metni “Yeni Ümit” dergisinin web sitesinden alınmıştır. (aslı için bkz. http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/altin-nefesler-826)

Tags: ,

Yazarlar

Kategoriler

Son Yazılar

Son Yorumlar

Etiketler

 

Ocak 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    Şub »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Meta

Zeka Oyunları | Mario Oyunları | En Güzel Oyunlar | Araba Yarışı