01.30.08

Oyun1game.com Bilen Kazanır 3. Ödüllü Bilgi Yarışması Sonuçları

Posted in Genel Güncel at 3:36 pm yapan ibrahim

Oyun1game.com Bilen kazanır 3. ödüllü bilgi yarışması nihayet bugün (31.01.2008) sona erdi. Yarışmamıza 2954 cevap gelmiş ve 2638 tanesi geçerli sayılmıştır. Kazananlar son gündeki yoğunluktan dolayı bir gün gecikerek 01.02.2008 tarihinde açıklanacaktır. Şimdi kafanızda soru işareti bırakmamak için soruları burada açıklayarak çözmek isitiyoruz.

1. Soru : lkemizin etrafını çevreleyen denizlerin ismini yazınız.

1. Cevap : Akdeniz Karadeniz ve Ege Denizidir.  (Marmara Denizi Bir İç denizdir.)

2. Soru : 2+7×3-1/1=? İşleminin sonucu nedir.

2. Cevap : İşlem Sırası Olarak öncelik çarpma ve bölmeninidir, bu yüzden işlem söyle çözümlenir 2+(7×3)-(1/1)=

buradan 2+21-1=22 Cevabı bulunur.

3. Soru : Gezegenler etrafında bulunan belirli büyüklüklerdeki gök cisimlerine uydu denir. Buna göre üzerinde bulunduğumuz gezegenin uydusu nedir.
3. Cevap : Bu sorumuzunda Cevabı Dünyamızın tek uydusu olan Ay’dır. Zaten bu soruda birinci kısım  (Gezegenler etrafında bulunan belirli büyüklüklerdeki gök cisimlerine uydu denir.) bilgi ikinci kısımsa sorudur.

4. Soru : Bir maddenin birim hacminin kütlesine ……. denir.

4.  Cevap:  Bu sorununda cevabı Özkütle ve Yoğunluk Olcaktı. Her iki cevapta doğru kabul edilmiştir.

5. Soru : “Oyun1game.com Türkiye’nin ilk ödüllü oyun sitesidir.” Cümlesinin öğelerini sırasıyla yazınız.

5. Cevap : Oyun1game.com = ÖZNE   Türkiye’nin ilk ödüllü oyun sitesidir. = YÜKLEM

NOT: 1- Cevaplarda İsim, soyisim, email adresi, adres, il-ilçe Bilgileri Doldurulmadan gönderilen Cevaplar değerlendirmeye alınmamıştır. Bilginize,

Cevaplarınızın tekrar kontrol edilmesini istiyorsanız mail [a t] Oyun1game.com Adresine Cevapta göndermiş olduğunuz emailden mesaj atınız.

Herhangi bir sorun ve görüş içinde bu adresi kullanabilirsiniz.

01.29.08

Bir Yergi Ustası’ndan Nükteler

Posted in Edebiyat at 4:24 pm yapan fahrikaplan

    Nef’î (17. yüzyıl) Türk edebiyatının en önemli şâirlerindendir. En bilinen yönü hiciv ( karşındakini yermeye yönelik şiir, yergi) yazmaya meraklı olması ve bu konudaki ustalığıdır. Ben bu yazıda Nef’î’nin bu yönünü ortaya koyan iki güzel hadiseyi nakletmek istiyorum.      Osmanlı Paşalarının toplandığı bir mecliste söz dönüp dolaşıp yazdığı hicivlerle birçok kimseyi kendisine düşman eden muzip şâirimiz Nef’î’ye gelir. Meclistekilerden Tahir Paşa daha önce ondan dili yanmış olsa gerek Nef’î’den lâf açılır açılmaz: “Aman, anmayın şu kelbi (köpeği)” der. Tabii bu lâf döner dolaşır. Kendisine köpek denmesine içerleyen ünlü hiciv ustası bu lâfın altında kalmayacaktır elbet. Tahir Paşa’yı şu nefis dörtlükle yerin dibine geçirir âdetâ:                       

             “Bana kelb demiş Tâhir Efendi
             İltifâtı bu sözde zâhirdir.
             Mâlikî mezhebim benim zira
             İtikadımca kelb Tâhirdir.
       
       

Tahir, kelime anlamı olarak “temiz” demektir. Mâlikî mezhebine göre köpek temzi bir hayvandır. Nef’î burada “kelb (köpek) Tahirdir.” Derken maliki mezhebinin bu özelliğini vurgularmış gibi görünüyor ancak arkaplanda Tahir Paşa’ya : “Asıl köpek sensin! Sen kim benim gibi söz üstâdına laf yetiştirmek” kim diyor.              ***           17. yüzyılın ünlü şâir ve şeyhülislâmı, Nef’î’nin de yakın dostu olan Şeyhülislâm Yahyâ Efendi Nef’î’ye şu beyti gönderir:      “Şimdi hayli sühanverân içre  

    Nef’î manendi var mı bir şâir

      Sözleri Seb’a-i Muallaka’dır

      İmr’ül-Kays kendisidir kâfir”

    

        ( Şimdi o kadar söz ustası içinde Nef’î ayarında bir şair var mıdır? Sözleri cahiliye Arapları’ndaki Yedi Askı şairleri gibi kuvvetlidir. O şairlerden İmr’ül-Kays adlı kâfir de onun ta kendisidir.)        Aslında şâirliğinden övgüyle bahsedilen bu dörtlükteki kâfir kelimesine Nef’î içerlemiş olsa gerek ki Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’ye cevap olarak aşağıdaki kıt’ayı yazar:

         Bize kâfir demiş müfti Efendi
       Tutalım ben diyem ana müselman
       Varıldıkda yarın ruz-ı cezaya
       İkimiz de çıkarız anda yalan”
       
(Müftü Efendi bize kâfir demiş. Şimdi ben de tutup ona  Müslüman desem yarın mahşer yerine vardığımızda ikimizde sözümüzde yalancı çıkarız.)                       

    ***

          Nef’î elbette bu hicivlerden ibaret bir şâir değildir. Başkalarını ve kendisini övmede de üstüne yoktur bu büyük söz üstâdının. İskender Pala Nef’î’den şöyle bahseder: “Öven, övünen, söven bir şâir.” Tabii Nef’î’nin bu özelliklerinin yanında düşündüğünü ifade etmekten çekinmeyen çok samimî bir yüreği olduğunu da belirtmek gerek.        Tabi herkesi yermiş olması ona çeşitli düşmanlar kazandırmıştır. En sonunda padişah IV. Murad kendisine hiciv yazmayacağına dair yemin ettirmiştir. Ama Nef’î bu; rahat durabilir mi? Vezir Bayram Paşa’yı hicvedince sarayın odunluğuna kapatılır. Artık şairin düşmanlarına Gündoğmuş, onu cezalandırma fırsatı bulmuşlardır. Vezir Batram Paşa da kendisine yapılan hakareti hazmedemez ve Nef’î hakkında idam kararı verilir. İdamı açıklamak için siyah tenli bir haremağası Nef’înin yanına gelir. Şairin haline acıyan haremağası Nef’î’ye der ki: “Bak al şu kâğıdı kalemi saraya bir dilekçe yaz. Ben de elimden geldiğince sana destek çıkar, seni bu cezadan kurtarmaya çalışırım.” Nef’î de kâğıdı eline alır, tam yazacağı sırada kalemin mürekkebi kâğıda damlar ve büyük bir siyah leke oluşturur. Nef’î de diline gelen nükteyi kaçırmaz ve haremağasının siyah tenini kastederek: “ Ağa hazretleri mübarek teriniz kâğıda damladı.” der. Bu söze sinirlenen haremağası da kağıdı buruşturur ve : “Var a köpek, sen ölümü hak etnişsin.” Diyerek şâirin suratına fırlatır. Böylece Nef’î eline geçen bu son fırsatı da tutamadığı dili yüzünden hebâ eder ve sonrasında idam edilir. Ancak geriye adını gökkubbede ölümsüz kılacak şiirler bırakır. Mevlâ rûhuna rahmet eyleye.                                                                   Fahri Kaplan

Gök Bilimi = Astronomi - Tarihi

Posted in Astronomi at 4:07 pm yapan ibrahim

Astronomi Takvimi

(Eski Mısır Takvimi)

Gök Bilimi (Türkçe Sözlük Anlamı): Gök cisimlerinin konumlarını, hareketlerini, birbirine olan uzaklıklarının ölçülmesini, bunların fizik ve kimya bakımından yapılarını inceleyen bilim, felekiyat, astronomi.

Bunlar ikisi de aynı anlama gelen bilim dalının adlarıdır. Ben yazımda daha çok dilimize Fransızcadan geçen (astronomie) astronomi kelimesini kullanacağım.

Astronomi bilimi eski çağlardan beri insanların yaşadıkları ortamı anlama konusunda kullandıkları en eski bir bilim dalı olarak bilinir. Arkeolojik bulgular en eski çağlarda bile insanların gökbilim hakkında bilgileri olduğunu ortaya koymaktadır. Neolitik çağda bile insanlar ekinoksların periyodik karakterini, mevsimlerle ilişkisini ve bazı takımyıldızları bilmekteydiler. Modern gökbilim gelişimini, özellikle antik çağdaki ve onları izleyen matematikçilere ve Ortaçağ’ın sonunda keşfedilmiş gözlem aletlerine borçludur. Başlangıçta ayrılmaz bir ikili ya da paralel olarak ilerleyen Astroloji ve gökbilim zamanla yollarını birbirlerinden ayırmak zorunda kalmışlardır. O çağlarda çünkü astronomlar hem gök bilimiyle hemde astroloji ile ilgileniyorlarmış, ve her kralın gelecekten haber veren kahinleri (astronomları) bulunuyormuş.

Yararlanılan Kaynaklar:

Wikipedia Özgür Sözlük

Fotoğraf: Hacettepe Üniversitesi Bilim Tarihi

01.27.08

Bilen Kazanır

Posted in Genel Güncel at 4:57 pm yapan ibrahim

Oyun1game.com Bilen Kazanır 3. Ödüllü Bilgi Yarışması 

OYUN1GAME.COM ödüllü bilgi yarışması yenilendi; Yeni yılda siz sevgili ziyaretçilerimize daha fazla hediye vermek ve bilgi birikimlerinize katkıda bulunmak için sizlere kaynak kitaplar kazandırmak istiyoruz. Bu hediyeleri dağıtırken sloganımız “BİLEN KAZANIR” olacaktır. Hepinize başarılar.

Bu ayki sorular.

1- Ülkemizin etrafını çevreleyen denizlerin ismini yazınız.
2- 2+7×3-1/1=? İşleminin sonucu nedir.
3- Gezegenler etrafında bulunan belirli büyüklüklerdeki gök cisimlerine uydu denir. Buna göre üzerinde bulunduğumuz gezegenin uydusu nedir.
4- Bir maddenin birim hacminin kütlesine ……. denir.
5-”Oyun1game.com Türkiye’nin ilk ödüllü oyun sitesidir.” Cümlesinin öğelerini sırasıyla yazınız.

Yarışma Şartları ve Sorular

1- Bir ay içerisinde verilecek toplam ödül 120 YTL ve 10 adet (Bilim Teknik/Bilim Çocuk) dergidir.

2-     0-14 yaş arası yarışmacılarımıza Bilim Çocuk, 15-üzeri yarışmacılarımıza ise Bilim Teknik Dergisi gönderilecektir.

3-     Soru sayısı yarışma öncesinde saklı tutulacaktır.

4-     Yarışmadan ödül alabilmeniz için cevaplama kısmındaki kimlik ve adres bilgileri mutlaka doldurulmalıdır.

5-     Yarışmaya herkes katılabilir.

7-     Yarışmalar her ay değişerek devam edecektir.

Ödüller

1- Yarışmada üç kişiye (50 YTL, 40 YTL, 30 YTL) para ödülü, on kişiye ise Bilim Teknik /Bilim Çocuk dergisi gönderilecektir.

2- Ödüller, Doğru cevabı birinci gönderene 50 ytl, ikinci gönderene 40 ytl üçüncü gönderene 30 ytl, onuncu gönderene Bilim Teknik / Bilim Çocuk yirminci gönderene Bilim Teknik / Bilim Çocuk şeklinde yüzüncü cevaba kadar, on ve onun katlarına belirtilen hediyeler ve ara değerlerdeki doğru cevaplara da ufacık tefecik sürpriz hediyeler gönderilecektir.

3- Yarışma her ayın ilk cumartesi günü başlayıp son günü sona erecek ve ardından ödüller sonraki ayda kazananların adreslerine gönderilecektir.

01.26.08

“Münâcât” Şiirinin Şerhi

Posted in Edebiyat at 4:54 pm yapan fahrikaplan

   Ali Bey, “Münâcât” adlı şiirim hakkında güzel düşüncelerini ifâde ettikten sonra: “Fakat bazı kısımlarda açıklamaya ihtiyaç duydum. Yardımcı olacak var mı? Acizane şiirdeki kelimelerin bir kısmını kullanmadığıma tam manasını kavrayamadım.” demiş. Bu sebeple ben de bu şiirim için bir şerh (açıklama) yazmaya karar verdim.              Öncelikle anlayamadığımız kelimeler hususuna değinmek istiyorum. Aslında bu kelimeler çok değil 50-60 yıl öncesinin edebî dilinde kullanılıyordu. Ahmet Hâşim’in millî şâirimiz Mehmed Âkif’in şiirlerine bakın bundan çok daha ağır bir üslûba rastlarsınız. Yeryüzünde 50-60 yıl önceki şâirlerinin dilini anlamayan başka bir millet de yoktur sanırım. Bu konuda asıl vebâl elbette öztürkçecilik adı altında güzel dilimizin içini boşaltan sözümona “aydın”ların boynundadır. Ben eğer bu şiiri günlük hayatta kullandığımız Türkçe ile yazsa idim anlatım gücümü epey kısıtlamış olurdum. Çünkü şiirde kullandığım o kelimelerin çoğunun günümüz Türkçesi’nde tam karşılığı yok, karşılığı olanları da  yeni şekliyle kullandığımızda genellikle içi boş kalıyor. O yüzden birçok şiirimde olduğu gibi bu şiirde de ifade ve sanat gücünün yüksek olduğu böyle bir üslûbu tercih ettim.          Şiire gelince:                  1. bölüm:  İlk mısrâda Mevlâ varken Leylâ’nın anılmaması, ifadeden de anlaşılacağı üzere Allah aşkı yanında diğer aşkların bir kıymet ifade etmeyeceği belirtilmektedir. Ayrıca Leylâ Mecnûn aşkı gibi büyük bir aşk hikâyesine gönderme yapılarak o aşkın bile Hakk aşkının yanında anılmasının uygun olmayacağından bahsolunmuştur.     “Ne ben varım ne bu eşyâ var” ifadesiyle de bizim varlıklarımızın fânî olduğu, sonradan yaratıldığı ezelden ebede kadar varolan yegâne varlığın da Allah olduğu ifâde edilmek istenmiştir. Ayrıca bu ifadeyle tasavvuftaki vahdet-i vücûd görüşüne de bir gönderme yapılmıştır.     “Günahım çok fakat sahib-i nâr Sensin” mısrâında nâr ateş demektir. Sahib-i nâr da ateş sahibi demektir. Ben günahkâr bir kulum ancak bir büyük ümidim var ki günahkârların cezalandırılacağı ateşin sahibi Sensin. Sen, Rahîm olan, bağışlayıcı olan, merhamet sahibi olan. İşte o yüzden günahım çok fakat ateşin senin elinde olduğunu bildiğim için o engin rahmetin o ateşe girmeme ümidimi hep canlı tutuyor.       Şiirin nakarat kısmında zikredilen beytte: “Yâ Râb! Şu mücrîmi affet Gaffâr Sen’sin” Mücrîm cürm (günah) sahibi demektir yani günahkâr. Gaffâr ise çok bağışlayıcı olan demek olup Allah’ın 99 isminden biridir. Burada da yine günahların çokluğuna rağmen Mevlâ’nın bağışlayıcılığına olan ümit vurgulanmıştır. “Günâhımı benim setret Settâr Sensin” ifaedesinde setr örtmek demektir. Settâr da yine Allah’ın isimlerinden olup “ayıpları örten” mânâsına gelir. Bu beyitte de bir üst mısradakine paralel bir düşünce dile getirilmiştir. (Bu kısım her makaratta aynı şekilde tekrar edildiğinden ileriki tekrarlar için açıklama yapılmamıştır.)       2.bölüm: Hak yolda yürürken bâtıla meyletmek ifadesi anlaşılacağı üzre doğru yolda giderken yanlış yollara meyil gösterdim demektir. İkinci mısrada “zeyl” etmek eklemek demektir. “Veyl” ise yazık demektir. Kişi işlediği günahlarla en çok kendisine zarar vermektedir.     3. bölüm:  Buradaki ifadeler sanırım gâyet açık. Fânî dünyâya aldanan insan aslında şeytanın tuzağına düşmüştür. Neyse ki ölene kadar tevbe kapısı açıktır. Burada da bu aldanışın fark edilmesiyle duyulan pişmanlık ve yakarış söz konusu. Yine Rabb’in rahmetine olan ümit vurgulanıyor üçüncü mısrâda.    4.bölüm: Bu bölümde Hakk’a karşı vazifelerde edilen kusurlardan doğan bir pişmanlık söz konusu. Mevlâ’nın sunduğu bunca nîmete karşı insanoğluna düşen onun yolunda gayret göstermek, onun aşkıyla yanmaktır. Burada bu noktadaki konumumuz sorgulanıyor ve tekrar münâcât (dua) ‘a geçiliyor.      5.bölüm: Burada da yine şiirin bütününde yer alan duygular hâkim.  Sana hakkıyla kul olamasak da rahmetinden de hiç ümit kesmedik. Sen de zaten kuluna isteyin vereyim diyorsun. Vazîfemizi hakkıyla edâ edemesek de belki niyetlerimizdeki istikâmet bize birçok kapıyı açacak. Bu yüzden Senin rahmetinden asla ümit kesmiyoruz yâ Erhamü’r-Râhimîn! Niye ümit keselim ki. Peygamberimiz demiyor mu: “Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler ümit keser.” diye. Şeytan bile hesap günü rahmet sağanağını görünce bir ara ümitlenmeyecek mi? Öyleyse biz elbet ümidimizi kesmeyeceğiz. Kaysak da devrilmeyecek, doğrulmayı bileceğiz. Çünkü bizim her şeye kâdir olan bir Rabb’imiz var. Elbet O’na gönülden yakarabilirsek bizi affedecektir. İşte bu ümitle şiir nakarat kısmındaki dualarla bitirilmiştir.                                                             Fahri Kaplan

Münâcât

Posted in Edebiyat at 2:45 pm yapan fahrikaplan

Mevlâ varken Leylâ anılmaz; yâr Sen’sin,
Ne ben varım ne bu eşyâ var; var Sen’sin,
Günâhım çok, fakat sâhib-i nâr Sen’sin.

Yâ Râb! Mücrîmi affet, Gaffâr Sen’sin,
Günâhımı benim setret, Settâr Sen’sin.

Hak yolda yürürken bâtıla meylettim,
Günâhım üstüne günâhlar zeylettim,
Başkasına değil, kendime veylettim.

Yâ Râb! Şu mücrîmi affet, Gaffâr Sen’sin,
Günâhımı benim setret, Settâr Sen’sin.

Fânî dünyâya aldanmışım, vâh bana,
Şeytana kanmışım, şimdi eyvâh bana,
Af Sana yaraşır, elbet günâh bana.

Yâ Râb! Şu mücrîmi affet, Gaffâr Sen’sin,
Günâhımı benim setret, Settâr Sen’sin.

Yolunda hizmetçi olmayı bilmedim,
Aşkınla sararıp solmayı bilmedim,
Bir boşaldım, tekrar dolmayı bilmedim.

Yâ Râb! Şu mücrîmi affet, Gaffâr Sen’sin,
Günâhımı benim setret, Settâr Sen’sin.

Secdeye kapanıp: “Suçum affet!” dedim,
Gerçi rüzgâr gibi coşup da esmedim,
Lâkin rahmetinden hiç ümit kesmedim.

Yâ Râb! Şu mücrîmi affet, Gaffâr Sen’sin,
Günâhımı benim setret, Settâr Sen’sin.

                                          Fahri Kaplan

01.25.08

Diş Sağlığı

Posted in Sağlık at 5:06 pm yapan admin

Çocuk Diş Sağlığı

0-6 yaş arası dönemi kapsar. Bu dönemde çocukların ağzında hijyene pek dikkat edilmediğinden ya da nasıl olsa ileriki yaşlarda yenilerini çıkacağı aileler tarafından bilindiğinden çocukların ağzı korunaksız olur ve buda dişleri çürüten bakterilerin üremesi için hazır ortam sağlanmış olur. Çok küçük yaşlarda süt dişlerin kaybedilmesi ileriki yaşlarda çocuğun çıkaracağı dişlerin dizilişinde olumsuz etkiler bırakır. Yeni çıkan dişler boş kısımlarda da düzensiz olarak gelişerek ağız yapısında kötü görüntüye sebep olur. Bunun için küçük çocuklara süt içirip mama yedirdikten sonra mutlaka su verilmeli, ve biraz büyüyünce (iki – üç yaşından sonra) diş fırçası kullanmaya alıştırmalıyız.

Çocukluk Sonrası Diş Sağlığı

Bu dönemde de çocukların baş düşmanı şekerli yiyeceklerdir. Şekerli unlu gıdalara bakteriler yapışarak oralarda ürerler ve bu durumda vücutta florür bakımından zayıfsa çürüme hızlanır. Ama bu gıdaları öğünlerde yiyip arkasından da dişlerimizi fırçalar ve diş ipiyle de aralarını temizlersek bu tür sıkıntılardan büyük oranda uzaklaşırız. Ayrıca belirli aralıklarla diş doktorumuzu ziyaret edersek bu sıkıntıdan kurtuluruz. Yoksa çürük dişler ağrıdığında bize çok büyük ağrılar yaşatırlar.

 

Diş Ailesi Dişleri Tanıyalım

Fenerbahçe’nin Sevilla Karşısında Şansı

Posted in Spor at 12:46 pm yapan admin

Birçok Fenerli Sevilla ile eşleşmelerine seviniyor. Peki gerçekten Sevilla sevinilecek bir kura mı? Açıkçası ben öyle düşünmüyorum. Sevilla belki  Barcelona, Chelsea, Milan kadar ismi olmayan ama en az onlar kadar tehlikeli bir takım. Eğer gününde olurlar, maça iyi hazırlanırlarsa – ki Şampiyonlar Ligi maçlarına ayrı bir önem veriyorlar.- rakiplerini sahadan silen bir futbol sergiliyorlar. Özellikle İspanya’daki maçta çok tehlikeli bir Sevilla bekliyor Fener’i. Bu yüzden Fener, Sevilla’yı elemek istiyorsa Kadıköy’de en az iki farklı galip gelmelidir. Hatta bu bile yeterli olmayabilir. Eğer Fenerbhaçe işi İspanya’ya bırakırsa akıbeti düşünmek bile istemiyorum.     Sevilla, genç, istekli ve dinamik bir ekip. Takım içi uyum çok iyi. Gol yememeden çok gol atmaya önem veriyor. Ve gol atma konusunda da oldukça rahatlar. Ben Sevilla’nın Şampiyonlar Ligi’nde  bu yılın sürpriz takımı olacağını düşünüyorum. O yüzden kupayı alsa bile asla şaşırmam. Bu yüzden Fenerbahçe’nin hiç de iyi bir kura çekmediği düşüncesindeyim.      Kupadaki asıl favorim Liverpool. Ligde yaklaşık 20 senedir vasat bir performans sergileyen bu İngiliz ekibi, Şampiyonlar Ligi’nde gerçekten göz kamaştırıcı bir oyun sergiliyor. İlk 3 maçta sadece 1 puan alan Liverpool, iyi motive olduğu diğer 3 maçta 16 gol atarak gruptan çıkmasını bildi. Özellikle Anfield Road’dan kolay kolay çıkabilecek bir takım göremiyorum. (Belki İngiliz bir rakiple eşleşirse bu durum değişebilir.) 

     Hasılı ara transferde bugüne dek gerekli transferleri yapmayan, kadrosunu zenginleştirmeyen Fener’in bu hâliyle Sevilla karşısında işinin çok zor olduğunu itiraf etmek gerek. Ancak futbol her sonuca açık bir oyun. Bu yüzden onu çok seviyor, ondan çok keyif alıyoruz. Bekleyelim ve görelim bu güzel oyun yeni bir güzellik yapacak mı Türk futbolu için?

                                                                        Metin Topçu

01.24.08

Söz Sultanları’nda Aşk

Posted in Edebiyat at 2:18 pm yapan admin

Şâirin en büyük aşkı gökkubbeye bırakacağı bir hoş sadâdır. Zaten o hep bu hoş sadâyı yakalamak için kelimelerle mısralar, beyitler, şiirler yazar. Zira bilir ki boş sadâ kaybolur ancak hoş sadâ bâkî kalacaktır. O yüzden şâirler bir güzel sözün, bir güzel sesin peşinden aşkla koşarlar. En büyük ses şâirlerimizden, Kanûnî devrinin yüzakı, şâirler sultanı (Sultânü’ş-Şuarâ) Bâkî bakın ne diyor:“Avazeyi bu aleme Davud gibi sal
Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş”

  Devrinde yaşayan nice devlet adamının bugün adlarının anılmadığını gözönüne alırsak adını hoş sadâsı ile gökkubbeye nakşetmiş Bâkî’nin ne kadar haklı olduğu ortadadır.

    20. asra geldiğimizde mısralarında sözün mûsikîye dönüştüğü şâirimiz Yahyâ Kemâl, saf şiirin kaynağı olan güzel sese aşkını bir rubâîsinde şöyle anlatıyor:

“Yâ Râb ne müsavâtı ne hürriyyeti ver
Hattâ ne o yoldan gelecek şöhreti ver
Hep neşve veren aşkı terennüm dilerim
Ya Rab bana bir ses yaratan kudreti ver”

Büyük şâirlerimize bir de bu yönden bakarsak onlara böyle güzel sözleri söyletenin aşkın ta kendisi olduğunu görmüş oluruz.                                                                          Fahri Kaplan

Fuzûlî’de Aşk

Posted in Edebiyat at 2:11 pm yapan admin

Aşkın bir diğer çeşidi de aşka âşık olmadır. Evet, edebiyatımız bu konuda da güzel örneklerle doludur. Bunu en iyi edebiyatımızın en büyük şairlerinden, şiirlerinde aşkın ızdırâbını mukaddesleştirerek sanatta zirveye ermiş Fuzûlî’de görürüz. Fuzûlî aşk derdini talep ettiği bir beytinde der ki:

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb
Kılma dermân kim helâküm zehri dermânundadur.

(Aşk derdiyle hoşum ey tabip bana ilaç verme, derdime derman olma. Çünkü beni helâk edecek şey, derman dediğin o zehirdedir.)Fuzûlî aşk derdinden hasta olmuş. Ama onun diğer hastalardan mühim farkı var. O, hastalığından kurtulmak istemiyor. Aksine hep bu hastalıkla yaşıyor ve bu hastalıktan kurtulmanın kendisi için aslında ölüm olduğunu söylüyor. Bir başka beytinde de Fuzûlî Allah’a şöyle yalvarır:“Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ meni 
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ meni”
( Ya Rab aşk belasıyla içli dışlı kıl beni, bir dem aşk belasından ayırma beni)
Bu dünyayı mihnet yurdu görmüş Fuzûlî. Tâ ki özge yerlerde özge safâlar sürebilsin. İşte bunu terennüm ettiği beyti:

“Gelin ey ehl-i hakikat, çıkalım dünyadan
Gayr yerler görelim, özge safalar sürelim”

İşte Fuzûlî’de gördüğümüz aşk, aşkın kendisine, aşkınkendisinde olan derde aşktır. Demek ki aşk  öyle tatlı bir belâ ki onu tadanın gözü başka şey görmüyor.                                                                                 Fahri Kaplan

« Previous entries Project-Id-Version: WordPress 2.3.2 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-12-31 15:09+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0; Project-Id-Version: WordPress 2.3.2 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-12-31 15:09+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0;