24
Oca

Internet Devleri Çin Pazarında Tututunamıyor mu?

   Yazar: İbrahim ARSLAN   Kategori: Genel Güncel

Bu haftaki Sabah gazetesiyle birlikte verilen The New York Times gazetesinin google ile ilgili manşeti çok ilgimi çekti ve yazıyı sonuna kadar okudum. Ardından siz ziyaretçilerimize kısaca yorumumu yazarak düşüncelerinizi almak istedim. Öncelikle sizlere haberin başlığını vermek isterim: “Internet devleri Çin pazarında tutunamıyor.” Bizim internet haber siteleri ve gazeteler olayı google’dan yapılan basın açıklamasıyla bire bir önümüze sundular “Google, Çin hükümetinin uyguladığı sansür kararlarına savaş açtı” Haberi bizim internet sitelerimizden çok daha farklı ve iyi analiz ederek verdiği içinde yazarlara çok teşekkür ederim. Şimdi gelelim kendi düşüncelerime ve ben dahil bizdeki internet içerik sağlayıcılarına verip veriştirmeye. Ülkemizde, şu dışarıdan ithal edip sabah akşam kullandığımız web siteleri o kadar güvenilir ve mükemmel anlatılmış ki bize ne söyleseler inanır ve ne yapsalar takdir eder olmuşuz, kendi içimizdeki değerleri takdir etmek şöyle dursun destekleme yoluna bile gitmiyoruz. Sonra da niye bizim içimizden de bir google, facebook, twitter… çıkmiyor diye söylenip duruyoruz. Google her logo değiştirdiğinde facebook her uygulama yaptığında twitter de kim kimle ne dedikodu yaptı diye koca puntolarla gazetemizi okuyup internete daliyorsak ne olmasını bekliyorsunuz? Tabi ki bunlar da haber değeri taşımakta ama bir yerli arama motoru küçük bir puntoda yer bulamıyorsa yada herhangi bir yerli şirket tanıtılmıyorsa neler olsun. Gel gelelim Çin mevzusuna, bu olayın bizde olması şuan için pek yakın değil çünkü internette genelde taklit projeler üretiyoruz ama yakın gelecekte özgün bir internet projesinin bizden de dünya ya yayılacağını düşünüyorum. Zaten Çinde böyle yapmadı mi? Önceleri herşeyi bire bir kopyalayıp yeni markalar yazıp pazarlıyordu ama biraz para kazanmayı öğrendikten sonra tüketicilerin istekterine kulak verip daha kaliteli mallar üretmeye başladı ve şuan öyle bir duruma geldi ki çok ucuza pahalı bir markanın benzer ürününü yapabilir konuma hatta bu google hadisesinde olduğu gibi yerli şirketleri halkının isteklerine google dan daha önce cevap verip küresel oyuncuları başka bahanelerle pazardan çıkmaya mecbur eder oldu. Yoksa mümkün mü ki pazardan pay alan google isteklerinizi filtreleyemiyorum/filtrelemicem diyerek pazardan çıkmaya mecbur bıraktırsın kendini, sormazlarmı daha önceden nasıl filtreliyordun/filtreleyebiliyordun. Amacım yerli içerik üreticilerini düşünmeye zorlamak. Hadi kalın sağlıcakla…

11
Oca

Bekleyiş

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

               Uzaklara giden gemi

               Yoksa daha dönmedi mi?

               Tekrar bizimle visâle.

.

               Oysa onu çok bekledim;

               Zehir içtim, diken yedim,

               Aldırmadım hiç melâle.

.

              “Ne olur bir kez gül!” dedim, 

              “Gül, ruhuma dökül”dedim,

                Ne zambak dedim ne lâle.

.

               Nice yıl geçti ki yoksun,

               En azından bir ışık sun

               Sönüp küllenen hayâle.

                                        Fahri Kaplan

Tags: , , ,

4
Oca

BİR GARİP İMAM HATİPLİ

   Yazar: Doğan ÖZÇELİK   Kategori: Genel Güncel

imamhatip.jpg      İmam Hatiplilerin rekorları bir bir kırdığı, ÖSS’de birincilikler aldığı zamanlarda girmiştim İmam Hatip’e. Deprem olduğunda orta sona geçmiştim. Gölcük’teki okulumuz zarar görünce ülkemizin en iyi İmam Hatip’i depremzede olarak bizi kabul etti. Rüya gibiydi, yıllarca Türkiye birincisi çıkartmış bu okulda okuyacak olmak…              

         Beş-altı kişi gelmiştik Gölcük’ten. Okul idaresi bize çok yardımcı oldu. Günler güzel geçerken adamın biri:  “Deprem, 28 şubat sürecinin aksatmayacak, bu süreç bin yıl sürecek.” dedi. İcraatlar başladı. Sadece asker değil sivil toplum kuruluşları bile bize cephe aldı. Depremde mağdur olmuş bir arkadaşımız eğitimin en önemli sivil kuruluşuna başvurdu. Her öğrenciye yardım eden bu kuruluş imam hatipli olduğunu öğrendikten sonra arkadaşı kapı dışı etmiş ve gericileri doyurmuyoruz demişti ,akan göz yaşlarına ,görünen çaresizliklere aldırmadan.        

       Buraya Gölcük’teki gibi askerler gelmiyordu sadece selam yolluyorlardı. Sıkıntı başladı. Yine baş örtüsü, yine tehditler…

        Askeri liselere, harp okullarına alınmıyorduk. Artık üniversiteye de giremeyeceğimiz duyuruldu, bir iki bölüm hariç. Ve kaçışmalar başladı. İlk sırada da ben ayrıldım çünkü idealim bir öğretmen olmaktı. Oldum da… Ama bir İmam Hatipli olarak değil bir İmam Hatip kaçkını olarak. Düşünüyorum fazladan gördüğüm Arapça ve Kur’an dersi benim öğretmenliğime neden engel olmuştu? Neden hâlâ engel oluyor? 

         Daha büyük idealleri olan arkadaşlar vardı. Onların ideali, İmam Hatipli olmaktı. İmam Hatipli kalmak, kalabilmek… Çok zeki arkadaşlar vardı içlerinde. Matematikçiler kadar matematik yapabilen, en iyi fenciler kadar fen yapabilen… Ama imam hatipli olduğu için üniversitelerden geri çevrildiler. Tuttular gurbet yollarını. Kimi Azerbaycan’a gitti, kimi Ukrayna’ya kimi de Bulgaristan’a gitti. Çoktan okullarını bitirdiler ama üniversite diplomaları bile kabul edilmedi ülkemde, Türkiye’mde. Şimdi üniversite okudukları ülkelere hizmet ediyorlar. Büyük işleri Bulgaristan, Ukrayna bayrakları altında yapıyorlar. Ve eminim yıllar sonra onların buluşlarını milyon dolarlar vererek satın alacağız.

          Masa başında ülke kurtarmaya çalışan büyükler kendilerini başarılı sayıyorlar. Yeşil örümceklerden kurtulduk diye seviniyorlar. İşlenebilecek zekâyı, üstün kabiliyetli bu kişileri ülke dışına yollamakla övünüyorlar. Ülkeye verdikleri zarar,Atatürk’ün muasır medeniyetler seviyesi bu adamların umrunda değildir. İlgilendikleri tek şey, göbekleri ve koltukları.

           Selam olsun İmam Hatipliye! Helal olsun davasında arkaya bakmadan yürüyenlere. Yazıklar olsun kendi menfaatlerini ülke menfaatlerinin önünde tutanlara.

1
Oca

Kınalı Kanadı Kırılmış Kuşlar Gibi

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

 Fotoğraf:www.turkiyeinternette.com

    Yaz olsa sahillere atardım kendimi. Yaramı teskînden âciz şu dar ufukların ötesinde deniz, enginliğinin verdiği vehimle ruhuma hemhâl olsun diye. O zaman teselli bulurdum bir nebze olsa da. Ne güzel diyor Yahya Kemal:

    Rûh ufuksuz yaşamaz.

    Dağlar ufkunda mehâbet,

    Ova ufkunda huzûr,

    Deniz ufkunda tesellî duyulur.

    Yalnız onlarda bulur rûh ezelî lezzetini.

    Bir nebze olsa da dedim zira, bir süre sonra dünyadaki dar ufuklar da kesmez olur sonsuz bir ummân olan insan rûhunu. Devam edelim aynı şiir üzerinden:

    Bu ufuklar avutur rûhu saatlerce, fakat

    Bir zaman sonra derinden duyulur yalnızlık.

    Rûh arar kendine bir rûh ufku.

    Mânevî ufku pek engin ulu peygamberler

    -Bahsin üstündedir onlar- lâkin

    Hayli mes’ud idiler dünyâda;

    Yaşıyorlardı havârileri ashâbıyle;

    Ne ufuklar! Ne güzel rûh imiş onlar! Yâ Rab!

    (…)

    Yaşıyan her fânî  

    Yaşıyan her rûh özler,

    Her sıkıldıkça arar,

    Dar hayâtında ya dost ufku, ya cânan ufku.

                      (Yahya Kemal, “Ufuklar”, Kendi Gök Kubbemiz)

    Dostlar mı yüz çevirdi, yoksa cânân mı terk etti beni bilemiyorum. Yeni ufuklara hasret, yeni çeşmelere susuzum her doğan günde. Belki de aradığım yaz ufkudur. Onun güneşiyle beraber ruhumun açılması, yazla beraber bize şevk veren haz ufkudur. Belki de neyin içli sesi, udun gönlüm gibi kırık nağmeler söyleyen teli, belki de saz ufkudur. Ruhumun en ince kıvrımını deşen bir şiirin en güzel mısraıdır belki de; söz ufkudur. Belki biraz kendimi çekme arzusudur dünyanın keşmekeşinden; istiğnâ ufku, naz ufkudur. Hâl-i hazînimden bahs açmayın zira en hafif rüzgârda tutuşmayı bekleyen içimdeki korlar, bir “bilinmez”in sırrı, bir “anlatılmaz” ufkudur. Hayatta neşe-hüzün, güzel-çirkin, tebessüm-gözyaşı içiçe geçmiş madem… Öyleyse hâlim hayatın her inceliğiyle içiçe yaşayan bir ruhun “siyah beyaz” ufkudur.

    Şimdi bir daha versem mi kendimi yollara? Kanat açsam mı yeni ufuklara? Kanat açsam da uçamam ki bu hâlimle! Yazı gelmeyen upuzun kışlarda kınalı kanadı kırılmış bir kuş gibiyim. O kimsesiz diyarda hep o ufku arıyor, onu düşünüyorum: 

    Beni sorarsan şahitsiz suçlar gibi

    Kınalı kanadı kırılmış kuşlar gibi

    Yazı gelmeyen upuzun kışlar gibi

    Unutulmuşlar diyarında düşünüyorum

                    (Sezen Aksu, “Kaybedenler”)

                                                                                       Fahri Kaplan

Tags: , , ,

25
Ara

O da Ne! Yine mi Ajdar?

   Yazar: İbrahim ARSLAN   Kategori: Genel Güncel

    İsmail yk fesbuk

Sizce popüler web enstrumanları sanat mıdır? Ya da popüler yaşamın pazarlanma şekli mi bu?

Önceki gün acil bir işim için internet kafeye gitmem icap etti ve Kayseri merkezdeki şey ($¥) kafeye uğradım. İşimin önemli bir kısmını bitirdikten sonra kulağım kafenin içinde çalan müziğe takıldı. Ara sıra gelen feysbuk feysbuk seslerini duydukça: “Bu ne ya Ajdar yine mi şarkı yapmış!” deyip aldırmayıp işime devam ettim. Fakat bir müddet sonra sesin hiç de yabancı olmadığını düşünerek daha bi kulak kabarttım müziğe doğru. O da ne bu Ajdar değil İsmail Yk diye geçirdim içimden. Bir müddet sonra dinledikçe emin olmuştum İsmail Yk’nın olduğuna. Müzik sürekli kafede tekrar ettiği içinde yeni tekrarında tamamen işimi gücümü bırakıp müziği dinlemeye başladım. Ama ne dinleme… Hem dinliyorum hem de gülüyorum.  “Ya şuna bak ne şarkı, internet sitesi bile artık şarkı oluyor.” dedim. Gerçi sonrasında daha önceki “bomba bomba com” şarkısıda hafızamda belirdi, ama bu bana çok enteresan geldi. İlk dinleyişim olduğundan mıdır? Yıllardır internet dünyasının içinde olmama rağmen bir sitenin şarkı içerisinde özelliklerinin belirtileceği ve faydalarının(!) anlatılacağı hiç aklıma gelmemişti. Bir de çok yüksek albüm satışı yapan İsmail Yk’nın niye böyle şarkıları yaptığını düşünmeye başladım. Sonrasındaysa İsmail Yk’nın yaptığı şarkılarının pek geleceğe kalmadığını düşünerek İsmail Yk’nın güncel popülerleri kullanarak şarkı yapan mevsimlik şarkıcı olduğunu düşündüm ama bir yandan da düşünürseniz İsmail Yk’nın genel olarak yapıtlarında pek fazla sanat gütmüyor ve bunları sadece maddi kazanç için çıkarıyor ee ne diyelim umarım amacına ulaşır.

Sanat için de şarkı üretenlerin internetten etkilenmemesi dileğiyle…

Sağlıcakla Kalın.

Not: Şarkının videosu ve sözlerine bakmak isterseniz Link

Tags: , ,

18
Ara

Dökük Sözler

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

     

    Ne zaman söze başlamaya kalksam söz naz etti. Sözün kendiliğinden gelmesini bekledim o yüzden. Ne zaman koşmadım söze, söz ayaklarıma kapandı “Beni al” diye. Ama ne zaman ki koştum peşinden… O dem yerimde saydım, kaldım öylece. Bir nazlı sevgili kelâm. Yüz buldukça senden kaçan bir âfet-i cân…

    Böyle diyerek başladım söze. Sözü kıstıramadığım anlarda zorladım kalemimi, kırık dökük yazılar böyle doğdu. Ama o yazıların ışığı kış güneşi gibiydi, tat vermedi:

   “Sen kış güneşi misin

    Yakarsın ısıtmazsın” (Sezai Karakoç)  

    Kışın güneşsiz günlerini, insana kasvet salan karanlık günlerini gördükçe kış güneşine de hasret kaldık. Uzayan geceler… Uzadıkça ruhuma kasteden geceler… Nerdesin yazın uzun ve doyumsuz günleri! Özledim, güneşin beni iliklerime kadar kavuruşunu bile!

    Sebebine âşinâ olmadığım bir daüssıla ile döküldü sözler. Döküldü diyorum zira plânlanıp yazılmadı. Gelişi güzel düştü. Dedim ya döküldü işte, döküldü.

 

  28 Ağustos- 12 Eylül tarihleri arasında Türkiye’de düzenlenecek Dünya Basketbol Şampiyonası’nın kuraları bugün çekildi. C Grubunda yer alan A Milli Basketbol takımımızın grubunda Yunanistan, Porto Riko, Rusya, Çin ve Fildişi Shili yer aldı. Bugünkü kura sonucu oluşan gruplar şöyle:

 A GRUBU: Arjantin, Sırbistan, Avustralya, Almanya, Angola, Ürdün

B GRUBU: ABD, Slovenya, Brezilya, Hırvatistan, İran, Tunus

C GRUBU: Yunanistan, Türkiye, Porto Riko, Rusya, Çin, Fildişi Sahili

D GRUBU: İspanya, Fransa, Kanada, Litvanya, Yeni Zelanda, Lübnan

   Milli Takımımızın yer aldığı C Grubundaki maçlar Ankara’da oynanacak. Bunun yanında A Grubu maçları Kayseri’de, B Grubu maçları İstanbul’da, D Grubu maçları İzmir’de yapılacak.

    “12 Dev Adam”a şimdiden başarılar diliyoruz. Bu yaz dünya basketbolunun kalbi Türkiye’de atacak. Türkiye’ni kalbi de 12 Dev Adam’la…

Tags: , , ,

12
Ara

Beşiktaşlılık Nedir

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Spor

 

    Beşiktaşlılık…

    … 

    Hayattaki farklılıkların zenginliğimiz olduğunu görüp siyahla beyazı bir arada kucaklamaktır.

     Başarıyı aşkına şart koşmadan, kayıtsız şartsız takımına âşık olmaktır.

     Tutkusunun derecesini kimselerin anlayamadığı Beşiktaş’ın siyahı kadar kara, beyazı kadar temiz bir sevdadır. 

     Ezeli rakiplerine karşı hissettiği rekabet duygusunu nefrete dönüştürmemek; rakibine olan nefretin takımına duyulan sevginin önüne geçmesine izin vermemektir.

     Kendi gibi çok insan olduğuyla övünmek yerine Beşiktaşlı olmanın ayrıcalığını hissetmektir.

     Etrafında çoğu kişi Cimbom-Fener kavgasındayken farkını ortaya koyabilmektir.

     Yığınların peşinde sürüklenmek yerine yalnız uçabilmektir.

     Birbiriyle sürekli didişen, gözlerini rekabetin hırsı bürümüş iki huysuz oğlanın aralarına almak istemedikleri, görmezden gelmeye çalıştıkları ama bir türlü başaramadıkları; her seferinde küllerinden doğarak kanatlanan asâlet sembolüne duyulan aşktır. (O iki huysuzun birleştikleri tek nokta Beşiktaş’ın her başarısına bir kılıf aramaktır.)

     “Babadan kalan miras değil, evlâdına olan borçtur.”

     Yolda hiç tanımadığın birini Beşiktaş formasıyla görünce içini sevinç kaplaması, yüreğinin kıpır kıpır etmesidir.

     Takımın siyah beyaz formalarla sahaya çıktığında her şeyi unutmak, gözünü o renklerden alamamaktır.

      İnönü Stadından dünyaya yankılanan desibellerin bile anlatmaktan aciz olduğu; sese, görüntüye sığmaz; kalıpların taşıyamayacağı ruhtur.

      Anlatmakla bitmez, maddelere sığmazdır.

      Siyahtır, beyazdır. Aşktır, aşk…

      …

                                        Fahri KAPLAN

   

Tags: , , ,

6
Ara

VURUN İMAM HATİPLİYE

   Yazar: Doğan ÖZÇELİK   Kategori: Genel Güncel

           

   Şimdinin gelişmiş olan Avrupa’sı henüz gelişmeden önce, tuvaletlerinin paketlerle dışarı attığı, insanlar kafalarına pislik gelmesin diye şemsiye kullandığı zamanlardı. İki haşarı kız çıktı ve cadılar bize tecavüz etti diye ortalığı birbirine kattılar. Polis cadıları aramaya başladı. Doğal olarak da bir şeye ulaşamadı. Dosyayı kapatabilmek için onlarca köylüyü cadılara yardım ve yataklık yapmaktan tutukladı, konuşturmak için günlerce işkence yaptı.

   Şimdinin dünya devi olmaya hazırlanan, büyük oynamaya başlayan Türkiye’nin henüz belini doğrultamadığı, açlığın,ilaçsızlığın pençesinde kıvrandığı  zamanlardı. İnsanları oyalamak, demokrasiyi, işsizliği ve haklarını aramayı düşünmemelerini sağlamak için bir şeyler yapmak gerekiyordu! İki haşarı çok bilmiş çıktı irtica geliyor dedi. Polis ve asker  cadı avına çıktı. Bulamayınca çaresiz bir arayışla imam hatibe sarıldı. Ve yıllardır amansız hakaretlerle ve değişik yollardan aşağılamalarla işkenceye devam ediliyor İmam Hatipliye.

    On bir yaşındaydım imam hatibe yazıldığım zaman, o zaman orta okullar da ayrıydı. Gölcük’teydi  okulum, donanmanın merkezinde. Daha 28 şubat süreci başlamamıştı ama soğuk rüzgarı hissediliyordu. Okulumuzu teftişe üniformalı,bol yıldızlı amcalar gelmeye başladı. O sırada çevik bir komutan şubat müjdesini(!)  verdi. Asker amcalar ziyareti sıklaştırdı bu kadarla da kalmadı bizi de davet ettiler(!) garnizona. İki haftada bir laiklik konulu konferanslara katılmamız zorunlu oldu. Tabii kız öğrencilerin baş örtüyle gelme ihtimaline karşı onların gelmesini yasakladı asker amcalar.

    El kadar çocuklardık. Başörtülü arkadaşlara tehditler gelmeye başladı. İlk dönem başını açmayan takdir- teşekkür alamayacak ,ikinci dönem başını açmayan okuldan atılacak. On iki yaşındaki kız öğrenciye yapılan tehditti bu.

          

    Sözlerinde durdular, hiç aman vermediler, ziyareti aksatmadılar hiç. Başını açmayan öğrenciye türlü eziyetler yapıldı. Öğrencinin başını açmayı başaramayan idareciler akıl almaz eziyetlere uğradı. Müdürümüz bir okula normal öğretmen olarak atandı, müdür yardımcımız da. Müdürümüz mahkemeye verdi, türlü yerlere baş vurdu. Ve kazandı ama yeni görevine başlayamadan 17 Ağustos depreminde Hakk’ın rahmetine erdi.

    Cadıları yakalayamamak deli etti Avrupalıları. Gittikçe daha da sinirlendiler ve yakaladıkları masum köylüden aldılar hınçlarını. Türkiye’de mi ne oldu? Hala alamadılar hınçlarını…

4
Ara

Nekâhet ve Helâl Sihir

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

   Hastalıktan yeni yeni kurtulurken insanda oluşan tatlı mı tatlı zayıflık hâli… Kudemâ buna “nekâhet” der idi.(*)(**)  Öyle tatlı bir histir ki nekâhet!.. Bu hâldeyken insan, özgürlüğünü elde etmişçesine sevinir, çocuklaşır.  Bâkî’nin dediği gibi sanki dersi bitmiş de mektepten âzâd olmuş çocuk gibidir belki de:

   “Dil kayd-ı aklı selb ideli şâd olub gider

     San tıfldır ki hâceden âzâd olub gider.”

     Hastalıktan âzâd olmaya başlayıp eski sağlıklı günlerin alâmetlerinin belirdiği bu zamanlarda en çok andığım mısra ise Yahya Kemal’e ait:

   “His var mı bu âlemde nekâhet gibi tatlı.”

    Her hâli anlatan bir mısra var bu şiir denen sihirde. Dîvân şiirinde sihr-i helâl (helâl sihir) adında bir sanat olsa da, en helâl sihir, şiirin kendisi olmalı. Beni hasta yatağımdan yeni yeni kalkarken böyle güzel mısralarla bir kez daha şâd ettiniz ya ey sözün sultanları! Ellere harâm olan sihir size helâl olsun! 

—————————————————————–

(*) Kaf’la derdi, kefle değil. “K”den sonraki “â” kalındır. Şapkası inceltme değil, uzatma için konuldu. 

(**) Herife bak! Millet inceltirken bile atmaya başladı şapkayı, bu uzatırken de kullanıyor :=o”

Tags: , ,

Lafistan.com Gizlilik Politikası