11
Tem

ALİYA……………!

   Yazar: Okan Taştepe   Kategori: Genel Güncel

11
Tem

SREBRENİCA………………………………..!

   Yazar: Okan Taştepe   Kategori: Genel Güncel

 

SAVAŞTA BÜYÜK ZÜLME UĞRADINIZ.ZALİMLERİ  AFFEDİP AFFETMEMEKTE  SERBESTSİNİZ.

NE YAPARSANIZ  YAPIN  AMA  SOYKIRIMI  UNUTMAYIN.ÇÜNKÜ UNUTULAN  SOYKIRIM

TEKRARLANIR.

ALİJA  İZZETBEGOVİC

21
Haz

Kayboluş Aranıyor (Şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

KAYBOLUŞ ARANIYOR

Bir şeyler olmalı artık
Geceye tat veren nefesi bulmalı
Hayatı duyarak her dem yenilenerek yaşamak
Ve bunu gibi ve benzeri vb. şeyler

Bir şeyler olmalı artık
Bir kuşun kanadında kalmamalı yalnız o heyecan
O güzel sesli nefes kafeste mahpus
Gözlerim çoraklığa sürgün bakmamalı
Beni benden alan beni bende duyan
Ümidimi taptaze tutan bir şey
-Şeb-i yeldâyı kim bilebilir ki, arefesindeyiz belki de. Sâbit mi sandın yoksa onu sen-

Elbette aşk olmalı bizi canlı kılan
Yoksa sen vehim mi sandın
Yahut kuru bir zan
Beni yansa külü kalmaz kuru ve içi boş bir kabuk mu zannettin
Yoksa beyhûde heveslere kapılmış bir çılgın mı
Aşk olsun

Boş ver şimdi bunları
Yeter ki hoş gör perîşân hâlimi
Ben geçtim loş sokakları çoktan
Artık gam yemem bin kez kaybolsam da
Aksine kaybolmaktır aradığım sil baştan
Aslında o da kolay inan yeter bir an
Yeter ki sev beni sımsıcak
Öncesi ve sonrası kalmasın öyle sar ki
Sar ki aşk olsun

(Fahri Kaplan)

Tags:

30
May

Müstesnâ (şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Genel Güncel

MÜSTESNÂ

Acıyla beslenirse der belki
İçinden seslenirse der

Şimdi akşamlardan kalan
Süzülmüş bir keder
İle derbeder olsan ne eder

Sabah olunca gider belki
Bir gün bu ağrı da biter

Şimdi şafağın umudu
Gözyaşının ak tâneleri
Sevmenin coşkusu
Kaçmanın bahâneleri
Hüznü ayrılığın
Bilsen daha neleri

Sana göre heder belki
Bana göre kalbimde müstesnâ o yer
___
Fahri Kaplan
3 Ramazan 1438, sabaha karşı…

10
Nis

Eksik ve Kâfî (Şiir)

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

Feleği âteş-i âhım ile yandırdım

Güneşi sabâh uykusundan uyandırdım

 

Bir hayâl idi esâsen söylediklerim

O hayâle önce kendimi inandırdım

 

Tamamlasam güzeldi bu gazeli Fahrî

Ne var ki üç beytle okuyanı kandırdım

 

Fahri Kaplan, 9 Nisan bitip 10 Nisan başlarken, 2017, Muğla.

Tags:

22
Mar

ÇANAKKALE 1915-2017

   Yazar: Okan Taştepe   Kategori: Genel Güncel

                                                                                                              ÇANAKKALE ;  TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN  ÖNSÖZÜDÜR……!!!!!

 

 

 

23
Şub

Sezen Aksu’nun Yolculuğu

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat, Müzik

Sezen Aksu’nun geçtiğimiz ay çıkardığı “Biraz Pop Biraz Sezen” albümü,  dinlemeye doyamadığım o kadar güzel şarkılarıyla şimdiden benim müzik dinleme tarihimdeki yerini almış durumda. Bir albüm içinde herhangi bir albüme girse en güzel parça olabilecek bu kadar şarkı yer alabiliyorsa eğer takdirle, zevkle, güzellikle dinlemek kalıyor bize… İyi ki var Minik Serçe; sesine, sözüne bereket…

Albümde sözleri -ve tabii ki Sezen Aksu’nun yorumuyla da- en çok dikkatimi çeken şarkılardan biri de “Ey Benim Çocukluğum” oldu. Sezen Aksu, hayat yolculuğunu aynı zamanda bir aşk yolculuğu, olgunlaşma (kemâle erme) yolculuğu olarak vasfederken “çilehane” tabirini de kullanıyor ki, bu güzel benzetme geleneğin, klâsik kültürümüzün , tasavvufun izini bugünleştiren eşsiz bir çağrışım sunuyor ve “yana yana yolculuk” için tam yerine oturan bir söyleyiş oluyor. Hele kendi sesinden “Ey benim çilehânem” deyişi içimi ürpertiyor çoğu kez.

….ve nakarat kısmındaki nefis sözler:
Ne yapsam, nereye gitsem olmuyor
Hayattayken araftayım
Bir hatıraya sevdalı
Hem kazanan hem kaybeden taraftayım

Hayattayken arafta olmak…. Ne orda ne burda… Kendi ifadesiyle : “Ne burada ne uzaklarda”… Belki “hiç kimseden gidemem gitmem/ Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir” ifadesi ile de örtüştürmek gerekir bu sözleri. “Bir hatıraya sevdalı”, unutamayan âşıkların, aşkını hatıralarında yaşayanların, hâlâ güzelliği ve huzuru o hatırada bulanların hâlini ne de özlü ifade etmekte…  “Hem kazanan hem kaybeden tarafta” olmak… Böyle bir hâldeki insanın durumunu özetleyen veciz bir ifade daha. Öyle güzel sözler ki… Sezen Aksu’nun içimizi titreten ve aşkı hissettiren nadide sesi ve yorumu ile Ozan Bayraşa’nın enfes düzenlemesiyle de şarkı bendeki -ve tahminimce pek çok müzikseverdeki- müstesna yerini almış oluyor.

İyi ki varsın Sezen Aksu… Allah, sesine, sözüne, ömrüne bereket versin.

Fahri Kaplan


Şarkıyı ve albümün tamamını Sezen Aksu’nun resmi youtube hesabından dinleyebilirsiniz.

“Ey Benim Çocukluğum” şarkısı: https://www.youtube.com/watch?v=kkMTykQG4Qc

“Biraz Pop Biraz Sezen” albümü : https://www.youtube.com/watch?v=dpvoWvcDUIc

Tags: , ,

7
Şub

Devam…

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Genel Güncel

Merhaba kıymetli okurlar,

Lafistan’ın yayınına -duyurduğumuz üzere- 24 Ocak 2017 tarihi itibarıyla son vermiştik. Ancak, 9 yılda oluşan bu güzel birikimi ulaşılması/bulunması zor bloglara yarım yamalak bir şekilde bırakmamak açısından -en azından 2018 başlarına kadar- devam diyoruz.

Sizlerle yeniden buluşmanın mutluluğu ile… İnşaallah güzel yazılarda görüşmek/buluşmak ümidiyle…

Fahri Kaplan

22
Oca

Lâfistan’a Veda

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Genel Güncel

Merhaba kıymetli okurlar,

Başilıktan da anlaşılacağı gibi sitemizin 9 senelik serüveni tamamlanıyor. Yeni yolculuklara yelken açmak ümidiyle “lâfistan” maceramızı noktalama kararı almış bulunuyoruz. Lâfistan, 24 Ocak 2017’de yayın hayatına veda ediyor. Ben yazılarımı bundan böyle:

fahrikaplan.blogspot.com
fahrikaplan.wordpress.com

adresli sayfalarımda yayımlamaya inşaallah devam edeceğim. Buradaki yazılarımın pek çoğunu da inşaallah oraya aktarmayı düşünüyorum.

Bu siteyi kurma fikrinin sahibi ve sitenin açıldığı günden beri maddi ve manevi katkı ve desteğini eksik etmeyen İbrahim Arslan başta olmak üzere, Lâfistan’a yazıları, yorumları ve ziyaretleriyle değer katan herkese teşekkürle…

Tekrâr mülâkî oluruz bezm-i ezelde
Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler
(Yahya Kemal)

_____

Teşekkürle… Alllah yolumuzu ve yolunuzu daim güzel eylesin…

Fahri Kaplan

23
Ara

Fuzûlî’den Dört Hayâl-Engîz Beyit

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

Bu aralar, zaman zaman Fuzûlî Dîvânı’nı okumaya çalışıyorum. Yok öyle değil; aşkın ve ızdırâbın  tatlı bir alevle hissedildiği mısralarda bir yandan da hayâl inceliklerinin hayret ve haz verici ufkunda seyahat ediyorum. Az evvel okuduğum bir gazelinde Fuzûlî’nin arka arkaya gelen şu beyitlerinden her birini okuduktan sonra adeta “hayret ilen parmağım dişledim” ve bir daha: “Şiir bu, üstâd bu!” dedim. Bu dört beyit ve günümüz Türkçesi’yle ilk anlamları şöyle (köşeli parantezde “[]” verdiklerim, beyitteki mânânın daha rahat görülebilmesi açısından eklediğim îzâhâttır):

Dut gözün ey dûd-ı dil çarhun ki devrin terk idüp

Kalmasun hayretde çeşm-i gevher-efşânum görüb

(Ey gönlümün dumanı! Dönen feleğin [gökyüzünün] gözünü tut ki [yani onu sisle, gri bulutla öyle kapla ki], inciler [inci gibi gözyaşları] saçan gözümü görüp hayrette kalmasın da dönüşünü terk etmesin!)

Suda aks-i serv sanman kim koparup bâğ-bân

Suya salmış servini serv-i hırâmânum görüb

(Suda görüneni servinin yansıması sanmayın. Bahçıvan salınan servimi [servi gibi sevgilimi] görünce kendi servisini suya salmış [işte suda görünen odur!])

Pertev-i hurşîd sanman yirde kim devr-i felek

Yire urmuş âfitâbın mâh-ı tâbânum görüb

Yerde görüneni güneş ışığı sanmayın ki parlak ayımı [ay gibi parlayan sevgilimi] görünce feleğin devri güneşini yere vurmuş [yeryüzündeki ışık, işte o feleğin yere vurduğu güneştir.])

Ey Fuzûlî bil ki o gül-ârızı görmüş değül

Kim ki ayb eyler benüm çâk-i girîbânum görüp

(Ey Fuzûlî! Benim yakamı yırttığımı gördüklerinde beni ayıplayanlar bil ki o gül yanaklıyı görmüş değillerdir [görseler bana hak verirler ve ayıplamazlardı, belki onlar da yakasını yırtarlardı.].)
***
Böyle dört hayâl-engîz beytin bir şiirde arka arkaya gelmesi ender görülür şeydir. Nâ’ilî’nin şu mısraını yâd etmemek elde değil: “Eş’ârı böyle söyler üstâd söyleyince”.

Fahri Kaplan

Tags: , ,

24
Eki

Kara Kıt’a ve Beyaz İnciler

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Genel Güncel

20161024_170214

KARA KIT’A VE BEYAZ İNCİLER

Gerçi bir şiir bir kez yazılır
Güzelse okunur tekrâr tekrâr

Nazîreler söylenir bazen de
Söz süsler ondan ilhâm alanlar

Kelâm tıpkı okyanus gibidir
İçinde binler inci mercân var

Ve şâir dalgıç bulur inciyi
Sonra sevinçle âleme saçar

Böyle söylenir mesnevî gazel
Böyle denir eş’âr-ı dürer-bâr

Güzel sözü vasfedeyim diye
Fahrî nicedir defterler karalar

 

Fahri Kaplan, 24.10.2016, Muğla.

5
Eki

ŞİİR VE HASRET

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

Şiire hasret
Zamanlar varmış
Hâle ağlarmış
Şiir ve hasret

Şiire hasret
Zamanda geldik
Rüzgârla güldük
Şiirle hasret

Zaman ne darmış
Geceler hasret
Gündüzler hicret
İnsan tattığı
Sevgi kadarmış

 

Fahri Kaplan

13
Tem

TÂZE GAZEL

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

Dil verdikçe neyle sâza gazeller

Başlar semâya pervâze gazeller

 

Nice asırlar şîrîn kelâm ile
Saldı âleme âvâze gazeller

 

Mest oldu uşşâk u rindân bu câm ile

Şâh dedikçe o mest-i nâze gazeller

 

Hayfâ oynandı mîzânıyla sözün

Bu demde bize kim yaza gazeller

 

Kıl terennüm Fahrî şi’r-i âbdârı

Sun safâ ehline tâze gazeller

 

                  Fahri Kaplan

11
Tem

   Yazar: Okan Taştepe   Kategori: Genel Güncel

13626611_1045151832219684_742310577383584684_n

 

DON’T FORGET……!

7
Mar

Latîfî Tezkîresi’nden Bir Şâir: Meşrebî-i Kalender

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

“Zikr” kelimesinden türeyen “tezkîre” ifadesi belli bir meslek, mevkî veya ilgi grubuna göre o sahadaki kimseler hakkında bilgi veren eserler için kullanılır. Meselâ evlîyâ tezkîreleri önde gelen tasavvufî şahsiyetler, sûfîler hakkında bilgi verirken şâir tezkîreleri belli bir devirdeki şâirler hakkında bilgi verir. Türk edebiytatında da 15. yüzyılda Ali Şîr Nevâî ile başlayan şuarâ (şâirler) tezkîresi örnekleri 16. yüzyılda Anadolu sahasında Sehî Bey, Latîfî, Âşık Çelebi, Kınalızâde Hasan Çelebî, Beyânî gibi isimlerle devam eder. Sonraki yüzyıllarda diğer tezkîreler de bu türü zenginleştirir.

Tezkîre okumak, hem farklı şâirleri hem de yeni şirleri tanımak açısından gayet zevkli ve istifâdeli bir meşgale. Tez çalışmamdan ötürü de Latîfî Tezkîresi (yazılış tarihi 1546) ile meşgûl oluşum bu zevki aynı zamanda sorumluluğa da dönüştürse de aslında bu güzel şiirleri tadarak, farklı şâirlerle hemdem olarak geçen güzel zamanlarımın da hazırlayıcısı mâhiyetinde.  Latîfî’den muhtemelen daha önce duymadığınız bir şâir ve bir beytiyle bu yolculuğa dileyenleri de bir nebze ortak etmek isterim.

Meşrebî-i Kalender. Latîfî’nin verdiği bilgilere göre, İstanbul’dan Latîfî’nin çağdaşı bir şâir, yani XVI. yüzyıl şâiri. Tarikat ehlinden, kalender-meşreb, derviş tabiatli, ünlü şâir Hayâlî ile aynı pîre bağlı Haydârîlerden. Mûsıkî ilminde eser yazacak kudrete sâhip Meşrebî, şiire de hevesi varken -muhtemelen genç yaşta- vefât ediyor. Şâirlik tabiatı fenâ değil Latîfî’ye göre. Latîfî, onun bir gazelinden üç beyitlik bölüm, bir matla beyti ve Hayâlî’ye latîfe yollu takılışını içeren bir dörtlük örnek verir. Ben bu örneklerden müstakil oalrak verilmiş bir matla beyti örneğini sizlerle paylaşmak istiyorum:

Gel’e top-ı cefâ gönlüme tokunma benüm
Taş degüldür yüreğüm burc degüldür bedenüm *

Ey cefâ topu, gel sen benim gönlüme dokuma; (zîrâ) benüm yüreğim taş değildir, bedenim de burç değildir.

(Burç;  “kale surlarının gerekli yerlerine yapılan savunma kulesi”dir**.)

Burada şâir bir top gibi sürekli taarruz eden cefâya seslenmekte. Top, taştan/kayadan sert surları, kaleleri, burçları delmek için kullanılır. Oysa âşığın gönlü aşk ateşiyle erimiş, incelmiş, yufka gibi yumuşacık hâle gelmiş keyfiyette. Böyle bir yufka yüreğe bir de cefâ topu atmak onu mahvetmek değil midir, bu insafa sığar iş midir! Şâir bu âhengli söyleyişinin arkasında bu hisli ve incelikli anlatımla şiirde mânâ ve sesi kaynaştırıyor; ızdırâbın yudum yudum tezâhür edip bir şevk lisânında kemâl bulduğu beyitlere bir yenisini ekleyerek söz ufkumuzda bir yıldızı daha parlatıyor. Meşrebî-i Kalender’e ve tezkîresinde bize ondan bahseden Latîfî’ye Allah rahmet eylesin.


* Meşrebî-i Kalender ile Latîfî’nin verdiği bilgiler ve örnek beyit Latîfî Tezkîre’sinin Rıdvan Canım tarafından hazırlanan tenkîdli metni esas tutularak verilmiştir. Eserin künyesi şöyledir:

LATÎFÎ (2000), Tezkiretü’ş-Şuarâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ, Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Rıdvan CANIM, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Ankara.


** İlhan Ayverdi, Misalli Türkçe Sözlük. Tanım şu internet adresinden alınmıştır: http://www.kubbealtilugati.com/sonuclar.aspx?km=bur%C3%A7&mi=0

 

Fahri Kaplan
[email protected]

3
Mar

PAMUKTAN DİLEK / KIŞ’A DAİR

   Yazar: Gizem Ece Gönül   Kategori: Genel Güncel

İki bahar arasında kalıp da tuttuğu dileği bir türlü gerçek olmayan ya da gerçekleşip de bize çaktırmayan bir mevsimden çıktık yorgun argın; ama telaşsız, sakin “hoşça kal” dedik etekleri pamuk, saçları ıslak olan bu mevsime. Kimimiz bir parça kopardık eteklerinden, kimimiz daha elimize almadan korktuk bu çıngıraklı kumaştan. Oysa onun saçlarının kurutulmasına ve taranmasına ihtiyacı vardı.

Uzamıştı saçları, günlerin kısalıp gecelerin uzadığı gibi ve ıslanmıştı saçları gecelerin beyazlaması, gündüzlerin eriyen pamukların sularını barındırması gibi. Saçları eteklerine değil ama beline kadar varmıştı. Rüzgârda savruluyor ve yere çarptıkça daha da ıslanıyordu. Islandıkça kuruluğa özlemi artıyordu. Sımsıkı kapatıp ağzını, sıkı sıkıya sıkıp dişlerini bir şeyler mırıldanıyordu kendi içine doğru. Ancak duyulan tek şey ağabeyi rüzgârın bas sesi oluyordu. Biliyordu yine de sağının ve solunun onu yalnız bırakmayacağını ve daha şiddetli sessizlikte mırıldanıyordu aynı cümleleri. Elbet kuruyacaktı saçları, elbet taranacaktı ipek ellerde. Şen çocuk kahkahaları, kalın giysileri içinde yan yana duran insanlar ve hiçbir şeyin sağlayamadığı bu eşsiz pamuklarla seviyordu kendini; insanların “çok” diye andığı zarfla.

Gündüzün gecenin, gecenin de gündüzün evine gittiği bir günde sessizce sağına baktı: Kendisine öfkeler kusan, hırçın bir arkadaş hâtta “öndaş”. Sonra soluna baktı: Yeşil perdelerle yukarıda sarı bir daire. Devraldığı ve devredeceğine bakakaldı bir süre. Arada olmakla İkisinden de bir parça taşıyordu içinde. Bir de ikisine de benzemeyen bir pamuk tarlası, beline dayanmış ıslak saçları ve elinde tuttuğu iki dişli bir tarağı… Sımsıkı kapadı ağzını yine, sımsıkı mırıldandı yine. Ve ipek bir el taradı saçlarını sarı daireyle kurutarak. Sordu bu sahipsiz el: “Acaba ne dilemiştiniz kardan bahar?”
-Gelecek yıl biraz daha kuru, çok az daha ıslak; ama pamuktan saçlar.

28
Şub

Mecaz Köprüsü

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

Bahaneydi bu rüzgâr/ Güneş, bal ve kehribar/ Bahaneydi bu buzdan kanat/ Erimezse kırılacak

Yıldırım Türker (1)                                                  

Şeyh Gâlib’in şu kıt’ası ile mecaz köprüsünden geçelim:

Eğer desem ki havalar açıldı geldi bahar

 Murâd odur ki benimle muhabbet eyledi yar

 Yâ söylesem ki çemen gonçelerle zeyn oldu

 Odur garaz ki tebessümle söyledi dil-dâr(2)

(Eğer: “Havalar açıldı, bahar geldi” desem bununla söylemeyi murâd ettiğim yârin benimle muhabbet eylediğidir. Bahçenin goncalarla süslendiğini söylesem bundan maksad gönül alan sevgilinin tebessüm ederek konuştuğudur.

     Bu dörtlük, şiirde maksad ifade edilirken bazı unsurların dolaylı olarak kullanılmasına işaret etmektedir. Bahar gibi, havanın açılması gibi, bahçenin goncayla süslenmesi gibi güzellikler de şâirin anlatmak istediği güzellik için bir bahanedir. Aslolan hakîkî (ilâhî) güzelliktir, mecâzî güzellik hakikî güzelliği aksettiren bir ayna olması yönüyle kıymetlidir. İsterseniz, bu mısraları mecâzî/beşerî aşkın ifadesi olarak da düşünebilirsiniz. O zaman bir mecaz, kendinden daha güzel bir ayna olan bir mecazı anlatmak için araç yapılmış olur. Gülün ma’şuk, bülbülün âşık, şarabın aşk için bir temsil olması gibi:

Sakın mey dirsem ey zâhid mey-i engûrı fehm itme

Hüner esrâr-ı ma’nâ anlamakdır lafz-ı muğlakdan(3)

(Bâkî)

(Ey zâhid, şarap dersem sakın üzüm şarabını anlama! Hüner örtülü sözden ma’nâ sırlarını anlamaktır.)

 

Şeyh Gâlib’in de pîri olan Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretleri, bir gazelinde ma’nâ olarak şöyle söylüyor:(4)

“Allah’ın lütfu, güzelliği şekilsiz olarak yüz gösterseydi, eğer o yarattığı bütün güzelliklerin, güzel gözlerin arkasına gizlenmeseydi, onun güzelliğine tahammül edebilir miydik? Bu sebepledir ki, peygamberler bize perdecilik ederler miydi, bize ötelerden bahs ederler miydi?”(5)

 

Bunun içindir ki pek çok şâir mecâzı hakikate bir köprü yapmış ve eşyadan esmâya, esmâdan müsemmaya gitmişlerdir.(6) Recâizâde Mahmud Ekrem de şöyle der:

“Bir kitâbullah-ı a’zâmdır ser-â-ser kâinât

Hangi harfini yoklasan ma’nâsı hep Allah çıkar.”

 

Söz bir bahane, eşya bahane… Anlatılanı okumak lâzım vesselâm.

 

Notlar ve atıflar:

(1)Sezen Aksu’nun söylediği bahane şarkısının sözlerinden.

(2)Şeyh Gâlib Dîvânı, Haz:Prof.Dr.Naci Okçu, Türkiye Diyanet Vakfı Yay. s.595, Ankara 2011.

(3)Bâkî Dîvânı, Haz:Dr.Sabahattin Küçük, TDK Yayınları, s.327, Ankara 2011.

(4)Ma’nâ olarak, zira şiirin aslı Farsça’dır. Verilen tercüme, merhum Şefik Can’a aittir.

(5)Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr/Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can, Ötüken Neşriyat, cilt 1, s.88, İstanbul 2009

(6)Esmâ-Müsemmâ meselesini Prof.Dr.Süleyman Uludağ, şöyle hülâsâ eder: “Esmâ-Müsemmâ: İsim-İsimlendirilen. İsimden isimlendirilene gitmek, Allah’ın isimlerini zikrederek Allah’a ermektir.” Kaynak: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Prof.Dr.Süleyman Uludağ, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2005.

 

Fahri Kaplan
[email protected]


Yazının ilk yayım yeri: Biga Doğuş BİGA, Ağustos 2014

7
Şub

Zâtî ve Latîf Bir Beyti

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

Zâtî, klâsik Osmanlı şiirinin üstâdlarından… Nice şâire de üstâdlık etmiş bu pîr şâir, aynı zamanda en çok şiir yazan Osmanlı şâirlerinden biri, belki de en çok yazanıdır. Elbette maharet nicelikte değil niteliktedir. Bu hususta Zâtî’nin güzel beyitlerini okumuş bir okur, elbette onun nitelikli şiirleri olduğunu bilir. Zâten öyle olmasa kendi yaşlılık döneminde, Bâkî’nin de içinde bulunduğu genç şâirlere nasıl üstâdlık edebilirdi ki! Bu üstâd şâir, Balıkesirli Zâtî, insanı okuyunca hem hayrete düşüren hem tebessüm ettiren, incelikli mânâlara sahip, zevkle okunacak pek güzel beyitler kaleme almıştır ki en hoşlarından biri de budur:

Ayıtdı ol perî bir gün düşüne girüren bir şeb
Sevincimden nice yıllar geçipdir görmedim uyku
(Zâtî)

O perî (sevgili), bir gün : “Düşüne girerim/gireceğim” dedi. Sevincimden nice yıllar geçti, (hâlâ) uyku görmedim.

Aşk olsun şâir! Sevgili, bir gece rüyâsına gireceğini söylemiş; bu rüyânın heyecânını taşıyor âşık ama şu işteki cilveye bakın ki sevgilinin rüyasına gireceği sözünün sevinç ve heyecânından yıllar yılı gözü uyku görmüyor ki sevgiliyi rüyasında görebilsin. Böyle ince, mânâlı, nükteli, latifelî, heyret-bahş bir beyti söyleyen şâirin ruhuna rahmet! Allah rahmet eylesin beş asır öncesinin revnaklı kelimeler üstâdına.

Tags: , , , ,

30
Oca

Hazân Kuşu

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

Kuşların şakıyışını,  hazânın sarı yapraklarının kırılgan sesini dinleye dinleye yürüdüm ve gezdim bahçeleri.

Hem kuşlar şakıyor hem de hazân olmasına alışık olmayabilirsiniz. Evet ben de alışık değilim bu imge ile kurgulanmış bir ifadeye. Kuş dediğin baharda şakır derseniz  kış kuşlarını hatırlayın derim. Kış kuşları vardır ama bahardaki gibi cıvıl cıvıl değil derseniz ben de bu metnin bir kurgu olduğunu o yüzden pür-realist bir tasvîre yazarı mahkûm etmeyi pek abes bulduğumu bu metnin yazarı olarak iletmek isterim.

Peki, nerede devamı mı diyorsunuz! Aslında çok söz ettim. Devamı olmadan da çok güzel bu cümle. O yüzden ben böylece tek cümlelik bir metin olsun istiyorum. O tek cümleyi tadına vara vara, tekrar tekrar okuyarak. Tefekkürle, hazla, hazanla… Tekrar gelsin öyleyse. Yani metni tekrar paylaşayım. Bu arada… Bütün bu söylediklerim, yani ilk cümleden sonra araya sıkıştırdıklarım metnin aslı değil -zîrâ asıl metin o cümleden ibarettir-  bu metin üzerine   yaptığım bazı izâhat veya türevi unsurlardan addolunsun lütfen. Ne diyordum, yeniden paylaşayım o tek cümlelik metni:

Kuşların şakıyışını,  hazânın sarı yapraklarının kırılgan sesini dinleye dinleye yürüdüm ve gezdim bahçeleri.

28
Oca

Yeniden

   Yazar: Fahri Kaplan   Kategori: Edebiyat

   YENİDEN*

Bir hoş beyt bırak yeniden coşar bu kubbe
Ses verdiğin tatlı sözlerle taşar bu kubbe

Gül olur mis kokar kül olur pervâne-misâl
Her mısra’da o şevki yine yaşar bu kubbe

Fahri Kaplan


*: Dil ve Edebiyat, sayı 81 (Eylül 2015), sayfa 12.